Pazar

14.06.2008 - 18:36

Bir palto ve bir fotoğraf makinesi

Sitene Ekle


Nuri Bilge Ceylan’ın babasını çektiği bu fotoğrafın adı “Rough Sea / Dalgalı Deniz”.

Nuri Bilge Ceylan’a Cannes Film Festivali’nde En iyi Yönetmen ödülünü aldıktan birkaç gün sonra ulaşmaya çalıştım.
Yapımcısı sevgili Zeynep Özbatur, “Yenice’de, babasının yanında” dedi. Toprakla uğraştığını söyledi.
İtiraf edeyim ki bu durum, aldığı ödül ve ödül töreninde yaptığı konuşmadaki iki güzelim cümle kadar yürek ferahlatıcı geldi.
Ödül haftasını yerli-yabancı basına sırayla demeç vermek, sanat-magazin programlarında boy göstermek ve böylece tören konuşmasının yarattığı olumlu atmosferi pekiştirmekle geçirmek yerine kendi yetiştiği toprakların bereketli ıssızlığını tercih etmişti Ceylan...
Ve böylesi, onda ilk günden beri gözlediğimiz, sanatıyla konuşmayı yeğleyen ketumiyetine ve filmlerine de yansıyan “uzak”lığına daha uygundu.

Ailece Mısır’a
Onun yerine babası konuştu.
İlk filmi “Koza”da olduğu gibi son filmi “Üç Maymun”da da oynayan 86 yaşındaki babası Mehmet Emin Ceylan hayli sıradışı bir kutlama planlıyordu:
“Oğlum ödülünü, tutkuyla sevdiği yalnız ve güzel ülkesi için aldı. Filmini Türkiye’ye adayarak yurtseverliğini bir kez daha gözler önüne sermiş oldu. Evladımla gurur duyuyorum. ‘Üç Maymun’ benim de tanınmama sebep oldu. Yurtiçinden ve yurtdışından birçok hayranımdan aldığım mektuplar beni mutlu ediyor. Görevim nedeniyle yıllarca yurtdışında bulunduk. Ancak, Yenice’de evimiz ve toprağımız olduğu için yılın büyük bir bölümünde burada kalıyoruz. Bir süre sonra eşim, oğlum, gelinim ve torunumla birlikte Mısır’a yolculuk yapmayı planlıyoruz.”

Babanın mirası
“Babanın erdemi, çocuğun servetidir.”
86’sında “film yıldızı” olup Mısır’da tatile hazırlanan Mehmet Emin beyin ne tür erdemlerinin oğlunda servete dönüştüğünü merak ettim.
Öykü yazarı ve fotoğraf sanatçısı olan kızının kaleminden yaşam öyküsünü okuyunca, bu hayat hikayesinde, hem Nuri Bilge Ceylan filmlerinin sırrını hem Emine Ceylan öykülerinin tadını buldum.
Filmlerdeki, öykülerdeki o yapayalnız kasaba havası, o çaresizlik yüklü gri bulutlar, o kasvetli yüzler, evler, seyahatler, hep babadan devralınan bir sergüzeştliğin meyveleriydi sanki...

Babam için
Ceylan’ın internet sitesine (www.nuribilgeceylan.com) girin ve “Babam için” bölümüne bakın.
Orada, doğa içindeki huzurlu yalnızlığıyla oğlunun ve kızının objektifine yansıyan bir adamın olağanüstü fotoğraflarını göreceksiniz.
Köyünden her gün Yenice’deki okula yürüyerek ilkokulu bitirmiş Mehmet Emin Ceylan... Ortaokulu Biga’da, liseyi Balıkesir’de okumuş. Savaş yıllarının kıtlığında, tek göz bir odada, bavulunu masa yapıp tamamlamış eğitimini...
Yazları köye dönüp harmanda çalışırmış.
Kızı Emine, sanki babasının ergenliğini anlatmıyor, Nuri Bilge görüntüleri eşliğinde kendi öykülerinden bir pasaj okuyor:
“Gecelerin yıldızlarla dolup taştığı saatlerde, uzandığı yerde hayallere dalar. Uzaktan uzağa havlayan köpekler, aniden başlayan yatsı namazı... Sonra sessizlik geri gelir, dünya uzaklaşır, mesafeler uzar, uyuyakalır. Mısır tarlasını beklemeye geldiğini unutur, geceleri mısırlara dadanan domuzlara engel olmak için orada olduğunu, ancak mısırları yemeye başlayan domuzun çıkardığı sesle hatırlar, yerinden fırlayıp sese doğru koşar.”

