Cafe

02.11.2008 - 21:56

Alışmak kudurmaktan beterdir! Alışmayın

Sitene Ekle
Aklımın Köşesi  |  Nilay Örnek nornek@milliyet.com.tr Tüm Yazıları »

İnsanoğlu bu; ‘hedonist adaptasyonun’ etkisiyle kendisini mutlu eden, iyi olan her şeye alışır. Alıştıkça da, elindekiler ne kadar muhteşem olursa olsun, alıştığı şeylerden daha az haz azalır.
Belki de bu yüzden evlilikte romantizm 2 yıl, 6 ay, 25 gün sonra biter; en değerli pırlantalar bile alışıldıktan sonra çakıl taşına döner. Ne kötü değil mi?
Ama daha kötüsü de var: Mutsuzluklara alışmak.
Hüseyin Üzmez’in tahliye kararının hemen ertesi günü çıkan –Milliyet’i ayrı tutun- gazeteler gösterdi ki basın, 14 yaşındaki kızların tacize-tecavüze uğramasına, garip adli raporlara,  absürd beraatlere alışmıştır!
Kadın ve Aileden Sorumlu Devlet Bakanı Nimet Çubukçu da alışmış ki ‘topa geç girdi’, şimdi seri koşularla hücum sahasına ulaşmaya çalışıyor. Ama bir taraftan da 14 yaşındaki kızın Üzmez davasında avukatsız bırakılmasına “ihmal” diyor.
Böyle spotlar altındaki bir davada bile ihmal olabilmesi de insanın adalete güvenine güven ekliyor!

‘Bin kişi öldürmüş olabilirim’

Ama alışın bu ülke böyle. Tecavüze uğrayan her 4 kadından sadece 1’i polise gidiyor. Bir kurulun, "14 yaşındaki kız, bu olaydan zarar görmemiştir" raporu vermesi bile bu güvensizliğin nedenini açıklıyor.
Ama alışın, son 2 yılda, sadece İstanbul’da 200 kadın tecavüze, 750 kadın cinsel istismara, 1210 kadın cinsel tacize uğradı; 2 bin 552 kadın darp edildi. 
Alışın. Türkiye’de işkence bir milli spordur.
Alışın. Adalet bu ülkede yavaş işler.
Alışın. Hastane bir hata yapar, iki günlük bebekler bisküvi kutusundan tabutlarda verilir ana kucağına!
Alışın. Bir sarhoş hız delisi, biricik kızınızı öldürüp 2 ay sonra sokaklarda cirit atabilir.
Alışın. Başınıza tır dorsesi düşebilir; bunun sorumlusu hiç kimsedir!
Alışın biri televizyona çıkıp “Terörle mücadele için 1000 kişi öldürmüş olabilirim” diyebilir! Ve bu açıklama Türkiye’de 2 gün içinde geride bırakılabilir.

Hüseyin Üzmez kızyurdu mu kursak!!!

Alışın, bu ülkede Hüseyin Üzmez gibi bir adam her akşam televizyonlara çıkıp midemizi bulandırabilir. Üstelik "Yazılarınıza devam edecek misiniz?" sorusuna "Tabii. Niye etmeyeyim. Ben Türkiye’nin en çok okunan yazarıydım" yanıtını da verir!
Sanırım pek çok kişi alıştı zaten.  Türkiye’de olan biteni, “Aslanı bir tekmeyle yere serdim, koca ayıyı yumruğumla devirdim” diyen avcıların hikâyelerini dinler gibi, kayıtsızlıkla seyrediyoruz artık.
Derimiz mi kalınlaşıyor, algılarımız mı kapanıyor?
Annem “Böyle yazılar yazma, neşeni yansıt; gezilerini, yediğini, içtiğini, öğrendiklerini yaz” diyor.
Ama o da kan kanserini yenen 30 yıllık kocasının bir trafik kazasında ölmesine, mahkemelere, doğalgazın zırt pırt zamlanmasına, çocukluğunda ektiği ağacı komşunun kesivermesine ve daha pek çok şeye alışmaya çalışıyor.
Alışmıyor, direniyor, tüm gün beynimizin etini yiyor ama direnişi bir madalyayı hakkediyor.
Alışmak, tüm olan bitenlere katlanmayı kolaylaştırır.  Ama n’olur alışmayın, tepki verin, şaşırın.
Hayatta her şey mutsuzluğa alışmaktan, adaletsizliğe gözyummaktan iyidir!

Türkler Jack ile ‘kanka’ çıktı 
Geçtiğimiz hafta sonu ABD'deydim. Jack Daniel's'ın üretildiği ancak "içki satışının yasak olduğu" bir Amerikan kasabasında... Viski fabrikasını gezip 2 yudum içemiyorsunuz, çünkü yasak! Jack Daniel’s’ın tadımcısıyla röportaj yaparken dikkatimi tepemizdeki bayraklar çekti; ne de olsa biri bizimkiydi.
Jack Daniles’ın en çok içildiği ülkelerin bayraklarının, satış rakamlarına göre sırasıyla asıldığını öğrendik... Viski ucuz bir içki değil, her ortama da uymaz. Türkiye'nin kendine has rakısı, birası, şarabı var. Üstelik Anadolu'nun pek çok yerinde "müessemiz içkisizdir". Ancak ilginçtir, "Dünyada Jack Daniel's'ın en çok içildiği 19’uncu ülke Türkiye"dir!

Türkiye’nin Cadılar Bayramı yüzü!
Cuma gecesi İstanbul Beyoğlu’nda Asmalımescit’te oturuyorduk. Ortam birden bire, her yıl kostümlü Cadılar Bayramı yürüyüşlerinin yapıldığı New York’taki Greenwich Village’e döndü.
Yemeği içmeyi bıraktık, oylama yaptık.
Birinciliği tüylü başlığı ve kostümüyle dört dörtlük bir kızılderili olan delikanlıya,
İkinciliği dekoltesi, minisi, şapka, gözlük ve kelepçesiyle ‘seksi kadın polise’,
Üçüncülüğü ise poposunda pembe pomponu ve kulakları olan “tavşan kıza” verdik.
Allah için tipleri görseniz, hepsinin çocukluklarından beri kostüm giyip kapı kapı şeker istediğini, Cadılar Bayramı nedir, niye kutlanır bildiklerini sanırsınız.
O kadar ‘ithal’, o kadar ‘asılı’ duruyordu ki her şey küçük bir kültür şoku bile yaşadık. Ama insanları seyrederken de, “Biz ne kılığına girerdik?” sorusuna yanıt ararken de çok eğlendik. Sonuçta Cadılar Bayramı bahane, partiler şahane!

©Copyright 2008 Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir, haberleri kopyalamayınız.