PazarRSS
27.09.2008 - 22:58

Sözcükler ve ikonlar

Sitene Ekle
7’DEN 77’YE OKUL DIŞI BİLGİLER  |  Yalvaç Ural yural@milliyet.com.tr Tüm Yazıları »

Geçtiğimiz gün, ilk kitaplarımdan biri olan “Bir Gök Dolusu Güvercin” adlı kitabımdaki öykülerden birini okurken, bazı sözcüklerin eskimiş olduğunu gördüm ve bu beni çok rahatsız etti. Her zaman arı bir dille yazmaya özen göstermişimdir. Cümleleri kurarken özellikle Farsça, Arapça sözcük kullanmamaya özen gösteririm. Bu yüzden yazım biçimimi bile değiştirdiğim olmuştur. Çocukların konuşma dillerine, sözcük seçimlerine uygun yazmaya çalışırım. Kimi zaman da, dillerine pelesenk olmuş eski ve yabancı sözcükleri unutmaları, kullanmamaları için o sözcüklerin Türkçe karşılıklarını bıkmadan tekrarlarım cümle aralarında. Öykümde, yalnızca birkaç sözcük günümüz çocukları için eskilerden kalmış birer giysi gibi geldi kulağıma. Doğrusunu söylemek gerekirse baskı yanlışları dışında, kitaplarımın yeni basımlarında büyük değişiklikler yapmam. Oysa Aziz Nesin ustamız, “Kitaplarının her yeni baskısında onları yeniden okuduğunu ve bunun da bir yazar için yapılması gereken önemli bir görev olduğunu,” söylerdi. Her zaman olduğu gibi yine haklıymış.
*  *  *
Dilin yeni sözcüklerle beslenmesi, değişim göstermesi, teknolojiyle gelen sözcüklerle kuşatılması ve karşılık bulunmakta geç kalındığında yabancı sözcüklerin dile yerleşmesi; dilin insanlık yaşamıyla birlikte paralel yürüyen yaşam serüvenidir.
Babam, “aksülâmel” derdi. Ben “tepki” diyorum. Bugünkü gençler de “reaksiyon” diyorlar. Biz reaksiyon sözcüğüyle kimya derslerinde tanışmıştık ve bizim bildiğimiz anlamı sanki biraz kimyeviydi. Babama göre de “aksülâmel”in karşılığı “tepki” değildi.    
*  *  *
Bu “eskimek” düşüncesi kafama takıldı ya bir kere, başladım bütün kaynakları araştırmaya. Bütün yazarlarımız bütün kitaplarını, 20 yıl geçince, günün diline göre çalışıp yeniden mi hazırlıyorlardı? Bir de her zaman tartışılan bir konudur: “Efendim, siz Hüseyin Rahmi Gürpınar’ı orijinalinden okusanız doyamazsınız. ‘Sinekli Bakkal’ı çocuklar orijinalinden okusa Halide Edip’i daha çok severler.” Çocuklarımız, günümüz Türkçesine uyarlanmasa ne Tevfik Fikret’ten, ne Namık Kemal’den, ne Mehmet Âkif’ten hiçbir şey anlamayacaklar. Daha nice örnek sayabilirim...
*  *  *
Sonunda elime öyle bir kitap geçti ki, tüm sorularımın yanıtlarını buldum. Özlem Nemutlu’nun yayına hazırladığı Halit Ziya Uşaklıgil’le ilgili bir kitap. “Aşka Dair” adlı bu kitapta yazarın hikâyelerinin yanı sıra “Bir Çevirme Denemesi” ve “Açık Türkçeye Çevirmeler” başlıklı iki bölüm daha yer alıyor. Sözünü edeceğim “Bir Çevirme Denemesi” adlı bölüm, Halit Ziya Uşaklığil’in Yunus Nadi’ye yazdığı bir mektup. Size buradan bazı bölümler aktarmak istiyorum: Halit Ziya bir gün, dilde öztürkçeye doğru akış konusunda Yunus Nadi’yle söyleşirken, Nadi şakayla, yazdığı eserleri yeni dile kazandırması için Halit Ziya’ya, “Eski yazdıklarınızı yeni dile çevirmek zorunda kalacaksınız,” diyor. O gece Halit Ziya evine dönünce, daha önceden yazdığı bir öyküyü okuyor. Görüyor ki, yazıldığı çağın süsleriyle dolu, o günün insanı için yabancı bir dil ve yapısına, biçimine dokunmadan, kendi deyişiyle süslerini değiştiriyor. Mektubunda bununla ilgili aynen şu sözleri söylüyor: “Süslerini değiştirdim ve gördüm ki, fena değil, daha da iyi oluyor.” Daha sonra şu sözlerle noktalıyor mektubunu: “Anlaşılıyor ki, bir yazının temelinde ve yapısında bir güzellik varsa o boyaların değişmesiyle kaybolmuyor. Yetişir ki, boya çiğ düşmeyecek gibi uygun olsun.” 
*  *  *
Yıllardan beri dilde yenileşme, yabancı sözcüklere karşı dilimizi ve çocuklarımızı nasıl korumalıyız konusuna kafamı yorarken, çocuklardan gelen elektronik postaları hep dikkatle okur, haberimiz olmadan çocuklarımızın diline girecek yabancı sözcüklere karşı elektronik posta nöbeti tutarım. Hep cümlelerinin sonunu simge, ya da onların “smiley”, kimilerinin de “ikon” dedikleri yeni işaretlerle bitirdiklerini görürüm. Bazen de hiç bilmediğim, bana göre saçma sapan dediğim işaretlerle biter. Herhalde noktadan sonra eli kaydı, yanlışlıkla bastı diye düşünürdüm. Teknik serviste çalışan genç arkadaşlardan biri, “8-)” bu işaret için, “Yalvaç Abi bu, ‘Ne haber gözlüklü?’ anlamına geliyor,” dedi. Başka bir maili daha gösterdim; “R)”, bu da “kırık gözlük” demekmiş. Kendisine yanıt vermekte geciktiğim bir okurum da şöyle bitirmişti cümlesini: “:-e” Bu da, “Hayal kırıklığına uğradım!” demekmiş.
Sonra bana 1997’de bizim dergi gruplarından birinin çıkardığı “İnternet Sözlüğü” adlı kitabı verdi. Hepsini yazamayacağım için, ben de aklınızda bulunsun diye bazılarını aktaracağım: “3:-) öküz, X) şaşı, 8) kurbağa, 8:) goril, .-) gözü üstünde olmak, (-) berbere git, 0:-) aziz, %+) dayak yemek, :-ll sinirli, :-X öpmek, 1-0 esneme, :-t küs gibi...

 

©Copyright 2008 Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir, haberleri kopyalamayınız.