28.12.2015 02:30 | Son Güncelleme:
İSTANBUL Milliyet

‘Biz Osmanlı’nın torunlarıyız’

Birilerinin “Başika’da ne işiniz var” diye sorduğunu dile getiren Erdoğan, Türk milletinin Hint yarımadasındaki zulme bile donanmasını gönderdiğini hatırlatarak, “Elimiz nereye kadar uzanıyorsa, uzatmak zorundayız” dedi

 
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan Ortadoğu’da ve Türkiye’de tarihi gelişmelerin yaşandığı bir dönemden geçildiği. Türk milletinin bin yıldır yaşadığı coğrafyada sürekli yenilenen imtihanlarından birini de bu dönemde verdiğini ve bu süreçten Türkiye’nin alnın akıyla çıkacağına inandığını belirtti.
Birlik Vakfı’nın 30. Yılı, Çemberlitaş’taki Genel Merkez’de düzenlenen törenle kutlandı. Törene Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, TBMM Başkanı İsmail Kahraman’ın yanı sıra bakanlar, milletvekilleri, belediye başkanları ve çok sayıda davetli katıldı.
Erdoğan, geçen 13 yılda Türkiye’de her alanda tarihi bir değişime şahit olunduğunu belirterek, “Ancak eğitimde ve kültürde arzu ettiğimiz, hayal ettiğimiz, hedeflediğimiz ilerlemeyi kaydedemediğimizi üzüntüyle ifade etmek istiyorum” dedi. 
Cumhurbaşkanı konuşmasında özellikle terör, Rusya krizi, Suriye ve Irak’taki duruma ilişkin açıklamalar yaptı. Mesajlar özetle şöyle:
KİRLİ BİR SAVAŞ: Suriye’de vicdanı ve ahlakı olan herkesi utandıracak örneklerle dolu kirli bir savaş yürütülüyor. Esed ve onunla  birlikte hareket eden Rusya ve İran gibi ülkeler diğer yandan DAİŞ, PYD, YPG gibi  kukla terör örgütleri masum insanları acımadan katlediyor. Bir tarihi, bir  medeniyeti yakıp yıkmak için insafsızca saldırıyorlar. Bu manzara karşısında biz  tabi ki itidalimizi koruyacağız ama zulüm altında inleyen kardeşlerimizin sesine  de kulaklarımızı tıkayamayız. 
ELİMİZİ UZATMAK ZORUNDAYIZ: Türk milleti Hint yarımadasındaki zulme bile donanmalarını gönderdi. Biz bu Osmanlı’nın torunlarıyız. Elimiz nereye kadar uzanıyorsa uzatmak zorundayız. Bu sorumluluğumuzu bir kenara bırakmak mümkün  değildir. 
DAİŞ, PYD, YPG TRUVA ATIDIR: Açık konuşuyorum; Suriye’de bir terör örgütüyle değil, bir tarihe, bir kültüre, bir medeniyete karşı savaş veriliyor. Rejim de aynı savaşı veriyor, DAİŞ’te aynı savaşı veriyor. Kimse kimseyi  kandırmasın. DAİŞ, PYD, YPG bu tür örgütler Suriye’deki küresel güç mücadelesinin sadece bir aracıdır. Bizdeki PKK ile bunlar aynıdır, hiçbir farkı yoktur. Bu karanlık yapılar bölgedeki kirli hesapların birer Truva atına dönüşmüştür. DAİŞ, PKK, PYD, YPG’yi ortaya çıkaran, besleyip büyüten bugün hala varlığını korumasını  sağlayan da rejimin ve onun arkasındaki güçlerin ta kendisidir. 
BAŞİKA’DA DURMAMIZIN SEBEBİ: Birileri Türkiye’ye “Başika’da ne işiniz var” diye soruyor. Bu olaylar bir aylık  olaylar değil. Bir- bir buçuk yılı bulan olaylar. Irak merkezi yönetiminin üst  düzey yöneticileri o Başika’da eğitim veren subaylarımızı gelip ziyaret edip,  kendilerine teşekkür ederken şimdi Rusya, İran, Suriye ve Irak yönetimiyle dörtlü  olarak Bağdat’ta ofisi kurdular. Bu ofis kurulduktan sonra da ‘Türkiye orada  neden duruyor’ diyorlar. Durmamızın sebebi oradaki eğitimi veren kardeşlerimizin  korunması olayıdır ve bunu yapmaya mecburuz yapıyoruz, yapacağız.
RUSYA’NIN NE İŞİ VAR?: Rusya, Doğu Akdeniz’de tutunmak için Suriye’yi bir basamak olarak  görüyor. Peki, Rusya’nın Suriye’de ne işi var, Irak’ta ne işi var? Verilen cevap ne biliyor musunuz? ‘Uluslararası hukukun  gereği, eğer oradaki yönetim sizi oraya davet ederse oraya gidebilirsiniz.’  Mecbur değilsiniz. 400 bin insanı katleden bir yönetimin davetine icabet etmeye  mecbur değilsin. Eğer, siz ona uyarsanız, orada bulunursanız o zulmü desteklemiş olursunuz. Şu anda yapılan da bu değil mi? Daha önce Tartus’ta bir limanları vardı, şimdi Lazkiye’nin kuzeyinde de bir hava üssünü kurmak suretiyle orada tam bir yerleşim planı uygulaması var.
 
