Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya ”Her parti kapatılacağını hisseder” mealinde konuşunca, ”AKP’ye karşı ikinci kapatma davası açılması ihtimali”, meşru bir gündem maddesi oluverdi.
Gündem demek, tartışma demek... Tartışma için ise bilgi gerek...
Günlerdir basındaki AKP’cileri takip ediyorum. Belki onlardan bu gündemle ilgili yeni bir şeyler öğrenirim diye... Ama bilginin asgarisini bile bulamıyorum yazdıklarında...
Bu konuda kalem oynatan herkesin bildirmekle mükellef olduğu o asgari bilgi nedir?
Şu soruya verilecek cevaptır: ”AKP’ye karşı muhtemel kapatma davasının gerekçesi ne olur?”...
Kendi adıma, geçen pazartesi bu köşede sorunun cevabını verdiğimi sanıyorum.
Yine de tekrar edeyim: Yalçınkaya, yüksek yargı mensuplarına ait telefonların usulsüz biçimde dinlenmesinin, anayasadaki hukuk devleti ilkesine aykırı olduğu gerekçesiyle AKP aleyhinde inceleme başlatmış bulunuyor.
Yürütmenin yargıya yasadışı müdahalesi... Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’nın, ”Her parti hakkında kapatma davası açılıp açılmayacağı kendi fiilleriyle ölçülür” şeklindeki cümlesinde geçen ”fiiller” ifadesi bu eyleme işaret ediyor.
Dava açmadan önce herhalde, yargıyı hedef alan bu usulsüz dinlemelerin ne ölçüde yaygınlık ve süreklilik kazandığına, yani ne kadar sistemli bir şekilde yapıldığına bakacaktır...
Kısacası, Yalçınkaya AKP’ye karşı bir kapatma davası açacaksa, bu davayı başlatmış olduğu incelemenin doğrultusunda açacak... Yani, AKP’nin ”hukuk devletine karşı” olduğu iddia edilen eylemlerine istinaden... AKP’nin laiklik karşıtı eylemlerinden ötürü değil...
Devam etmeden önce şunu belirtmeliyim:
Türkiye’de parti kapatma, başından beri demokrasimiz adına ayıplı bir müessese halindedir. Partilerin kapatılmasında da AB kriterleri geçerli kılınmalı, Yargıtay Başkanı Hasan Gerçeker’in belirttiği gibi, partilerden ziyade, ”partilerdeki kişilerin bir suçu varsa, onların cezalandırılması yoluna gidilmelidir” (2 Şubat tarihli Radikal’de Murat Yetkin imzalı haber). Bugün yine bir iktidar partisi aleyhinde kapatma davası açılması ihtimalindan bahsediyor oluşumuz, vahameti artırmaktadır.
Şimdi, sadede geliyorum...
AKP’ciler, partiye karşı yeni bir kapatma davası açılabileceğini yazarak, yüksek yargıdaki bu hareketlenmeyi haklı olarak protesto ediyorlar... Fakat nedense yasadışı dinlemelerin, açılması muhtemel davanın gerekçesini oluşturacağını yazmıyorlar. Böylece, hem okurlarını bilgisiz bıraktıkları, hem de yazılarını bağlamına oturtmadıkları için ”eksik ve kötü gazetecilik” yapmış oluyorlar.
Peki, bunların içinde gerekçeyi yazan bir Allah’ın kulu da mı olmadı?
Bir istisna Şamil Tayyar idi. O da bunu, AKP’ye yönelik otoriterleşme eleştirilerinde bulunanları töhmet altında bırakmak için yaptı. 18 Ocak’ta Taraf’ta yayımlanan Neşe Düzel söyleşisinde ”Bu seferki davanın, telefon dinlemelerinden hareketle, ’sivil dikta’ iddiasıyla açılmasının hesabı yapılıyor” demişti.
Yandaş ve umum medyadaki AKP’ciler yasadışı dinlemelerin kapatma mobilizasyonuna mesnet teşkil ettiğini yazsalar, demokrasiye hizmet etmiş olurlar...
Çünkü, iktidarlarının yasa ve hukukun sınırlarını çiğnemiş olduğunu zımnen de olsa kayda geçirmek, bir temizlenme ve muhasebe kapısının açılmasına belki imkân sağlar.
İktidar mücadelesini polis devletiyle değil, meşru zeminde kalıp, hukuk devleti ilkelerine riayet ederek yürütmenin erdemi belki de anlaşılır.
Hukuk dışı ve sorumsuz eylemleriyle AKP’nin dibini oyan bu ”siyasi asalaklar” her kim iseler, bu faillerin fiilleriyle birlikte izâle edilmeleri belki mümkün olur.

