Olumsuz şartlar altında dayanabilme, ruhsal savunma eşiği ve yaşanan kayıpları kısa sürede giderebilme gücü anlamına geliyor “Resilience”

Mert Yavaşça’nın ikinci solo sergisinin ismi bu; Resilience.

Maslak’ta, Artnext İstanbul’da devam eden sergi, hafife alınmayacak denli zorlu bir süreci gözler önüne seriyor. Kaybedilen düşler, masumiyetin yitirilişi ve yozlaşmış öğretilerin esareti altında enkaza dönmüş bir ruhun mücadelesini anlatıyor. Fakat, eserleri görmeye, hissetmeye devam ettikçe düşünmeye, kendini de hesaba katmaya başlıyor izleyici.

Başka birinin hikayesine, acısına, boşlukta sallanışına öylesine bakmaktan çıkıp, kendine yönelmeye sevk ediyor insanı, Yavaşça’nın resmettiği hikaye.

 

Çok eğlenceli bir sergi değil bu Mert, pek çok yüzleşme, derin sorgu gerektiriyor. Zor iş. Nasıl tepkiler aldın? 

Kendini hazır bilgiye alıştırmış ziyaretçiler için zor bir sergi. Belleğini sorgulamayan yahut bundan kaçan, yüzleşmek istemeyen kişiler kavramakta zorlandılar Resilience'ı. Beni en yakından tanıyanlar bile zorlandılar bu çalışmalar karşısında. Halbuki, çalışmalarımla ilgili oldukça anlaşılır ve kolay hazmedilir açıklamalar beklemek yerine, hatırlamak istemedikleri şeyleri çağırsalar, bir noktaya temas edebilecekler diye düşünüyorum. Bunun örneklerini de sergi açılışında yaptığımız sohbetlerde gözlemledim. Tedirgin oldular, ancak bu tedirginliklerini tam olarak ifade edemediler.

 

İlk serginde (Ruhumu Beklerken, 2013) ruh bir hatırlama ve hatırlamanın verdiği kaos içinde beklenirken bu kez, ruh yardıma gelmiş, bekleyenini kurtarmanın yollarını arar gibi . . .

İlk sergim'de hakim olan 'bekleyiş' zaman içinde dönüşerek ve etkisini kaybederek yerini, kendini arayışa kaptırmış endişeli bir özneye bıraktı. Kendimi tanımayı hedeflediğim bir sürecin ardından belleğime saplanmış kalıntıları ortaya çıkarmaya yönelik bir arayışa sürüklenmiş buldum kendimi. Yolun sonu kurtuluşa gitmekten öte yeni mücadelelere kapı aralayacak gibi görünüyor şimdiden. Belki eserlerime sinen tedirginlik bu öngörüden gelmektedir. 

 

Resimlerin boyutlarının daha küçük oluşu, o sıkılmışlık ve buhran hissine denk düşer gibi sanki? Kasıt var mı boyutlarda?

Boyutların küçük oluşu, çalışmaların üretim süreçlerine hakim olan atak-oluşturma disiplininden kaynaklı diyebilirim. Büyük boyutlu çalışmalar bir ön hazırlık-eskiz disiplini gerektirir. Resilience'da böyle bir disiplini tercih etmedim. Refleksif düşünceyle kontrol edilen refleksif bir yaratım disiplininden bahsediyorum. Kendi üzerine analizler üreten bir öznenin, sonuç üstünde hakimiyet kurabilme güdüsüyle hızlandırdığı ve kısa zamanda sonlandırmayı amaçladığı çalışma disiplini gibi görebiliriz Resilience'ın ortaya çıkma sürecini. Bellekten koparılıp tüm hasarlarıyla, tekinsizlikleriyle kendine dönen imgeler üzerlerinde hızlı çalışmalar yapmayı gerektirdiler. Aynı görünümlerin büyük boyutlu yüzeylerde yaptığım denemeleri tatminkar sonuçlara götürmedi beni.

 

Sergide bir de sürpriz sayılabilecek bir tablo var, diğerlerine oranla daha büyük ölçülerde. Daha aydınlık ve hatta umut verici. Sanki ‘herşeye rağmen bir çıkış yolu hep var’ der gibi. Veya tam tersi, masumiyeti kaybetmeden hemen önceki güzel günlerin yansıması, bir düş de olabilir bu. Yine de umut verici bir düş sanki?

Sergiye koymaya son anda karar verdiğim bir eserden bahsediyorsun. İki erkek çocuğunu sırtları bize dönük gösteren kompozisyon. Biri diğerinin omuzuna elini atmış, bir yere bakıyorlar. Aslında bu kompozisyona dair insanlarda bahsettiğin türden aydınlık ve umut verici bir izlenim oluştu. Belki de serginin atmosferine küçük boyutlu işlerden yayılan gerilim bu tabloda etkisiz hale geldi bir anlamda izleyici için. Halbuki benim bu çalışmayı oluştururken hissettiklerim tam tersi yöndeydi. Hala da öyledir. Oradaki o temas, başka birine ihtiyaç duymanın getirdiği acizliği ve abartılan samimiyetin güvenilirliğini sorgulatan bir temastır benim için. Masumiyet uçup gitmiştir artık. Çıkar ilişkilerinin gün yüzüne çıktığı bu görüntünün benim için şiddetini arttıran bir diğer özelliği de, o iki çocuğun yüzlerini çok iyi bilmemdir belki de.

 

Eserlerinin sergilendiği galerinin lokasyonu da dikkat çekici. Düşünülmüş bir ayrıntı değildir muhakkak, geçen sene de aynı yerde açmıştın sergini. Fakat Maslak'ta göğe yükselen plazalarda kurtuluş bekleyen pek çok ruh var. Ve isteksizce bunun farkına varan.

Galeri mekanının konumu bu serginin oluşumunda herhangi bir rol oynamadı. Resilience'ın sergilendiği her mekanda yerini bulacak sorular barındırdığından eminim. Öte yandan, günümüzün biyopolitikalarla şekillenen baskıcı toplumlarında, bireylerin kurtuluşa muhtaç ruhlarının farkına varabilmeleri bile bir lüks artık bana sorarsan. Fark etmek sorgulamayı gerektirir. Konformist bir toplumda böyle bir sorgulamaya girişebilecek denli endişeye sahip bedenler en acı çekenlerdir. Zamanımızın azınlıklarıyız biz. Bizden geriye, kendimize sorduğumuz sorular ve gerisi gelmeyen anılar kalacak . . .

*

Mert Yavaşça’nın Resilience başlıklı sergisi Artnext İstanbul’da, 17 Nisan’a kadar görülebilir.

Görülmeli . . .  

 

*

ARTNEXT ISTANBUL

Windowist Tower, Eski Büyükdere Cad. No: 26, Maslak, 34467 Istanbul

Galeri ziyaret saatleri: 11:00-19:00 / Pazartesi-Cumartesi

İletişim: + 90 212 999 3990

www.artnext.org

galeri@artnext.org

*

Görsel: Mert Yavaşça, “Resilience” |“İsimsiz”, Transfer Baskı Üzerine Yağlı Pastel, 2014, 8,3 x 17, 3 cm

*

@Vhilosopher

vuslaterkmen.com