‘Tevfik Fikret’in Haluk’u ile Mehmet Akif’in Asım’ının mücadele tarihidir’
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, “Asım’ın Neslinden Bir Usta Recep Tayyip Erdoğan Programı”nda katıldı. Sanat Düşünce Eğitim Derneği’nin (SADED) Haliç Kongre Merkezi’nde önceki akşam düzenlediği programda konuşan Erdoğan, vefatının 79. yıldönümünde İstiklal Marşı şairi Mehmet Akif Ersoy’u bir kez daha rahmetle, hürmetle, minnetle yad ettiğini belirtti.
Akif’in şiirlerinden sık sık dizeler okuyan Erdoğan, konuşmasında “Mehmet Akif, ağlayan bir mazlum  olmak yerine mücadele eden, hakkının peşine düşen bir dava adamı olmayı tercih  etmiştir. Buna rağmen İstiklal Marşı’nı yazdığı yeni devletinin gadrine uğrayıp  mülteci durumuna düşmekten de kurtulamamıştır” ifadelerini kullandı. 
‘İstiklal ve istikbal aşığı’
Mehmet Akif Ersoy’un her şeyden önce bir istiklal ve istikbal aşığı olduğunu dile getiren Erdoğan, Ersoy’un, Asım’ın neslini yetiştirmek için ter döken bir muallim, fikir işçisi olduğunu ve ömrü boyunca bunun mücadelesini verdiğini söyledi. 
“Onun tek umudu gençlikti. Onun hayal ettiği gençlik, (Tevfik Fikret’in fikirlerini kast ederek) Paris’e gitmeden önce millete Fatih Camisi’nin minaresinden, gelince de Eyfel Kulesi’nden bakan, yani kendine, değerlerine yabancılaşan bir gençlik değildi” diyen Erdoğan, Ersoy’un özellikle tarihine, medeniyetine, kültürüne sahip çıkan, bu birikimi batının bilgisiyle, tekniğiyle tahkim eden bir gençlik peşinde olduğunu aktardı.
‘Zafer sabredenlerin’
Erdoğan, Mehmet Akif’in Asım’ının merhum Cemil Meriç’in “Haluk bir cins isimdir, tarihten kaçanların ismi” dediği yabancılaşmış, ruh kökünden kopmuş  genç tipinin zıddı olduğunu anlattı ve şöyle devam etti: “Bizim son 200 yıllık siyaset, kültür ve sanat hayatımız aslında Tevfik Fikret’in Haluk’u ile Mehmet Akif’in Asım’ının mücadelesinin tarihidir. Bir tarafta yerli ve milli olan vardır, diğer tarafta belli  mahfillerin taklitçiliğini aydın olmak sananlar vardır, Geziciler vardır. Son 13 yıldır Asım’ın neslini ayağa kaldırmanın mücadelesini verdik... Sabreden kişi kimse, zafere ulaşır. Sabrettik ama sonunda zafer mukadder olduk.” 
 
Bu habere ifade bırak
  • 0Mutluyum
  • 0Şaşkınım
  • 0Kararsızım
  • 0Kızgınım
  • 0Üzgünüm
Toplam Oy0