Pazar

05.01.2014 - 02:30 | Son Güncelleme: 05.01.2014-2:30

“Bizim şefimiz kalbimiz...”

Sezen Aksu’yla da çalışan dört müzisyen Rubato isminde bir müzik grubu kurdu. Grup üyelerinden Fatih Ahıskalı: “Dört kişinin bir kişi gibi çalması ancak bir şef yardımıyla mümkün olabilir. Fakat bizim şefimiz kalbimiz”

Sitene Ekle

Güliz Arslan guliz.arslan@milliyet.com.tr

İşi müzik olanların sadece kendileri ya da yakınları için çalıp söyledikleri özel anlar vardır. Böyle anlardan birine tanık olduysanız kendinizi çok özel hissetmiş, keşke o an yapılan müziğin bir kaydı olsa diye içinizden geçirmişsinizdir. Pek çok önemli müzisyenin orkestrasında çalan dört müzisyen; Fatih Ahıskalı, Özer Arkun, Göksun Çavdar ve Eralp Görgün, Rubato isminde bir müzik grubu kurdu. Grubun ilk albümü “Bir” işte insana böyle özel bir kayıt hissi veriyor.
Çok uzun zamandır başta Sezen Aksu olmak üzere pek çok sanatçıyla çalışan bu dört müzisyen bu kez kendileri için bir şey yapmak üzere çıkmışlar yola. “Neden şimdi peki?” diye soruyorum, öyle başlıyoruz. Ahıskalı, “Suyun yolunu bulması gibi buluyor yolunu müzik” diyor, “demek doğru zaman şimdiymiş”.
Dostları Rıza Okçu’nun “Hadi” demesiyle yaklaşık bir yıl önce harekete geçmişler. Bu albüm üzerine o kadar çok düşünmüşler ki kayıtlara başlarken her şey neredeyse kafalarında hazırmış. “İki şarkıyı hemen, o gün kaydettik. İlki albümün en çok sevilen şarkılarından ‘Aşk’tı” diyor Ahıskalı. “Her şey ‘Aşk’la başladı yani?” diyorum, “Aynen öyle” diyorlar hep bir ağızdan, gözleri ışıl ışıl...
İki kıstasları varmış yola çıkarken: “Bir; içimizden ne geliyorsa onu yapacağız. İki; kendi bestelerimizi çalmaya özen göstereceğiz.” Peki dört kişinin de içinden aynı şeyin gelmesi nasıl mümkün oluyor? Arkun “Sürekli birlikte zaman geçiren insanlarız. O kadar da olsun artık” diyor. Meğer gözleri kapalıyken bile birbirlerinin ne hissettiklerini anlarlarmış.

“Bana bir şey olursa, mevlüdümü siz okuyun”
İşler ciddiye binince herkes elindeki besteleri getirmiş. Özer Arkun “Aşk”ı ve “Uzaklara”yı, Eralp Görgün “Haziran”ı, Fatih Ahıskalı “Temmuz”u, Göksun Çavdar “Yalnız Doğum Günü”nü kapıp gelmiş. “Bir Ayrılık Bir Yoksulluk Bir Ölüm” ve “Mapushanelere Attım Postu” Neşet Ertaş’a selam niyetine... Albümdeki şarkıların beşi enstrümantal, beşi sözlü. Sözlü parçaları seslendirenler ağırlıklı olarak Fatih Ahıskalı ve Özer Arkun. Kim solistlik yapıyorsa ona diğer Rubato üyeleri eşlik ediyor. Klarnet çalan Göksun Çavdar “Benim eşlik etmem biraz zor oluyor haliyle” diyor, gülüyoruz. “Solist olarak birini gruba almayı düşünmediniz mi?” diye soruyorum. Arkun “Önce biz ne yapabileceğiz, onu görmek istedik”, Ahıskalı “Senelerdir Özer Abi’ye şarkılar, türküler söyletip söyletip içlenirdik.
O büyülü sesi herkesle paylaşma fırsatımız var işte artık” diyor.
Müzisyen arkadaşları Nedim Ruacan’ın kendileri için söylediği “Anadolu müziğinin oda orkestrası oldunuz” tanımı çok hoşlarına gitmiş. Daha komik yorumlar da almışlar. Babylon’daki konserden sonra bir kadın gelip Arkun’un kulağına “Bana bir şey olursa, mevlüdümü siz okuyun” demiş mesela. Arkun “Bir arkadaşım da
beni mezara sen indir diye mesaj attı albümü dinledikten sonra. Niye böyle oluyor bilmiyorum” diyor. “Bir sonraki albüm mevlüt albümü mü olsa?” diyorlar, kahkahalar atarak...
Özer Arkun ve Göksun Çavdar teyze çocukları. Ailedeki herkes müzisyen... Özer Arkun ilkokuldan sonra, 84’te İstanbul Teknik Üniversitesi’nde, konservatuvarda eğitim görmeye başlıyor. Gönlünde yatan keman aslında. Ama bu kontenjanı dolu olduğu için “Sen çellist ol” diyorlar. Başta “O ne ki?” diyor, enstrümanı görür görmez âşık oluyor. Göksun Çavdar aynı okula 86’da giriyor.

