Pazar
18.10.2015 - 02:30 | Son Güncelleme: 18.10.2015-2:30

“Açtığım yeni ufuk resmen kabul edildi”

“Psikanaliz artık yalnız kişisel problemler için kullanılmayacak” diyen Prof. Dr. Vamık Volkan: “Bu ödülle açtığım ufuk resmen kabul edildi. Daha önce politik süreçlerin psikanalitik açıdan incelenmesinin mesleğimizle bir ilgisi olmadığı düşünülüyordu”

Sitene Ekle

Fırat Karadeniz - firat.karadeniz@milliyet.com.tr

Aziz Sancar’ın ülkemize yaşattığı Nobel gururunun hemen ardından bir sevinçli haber daha almıştık: 2015 Mary Sigourney Psikanaliz Ödülü’ne değer görülen iki kişiden biri ünlü Türk psikiyatr Vamık Volkan olmuştu. Üstelik Volkan’ın 1989’dan beri psikanaliz alanında büyük başarı gösterenlere verilen bu ödüle değer görülmesinin iki gerekçesinden bir tanesi çok anlamlıydı: Milletler veya kültürler arası çatışmaları anlamak için psikanalitik düşünceyi kullanmada yeni ufuk açmak... Bu gerekçenin önemli olmasının nedeni yaşadığımız sıkıntılardan kaynaklanıyor elbette...

Çalışmalarına Amerika’da devam eden Prof. Dr. Vamık Volkan’a, Suruç katliamından hemen sonra ulaşmaya çalışmıştım aslında. O sıralar çok yoğundu. “Birkaç ay sonra görüşelim” dedi. Maalesef bu önemli ödüle değer görüldüğü açıklandıktan sonra da Ankara katliamını yaşadık. Volkan’a hem ödülünün neyi ifade ettiğini hem de çalışmaları ışığında Türkiye’yi nasıl değerlendirdiğini sorduk...

-Mary Sigourney Psikanaliz Ödülü’ne değer görüldünüz. Ödülün milletler veya kültürler arası çatışmaları anlamak için psikanalitik düşünceyi kullandığınız çalışmalardan ötürü size verildiği açıklandı. Bize psikanalizin bu alandaki önemini anlatabilir misiniz?

Sigmund Freud bir kaşifti. İnsanların iç dünyalarında, bilinçdışında neler olduğunu bulmuştu. Fakat insanların iç dünyalarına; rüyalarına, fantezilerine, içgüdülerine odaklandığımız zaman dış dünyada olup bitenlerin bizi nasıl etkilediğini ikinci plana atarız. 1979’da o zamanın Mısır Cumhurbaşkanı Enver Sedat, İsrail’e gitti ve İsrail parlamentosunda yaptığı bir konuşmada Araplarla İsrailliler arasında psikolojik bir duvarın bulunduğundan ve Arap-İsrail çatışmasını çözmek için bu duvarın incelenmesi gerektiğinden söz etti. O zamandan beri bir psikiyatr olarak dünya işlerini anlamaya çalışıyorum. Bunu yapmaya başladığım zaman Amerika’daki psikanalitik kuruluşlar sosyal ve politik süreçleri psikanalitik açıdan incelemenin mesleğimizle bir ilgisi olmadığı üzerinde duruyorlardı. Son yıllarda ise psikanalitik kurumlar ve okullardan buluşlarımı onlarla paylaşmam için davetler alıyorum. Bu nedenle Sigourney Ödülü’nü almak sürpriz olmadı. Ödülün bana verilmesi psikanalizde çok önemli bir değişikliğin yaşandığını gösteriyor. Açtığım yeni ufuk “resmen” kabul edildi. Psikanaliz yalnız kişisel problemler için kullanılmayacak. Sosyal/politik problemleri anlamak ve daha önemlisi bunlar üzerinde çalışmak için de kullanılacak.



7 Haziran seçimlerinin ardından HDP binalarına düzenlenen saldırılar ülkemizdeki kutuplaşmanın derinleşmesi olarak  yorumlanmıştı.

“Ruh katliamı olarak adlandırılan bir durum var Türkiye’de”

-Amerika’da yaşayan bir akademisyen olarak ülkemizi ve yaşadığımız bölgeyi nasıl gözlemliyorsunuz?

Temmuzda Saraybosna’daydım. Orada Alman psikanalist arkadaşlarım bir travma okulu açtılar, onlarla çalıştım. Geçen ay Malezya’da eski Başbakan Mahathir Muhammed’in liderliği altında düzenlenen toplantıda Avrupa’dan üç psikanalist ve ben ülkede etnik kutuplaşmayı önlemek için liderlerin nelere dikkat etmesi gerektiğini tartıştık. Türkiye’ye ise psikopolitik konular üzerinde bir konuşma yapmak için davet edilmedim. Bunun nedeni Türkiye’de psikanalizde “ruh katliamı” olarak anılan bir durumun ortaya çıkmış olması. Farkında olsalar da olmasalar da Türkiye’de akademisyenler arasında yaşanan büyük bir korku var. Bazı konuları açık açık konuşmanın başlarına büyük belalar açabileceklerinden korkuyorlar.

