“İz”, zihninizde nasıl gelişti?
Bende kitabın oluşması uzun bir zaman alıyor. Bazen bir kitabı yazarken diğer kitabın fikirleri de oluşmaya başlıyor. Hatta bir romanımı yazarken yarıda bırakıp bir diğerine geçmeyi düşünmüştüm. “İz” için kafamda çok hırslı bir kadın, bir baba-kız ilişkisi ve biraz da gerilimi andıran bazı düşünceler vardı. Hepsini bir sentez halinde toparlayabildim, kendiliğinden oldu. Ben ön hazırlık dönemini tamamlamadan oturup yazmam.
Neler yapıyorsunuz ön hazırlık döneminde?
O dönemde kitapların fikirleri kafamda olgunlaşıyor, beynimde biriken fikirler belli bir olgunluğa eriştikten sonra ancak oturup yazabiliyorum. Uç uca ekleme şeklinde değil de, tam bir bütünün parçaları gibi.
Kitabı yazarken nelerden beslendiniz? Yarattığınız avukat baba- kız için izlekleriniz nelerdi?
Bu kitabı yazarken kendi avukatımdan yardımlar aldım. Ben ayrıntıya çok önem veririm, kitaplarımda inceleme dönemi çok uzun sürer. “İz”de de hukuk konularıyla ilgili her şeye çok dikkat ettim. Avukatım, Ankara’da nerede dava açılabileceğini bilen bir insan. Kitaptaki davaların coğrafyasının Ankara Çayyolu olmasını avukatım önerdi bana. Bu da kitabımın konusuna çok uydu; çünkü Çayyolu Ankara’nın gözde semtlerinden. Kitapta geçen arazi davasının oraya uygulanabileceğini düşündüm. Hukukla ilgili konuların gerçeğe yakın olması için başım sıkıştıkça avukatımı aradım. Bütün kitaplarımda gördüğüm, yaşadığım yerleri yazıyorum.
Kurguyla gerçekliği bir arada kullanıyorsunuz... İç içe geçiyorlar.
Evet. Gittiğim, gördüğüm yerler hep aklımdadır, notlarımı alırım; ancak nerede ve ne zaman kullanılacakları belli değildir.
“İz”de baba - kız ilişkisi çok baskın. Yazdıklarınızda otobiyografik izler var mı?
Şöyle söyleyeyim; bu dünya edebiyatında da vardır, kitabınızı ne kadar kendinizden uzak tutarsanız tutun elbette sizden bir şeyler, bir parça da olsa vardır. “Piraye” kitabımla da beni çok özdeşleştirdiler, o kitaptaki baba da, “İz”deki baba da benim babam olabilirdi. Yaşanmış küçük parçalar var kitapta; ancak bire bir benim hikayem yer almıyor. Bire bir babamı ve kendimi anlatmadım.
Nedir o küçük parçalar?
Mesela babamın hangi futbol takımını tuttuğunu bilmezdim ve “İz”de de Verda, babasının tuttuğu takımı bilmiyor. Bu gibi küçük parçalar var; ancak tabii ki kitabın bütünü benim babamla olan hikayemi yansıtmıyor.
Verda okulda da, iş hayatında da başarılı bir kadın. Ancak babasından hep takdir görme beklentisi içinde. Ne var ki babası hep içten içe takdir ediyor Verda’yı, bunu göstermiyor. Bu takdir edilmeyiş kadının hayatının neredeyse tamamını etkiliyor. Kitap, babaların kızları üstündeki etkisine değiniyor bu noktada, değil mi?
Evet, “İz”de psikolojik öğeler çok baskın. Verda da babasına çok düşkün bir kadın, ancak annesiyle babasının ayrılmasının ardından Verda da bir taraf tutmak zorunda bırakılıyor ve babasından uzaklaşıyor. Ancak içten içe babasına duyduğu hayranlıktan ötürü babasıyla aynı mesleği seçiyor. Başarılı oldukça babasının gözünde değerinin yükseleceğini düşünüyor.
Kitaplarınızdaki baş karakterlerin hepsi kadın. Kadınları daha mı iyi anlattığınızı düşünüyorsunuz?
Kitaplarımı birinci şahıs ağzından yazıyorum ve o nedenle de hep baş karakter kadın oluyor. Kitaplarımda kadın karakterler hep baskın oluyor, ama ‘kadıncı bir yazar’ değilim. Mizah öykülerimde baş karakterler hep erkektir.
Yeni kitap için çalışmaya başladınız mı?
Bir öykü kitabı yazıyorum, erkekler için... Hep kadınların öykülerini anlattım, ama yeni kitabımda 14 erkeğin öyküsünü anlatacağım. Erkekler de okuyacak, kadınlar da... 

 

“Edebiyatçılık anlaşılmamaksa, ben edebiyatçı değilim”
Kitaplarınız hep en çok satanlar listesinde, bunun bir formulü var mı?
Büyülü bir dili yakaladığımı düşünüyorum. Kitaplarımı çok geniş bir kesim okuyor. Anadolu kadını da, üniversite öğrencisi de, üniversite öğretmenleri de, erkekler de... Rahat okunan bir dili yakalamış olabilirim; ama konu olarak da bir şeyleri yakalıyorum demek ki okunuyor kitaplarım bu kadar. Yalnız bu ‘çok satan’ sözcüğü beni rahatsız ediyor. Söyleşi için gittiğim bir okulda konuşma yapan bir öğretmen, “Canan Tan için ‘bestseller’ yazar deniliyor. Yanlış. Canan Tan ‘longseller’ (kitapları uzun süre satılan) bir yazar” demişti.
Siz ‘longseller’ tabirini mi kullanmak istiyorsunuz peki?
Bir edebiyatçı olarak ‘bestseller’ tabirini de, ‘longseller’ı da kullanmak istemiyorum. Ancak ‘bestseller’ denildiği için bunun karşılığında onu kullanmayı tercih ediyorum. ‘Longseller’ uzun soluklu okunan demek. “Piraye” kitabım çıkalı sekiz yıl oldu, ama hâlâ en çok okunan kitaplar listesinin ilk 20’sinde yer alıyor. Ben anlaşılır olmak istiyorum.
‘Anlaşılır olmak’tan neyi kast ediyorsunuz?
Geçenlerde bir edebiyat dergisinde şöyle bir cümle vardı: “Yoksa sen anlaşılır olmak için mi yazıyorsun?” Ne için yazacağım ben? Elbetteki anlaşılmak için. Edebiyatçılık bu ise, ben edebiyatçı değilim. Ben insanlara ulaşmak istiyorum, anlaşılır olmak istiyorum. Benim okur kitlem hiç de küçümsenecek bir kitle değil. Daha ne isteyebilirim? Anlaşılmaz olmayı mı?
Kitaplarınız bu kadar çok okunurken neden kendinizi geri planda tutuyorsunuz?
16 yıldan bu yana kitap yazıyorum, çok uzun bir geçmişim yok öncelikle. İzmir’de yaşıyorum, İstanbul’da değil ve bu yüzden de çok göz önünde değilim. Dişimle, tırnağımla buraya geldim. Arkamda hiç kimse yoktu ve etrafımda beni destekleyenler olmadı. Okurlarım destekledi yalnızca beni.