“Sezen Aksu’nun dinlerken gözyaşı dökmüşlüğü var”
Fatih Ahıskalı bu ikiliyi okuldan tanıyor. O konservatuvara üniversite zamanı başlayanlardan... “Küçükken elime aldığım bütün albümlerde ‘Çello: Özer Arkun’, ‘Klarnet: Göksun Çavdar’ yazardı. Hep özenirdim onlara. Sonra okulda tanıştık. Ben kocaman adamlar bekliyorum, meğer akranlarımmış... Onlar gibi çalabilmek için okulun ilk iki senesi hiç uyumadım” diyor.
“Okulda en haylaz kimdi?” diye soruyorum, Göksun ve Fatih aynı anda “Özer” diyorlar. Tarzan gibi ağaçların tepesinde dolanırmış hep. İki dirhem bir çekirdek haliyle karşımda duran Özer Bey’e bakıyorum. Ne düşündüğümü anlamış olacak “Sizler geliyorsunuz diye böyleyim, bıraksalar şimdi yine çıkarım şu bahçedeki ağaca” diyor.
Eralp Görgün ekibe en son katılan... “Babam müzisyendi ama benim müzikle ilgilenmemi istemedi ailem. Fizik Bölümü’ne girdim. Ama sonra bıraktım, Pamukkale Üniversitesi’nde müzik öğretmenliği okudum” diyor. Sonra bu ekipteki müzisyenlerle farklı çalışmalarda kesişmiş yolları. Fatih Ahıskalı’yla Eşref Vakti’nde birlikte çaldıklarını hatırlarsınız... Bir gün Fatih Bey, grubun diğer iki üyesiyle buluşmaya giderken Eralp Bey de var yanında. “Hadi sen de gel, biz çalışacağız, sen de takılırsın” diyor, geliş o geliş...
“Bizim için çok samimi bir dost, bir arkadaş” diye tanımladıkları Sezen Aksu ne diyor bu albüme diye merak ediyorum. “Beğendiğini söylemişliği, dinlerken gözyaşı dökmüşlüğü var” diyorlar. Siz de Sezen Aksu’nun dinlerken gözyaşı döktüğü şarkıları canlı olarak dinlemek isterseniz; Rubato’nun önümüzdeki ilk konseri 10 Ocak’ta, Babylon’da...

“Rubato, ritmik özgürlük demek”

 Rubato ne demek?

Özer Arkun: Bir müzikal terim. Ritmik özgürlük demek. Bir müzik eserinin içinde belli bölümleri o eserin ritmik öğelerinden arındırarak kendi istediğin gibi icra etmek demek. Bir anlamda hayali bir şefi takip etmek demek.
Fatih Ahıskalı.: Birlikte ama özgür olmak demek aslında. Bir piyanistin tek başına çalarken ritmik özgürlük yapması o kadar da zor değil ama dört kişinin bir kişi gibi çalması? Bu ancak bir şef yardımıyla olabilir. Fakat bizim şefimiz kalbimiz. Albümün adı da o yüzden “Bir”.


©Copyright 2014 Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir, haberleri kopyalamayınız.