Hepsi o paltodan çıktı
Bu maceralı yaşam öyküsünde beni çok etkileyen, -sanırım oğlunu da şekillendiren- bir ayrıntıya dikkat çekmek istiyorum.
Yaşam tercihlerine dair bir ayrıntı bu...

Bir palto hikayesi...
Sınavı kazanıp Ankara Ziraat Fakültesi’ne girmiş baba Ceylan... Devletin fakir öğrencilere yaptığı yardım sayesinde “sırtı, ilk paltoyu o yıllarda görmüş.”  Ama o, bu “ayrıcalık”tan feragat etmiş. Üşümeyi göze alıp paltosunu satmış ve dil öğrenmeyi kolaylaştıran bir lingafon almış. Sürekli çalışarak İngilizce öğrenmiş.
Evlendikten sonra da devletin açtığı sınavı kazanıp ziraat mühendisi olarak Amerika’ya gitmiş.
Bu kararla, belki de henüz doğmamış Emine’nin, Nuri Bilge’nin temellerini atmış.
Sonra bütün aile, o paltodan çıkmış.

4 dolarlık fotoğraf makinesi
Bir kızının olduğunu Amerika’ya gelen mektupla öğrenmiş Mehmet Emin Ceylan...
Şöyle yazmış eşine:
“Kızım nasıl? Güzel mi? İkimize hayırlı ve uzun ömürlü olsun. İlk gayem, orada 25 bin liraya satılabilecek bir araba getirmek istiyorum. Sonra elektrikli bir çamaşır makinesi ve sonra elektrik ocağı... Amma önce araba... Eğer param yetmez de sana bir şey alamazsam darılmazsın değil mi? Şimdilik 4 dolarlık bir fotoğraf makinesi aldım. Gelirken ya İtalya’dan ya İsviçre’den daha iyisini alacağım.”
1957 model Chevrolet’yi getirmiş ama gümrükten çekememiş. Ömrünün beş yılını onu geri çekebilmek için hukuk mücadelesine vermiş.
Fotoğraf makinesi mi?
Çocuklarına bir meslek, kendisine de yaşamının finalinde hiç beklemediği şöhret kazandıracak gelişmelerin tetikleyicisi, o ucuz fotoğraf makinesi olmuş işte...

Makineyi kurcalayan çocuklar
Döndükten sonra doğan oğluna, tarihten bir isim olsun diye “Bilge” adını vermiş. İsim, dedesininkiyle birleşince “Nuri Bilge” olmuş.
Emine ve Nuri Bilge babalarının getirdiği minicik fotoğraf makinesini kurcalaya kurcalaya fotoğrafa merak salmışlar.
Zamanla daha iyilerini alıp, ustalaşıp babalarının fotoğraflarıyla bir sergi açmışlar.
Nuri Bilge sinemaya geçip kamerasını, ona bu meşgaleyi hediye eden adama ve üzerinde büyüdüğü topraklara yöneltmiş.
İlk filminin odağına babasını yerleştirmiş; başrolde onu oynatmış; böylece kendisine hayat veren adamı ebedileştirmiş.
Mehmet Emin bey, sadece onların babası değil, “Koza”nın, “Mayıs Sıkıntısı”nın, “Kasaba”nın, “Üç Maymun”un eşsiz oyuncusu olmuş.
“Mayıs Sıkıntısı”nda kişisel tarihini oynarken sergilediği performansla Aleksandria Film Festivali’nde “en iyi erkek oyuncu” ödülünü almış.
Yenice’deki çiftlik evinde, dünyanın farklı köşelerinden gelen hayranlarının mektuplarını okuyor şimdi...

Yalnız kahraman
O çocuklarının “yalnız kahramanı”...
Kızı Emine, onu “kabul görmeye, alkışlanmaya ihtiyaç duymayacak kadar güçlü” diye tanımlıyor:
“Katettiğimiz yolların kaynağında onun ışık saçan varlığı var” diyor.
Çoğumuz için geçerli bir cümle...
O varlık, bazen bir ideal için üşümeyi göze alarak biçimlendiriyor bizi...
Bazen farkında olmadan çocuklarına hediye diye bir istikbal satın alarak...
O hediyenin objektifi gün geliyor, kendisine dönüyor; onu evrenselleştiriyor.
Bir baba için daha büyük kıvanç düşünülebilir mi?
Babalar Gününüz kutlu olsun! 

Nuri Bilge Ceylan’ın babası, kişiliğinin ve sinemasının aynası


Baba-oğul birlikte, yıl 1959.

1993’te bütün aile Yenice’de...

Yine Nuri Bilge Ceylan’ın çektiği “After the Rain / Yağmurdan Sonra”.

©Copyright 2008 Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir, haberleri kopyalamayınız.