-Türkiye’de son yıllarda derinleşen bir kutuplaşma yaşanıyor. Siz derinleşen bir kutuplaşmanın varlığı düşüncesine ne kadar katılıyorsunuz?

21’inci yüzyılda küreselleşme ve iletişim teknolojisinin hızla gelişmesi yeni bir devrin başlamasına neden oldu. Buna alışana kadar dünyanın birçok yerinde etnik, dini, ideolojik gruplar kendilerine “Şimdi biz kimiz?” diye sordular. Bu durum dünyanın birçok yerinde kutuplaşmalara yol açtı. Türkiye’de son yıllarda bir kimlik değişimi süreci yaşanıyor. Cumhuriyetin kurulmasıyla geliştirilmeye çalışılan yeni Türkiyeli kimliği dini bir kimlikle değiştirilmek istendi. Bunun birkaç nedeni var. Bazı nedenler Türkiye’ye ait ve bunlar -politik oyunlardan bazı liderlerin kişilik yapısına kadar- her gün tartışılıyor. Bazı nedenler dış kaynaklı. Mesela, Sovyetler Birliği çökmeden önce Amerikalılar, Yeşil Kuşak ismi altında Sovyetler Birliği’nin güneyinde birliğe karşı bir güç yetiştirmek ümidiyle İslam dinini alevlendirmek için çalıştılar. İslam dininde köktendincilik tehlikesi ortaya çıkınca da “Ilımlı İslam” kavramını desteklediler. Maalesef din yavaş yavaş politik avantajlar için alet edilmeye başlandı. Dünyanın birçok yerinde dinin politika aleti olarak kullananılması trajedilere yol açtı. Türkiye’de etnik sorunların çözülmesinin önündeki en büyük engellerden biri kimlik değişiminin halkı kutuplaştırmasıdır.

-Bu kutuplaşma Türkiye için bir iç savaş tehlikesi taşıyor mu?

Bunun cevabını bilmiyorum. Her gün yeni şeyler yaşanıyor.

-Her gün asker, sivil kayıpları yaşayan, bu haberleri kanıksayan
bir toplum sağlıklı bir toplum mudur?

Önümüzdeki seçimlerden sonra Türkiye’deki kutuplaşmayı yavaşlatacak ciddi girişimlerin düşünülmesini temmeni ederim.

“Davet edilirsem elimden geleni yaparım”

-Türkiye’nin kutuplaşmanın önüne geçmesi, halklarının kardeşçe yaşamasını sağlaması için bir reçeteniz var mı? Hükümet ne yapmalı, biz insanlar ne yapmalıyız?

Ben de Türkiye’deki kutuplaşmanın hedefi olmuştum. Arkadaşlarımın bana anlattıklarına göre beni şahsen tanımayan bazı kişiler medyada beni Türkiye’yi parçalamaya çalışan biri olarak gösterip hakkımda dedikodu yapmışlar. Birisi internette beni dört yıldızlı Amerikan generali olarak göstermiş. Fakat bilgisiz bir kişi olduğu için internete koyduğu resmimde sakalım var. Amerikan generallerinin sakal bırakması yasak! Başka kişiler beni Türkiye’ye yardımda bulunabilecek bir kişi olarak görmüş. Bu da doğru bir şey değil. Türkiye’de hükümetin ciddi desteğiyle değişik mesleklerden -siyasal bilgiler, sosyoloji, psikoloji, ekonomi vb.- oluşan bir grup kurulması ve kutuplaşmayı azaltmak için neler yapılması gerektiğinin derinden incelenmesi çok önemli bir girişim olur. Davet edilirsem ben de elimden geleni yaparım.

Volkan’a göre canlı bombalar eylemlerini etnik, dini gibi büyük grup kimliklerine  dikkat çekmek için gerçekleştiriyor.

“Grup psikolojisini anlamak için çalışıyorum”

-İntihar saldırıları üzerine araştırmalar yaptığınızı biliyorum. Bir insan nasıl olur da kendisini ve etrafındaki yüzlerce insanı havaya uçuracak cesareti bulabilir? Bize canlı bombaların psikolojilerinden bahseder misiniz?

Büyük bir çadır altında yaşayan on binlerce, yüz binlerce veya milyonlarca insan düşününüz. Herkesin kendine ait bir elbisesi vardır. Birçok kişi elbiselerini Fenerbahçe’nin veya Galatasaray’ın renkleriyle süslemiştir. Ya da mesleklerine göre gruplara ayrılmıştır. Fakat bazı psikolojik durumlar nedeniyle çadırın altında yaşayanlar çadırın bezini ortak bir ikinci elbise olarak giyerler. Çadırın bezi etnik, dini, ideolojik büyük grup kimliğini simgeler. Canlı bombalar kişisel psikolojinin etkisi altında başkalarını ve kendilerini öldürmezler. Onlar büyük grup kimliği psikolojisiyle, büyük grup kimliklerine dikkat çekmek için büyük trajedileri bize yaşatırlar. Çalışmalarımı büyük grup psikolojisini anlamak için devam ettiriyorum.


Yorum Yazın
Gönder
©Copyright 2015 Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir, haberleri kopyalamayınız.