Pazar

05.04.2008 - 01:00 | Son Güncelleme: 05.04.2008-4:25

“Anne oldum, pişmanım” diyenlerin kitabı

Tanınmış psikoterapist Lucy Beresford’un yazdığı bir kitap İngiltere’yi karıştırdı. Beresford kitabında bazı kadınların neden annelik içgüdüsü taşımadığını ve anne olduğu için pişmanlık duyduğunu anlatıyor

Sitene Ekle
“Anne oldum, pişmanım” diyenlerin kitabı

NEVSAL ELEVLİ

İngiltere’nin tanınmış psikoterapistlerinden Lucy Beresford, “Something I’m Not” (Olmadığım Bir Şey) adlı kitabıyla tartışma yarattı. Beresford bu kitabında anne oldukları için pişmanlık duyan kadınları ve karşılaştıkları sorunları ele alıyor.
Verdiği çarpıcı örneklerden biri, başarılı bir avukat olan arkadaşı Richard'ın annesinin ona söyledikleri: “Richard seni sevmem gerektiğini biliyorum ama senden hiç hoşlanmadığımdan eminim.” Bu sözlerin Richard’ı nasıl yaraladığını tahmin edebileceğimizi belirtiyor Beresford. Annenin sarf ettiği bu sözler Richard’ın, annesi ile olan ilişkilerini hep yüzeysel ve soğuk kılmış. Babası öldüğünde Richard’ın “Şimdi aile olarak yalnız annem ve ben varız. Ama kimse istenmediği yerde olmak istemez, değil mi?” deyişine hak veriyor insan.
Beresford çocuk doğurduğuna pişman olan annelerin bu pişmanlıklarını sessizce taşıyan bir azınlık olduğunu söylüyor. Böyle olması belki de iyi çünkü bu pişmanlık duyguları hem kendilerinin hem de çocuklarının yaşamını etkiliyor.
Bilim adamları bazı kadınlar için çocuk sevgisinin “otomatik” olmadığını, bu sevginin bazı durumlarda doğumdan sonra yavaş yavaş geliştiğini söylüyor. Çok zor ve şok etkisi yapan doğumlar, bazı annelerde çocuğu suçlu görme duygusuna yol açıyor. Bunun dışında annelerin çocuklarını sevecekleri ve onlara anında bağlanacakları, bundan büyük zevk alacakları genel kabul gören bir teori.

Doğdu ve her şeyi berbat etti
Harriet onu aldatan ilk kocasını hatırlattığı için ilk çocuğu Charlie’den hoşlanmıyor. Charlie yatılı okulda okuyor...
Aneka kocasını oğluna kaptırdığını düşünüyor. İkisi sürekli  beraber bir şeyler yapıyorlarmış. Oğlu doğmadan evvel her şey kendisi için o kadar iyiymiş ki...
Çocuklukta geliştirilen iyi ve sağlıklı ilişkiler kişinin ileriki yaşamında ruh sağlığı için çok önemli. Önde gelen ilişki uzmanlarından John Bowby, anne ile olan iyi ilişkinin çocuğun annesine güven, istikrar ve sevgi ile bağlanmasını sağladığından söz ediyor. Bu ilişki yeterli ve sağlıklı değilse çocuk büyüyünce annesine karşı kızgınlık, aldırmazlık ve duygusal yetersizlik hisleri ile dolu oluyor. Yetişkinlikte kurulan diğer ilişkileri de bu kapsamda sağlıklı ilişkiler olamıyor.
Çocukları için bu tür tehlikelere yol açtığını bildiklerinden, onları doğurduklarına pişman olan annelerin bunu dile getirmemelerinin nedenini anlamak zor değil. Çocukları ileride yukarıda sayılan olumsuz davranışlar içine girer ya da benzer bir ruh haline bürünürlerse sorumlunun kendileri olacağının farkındalar. Gerekli olan yardımı çoğu zaman almamalarının nedeni de bu olmalı.

“Annem bana değil,  kızıma ilgi gösteriyor”
60’larda doğum kontrol hapının çıkmasıyla kadınlar doğurganlıklarını kontrol altına alabilme olanağına kavuştu. Buna göre toplum kişi bazında, haklı olarak, doğan çocuğun istenerek dünyaya getirildiği varsayımında bulunuyor. Ama bu her zaman doğru bir varsayım değil.
Emma’nin annesi Eleanor ile olan ilişkileri çocukluğundan beri “limoni”ydi. Emma, Kirsty’ye hamile kalınca bu tamamen değişti. “Doğum iznine ayrıldığımda annem, gidiş-dönüş mesafesi 200 kilometre olmasına rağmen, birkaç günde bir beni görmeye gelmeye başladı. Çocukluğumda okulumun spor günlerinde bile beni görmeye hiç gelmemiş olmasına karşın ilk torunu için bu kadar proaktif olması beni sinirlendiriyordu” diyor Emma.
Emma, Kirsty doğduktan sonra kızına bağlanamamasından dolayı şiddetli doğum sonrası depresyonundan bir psikiyatri kliniğine yatırılmış. Emma’nın yılları çocukluğundan itibaren annesine karşı, sadece aileye gelen bir ek olarak görülmekten kaynaklanan birbiri üzerine eklenmiş, bastırılmış  kızgınlıklarla geçmiş. Kirsty’ye bağlanamamasının asıl sebebi de annesi Eleanor’la olan ilişkileri.  Terapide Emma, annesine olan kızgınlığını dile getirmiş. Kızı ile aralarına giren annesinin, kızına ondan fazla ilgi göstermesiyle doğan kıskançlıkla yüzleşmek gibi bir gerçekle de karşı karşıya gelmiş. 
Bazı kadınlar gerçekten anne olmak için yaratılmamışlardır. Yine de anne olurlar çünkü doğum sancısı çekerken, sonrasında bebeklerinin yüzünü ilk kez gördüklerinde hormonlarının onları bebeklerine sımsıkı bağlayacağını umarlar. Bu birçok kadın için böyle olacaktır da. Olmayanların ise toplumun ve profesyonellerin yardımını beklemeleri gerekecek.

“Yaşam tarzım değişti, benliğim yok oldu”
Bağlanma hormonu olarak bilinen oksitosin, annenin çocuğuna bağlanmasında büyük rol oynar. Anne çocuğunu emzirdiğinde vücudunda bu hormon salgılanır, süt aracılığıyla da bebeğinin beynine ulaşır. Burada uyku, sevgi ve büyük mutluluk duygularının oluşmasına sebep olur.
Bir partiden diğerine koşmaya alışmış ve böyle bir yaşamı seven bir genç kadın anne olduğunda çocuklarını mutsuzluğunun sebebi olarak göreceğinden içinde onlara karşı ifade edemediği bir kızgınlık birikecek ve bilinçaltında anne, çocuklarının kendi yaşamını mahvettiğine inanacaktır. İlerideki yıllarda çocukları, yaşamlarına karışmasına izin vermediği zaman bunun sebebinin, kendisine karşı duydukları hınç olduğunu düşünecektir. Çocuklarının doğumuyla tamamen değişen yaşam biçimini, benliğinin kaybolması veya silinmesi olarak görecektir.
Psikoterapi bu tip kadınların bilinçaltlarında gizlenen bu düşüncelerin ya da inançların bilinçüstüne çıkmasıyla sorunun çözüleceği kanısında. Bu da anne ile çocuklar arasında azalan ve zarar gören bağların kuvvetlenmesine, ilişkilerin düzelmesine yardımcı oluyor.


Etiketler:
Ankara İstanbul'un hangi yönünde kalır?
©Copyright 2008 Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir, haberleri kopyalamayınız.