EkonomiRSS
11 Şubat 2010 - 01:03

‘Cem Yılmaz Türkiye’nin Danny Kaye’i olmalı’

Borusan Filarmoni ile Cem Yılmaz’ın birlikteliği burada bi-te-mez

Önceki akşam Borusan Filarmoni Orkestrası ile ünlü komedi
sanatçımız Cem Yılmaz’ın “mutlu ve uyumlu bir beraberliğe” doğru ilk adımı atışlarının tanığı olduk.
Konsere giderken, tıpkı daha önceki yıllarda Rahmi Koç ve Bülent Eczacıbaşı gibi Cem Yılmaz’ın da orkestrayı kısa bir süreliğine yöneteceğini sanıyordum.
Tamam, Yılmaz başta-sonda ve arada espriler patlatmaktan elbette geri durmayacaktı; ama hem Lütfi Kırdar’ın büyük salonundaki 2 bin kişiyi kahkahalara boğup, hem de konserin 2. yarısını baştan sona yönetmesini hiç beklemiyorduk. Üstelik seçilen parçalar da mükemmeldi. Kulağımıza, gözümüze ve ruhumuza hitap eden olağanüstü bir performanstı.

4 yıl önce de bir ilkti
Borusan Filarmoni, bir işadamına 25 bin euro ödeme karşılığında 8 - 10 dakika orkestrayı yönetme imkânı tanımasıyla 4 yıl önce Türkiye’de bir ilke imza atmıştı. Cem Yılmaz-Borusan Filarmoni birlikteliği ise bana sorarsanız, sanat-kültür hayatımızda bugünden öngörülemeyen sonuçları olabilecek devrim niteliğinde yeni bir ilk.
Klasik müzik, tüm dünyada olduğu gibi bizde de yeterince seyirci çekemiyor diye yakınılmıyor mu? Buyurun size Cem gibi kitleleri peşinden sürükleyen, kahkahadan kırıp geçiren bir sanatçı. Üstelik mükemmel bir müzik kulağı var. Dahası YouTube’dan Karajan ve Bernstein gibi ünlü orkestra şeflerini defalarca izleyecek kadar da
işini ciddiye almış.

Zeynep Hamedi’nin fikri
İşadamı yerine Cem Yılmaz’a teklif götürme fikri, Borusan Kültür Sanat’ın Başkanı Zeynep Hamedi’ye ait. Cem de fikri havada kapmış; işadamları ne kadar para ödüyorsa ben de ödeyeyim diye ısrar da etmiş. Borusancılar, davetiye yerine bu kez bilet satmak istedikleri için Yılmaz’dan para almamışlar. Sonuç 130 bin euro gibi, geçmiş yılların 4 katına varan bir hasılat.
Önceki gece klasik müziğin başyapıtlarının en çarpıcı bölümlerini kahkahalar içinde dinlemiş olmanın şaşkınlığı ve keyfi içinde Lütfi Kırdar’dan ayrılırken, benim yaşlarımdaki çoğu kişi Danny Kaye’i anıyordu. Nitekim Hamedi de dünkü telefon konuşmamızda “Cem Yılmaz o kadar yetenekli ve oraya da çok yakıştı ki bizim Danny Kaye’imiz olmalı” temennisinde bulundu.
Genç neslin idolü olan Cem, göreceksiniz Türkiye’nin Danny Kaye’i olacak ve klasik müziği geniş kitlelerle buluşturacak. Sanırım bunu kendisi de istiyor; müziğe yatkınlığı da önemli
bir avantaj.
Hem Borusan, hem Cem Yılmaz, hem biz klasik müzik konserlerinin müdavimleri, hem de bugüne kadar hiç klasik müzik konserine gitmemiş olanlar için tam bir kazan-kazan-kazan-kazan durumu söz konusu. 
Sahi bir de yetenekli 2 piyanistin yurtdışı eğitimi için gerekli parayı toplamak gibi esas amaç vardı değil mi? Hedeflenenden çok daha fazla para toplanınca 2 yerine 5 yetenekli genç için yurtdışı eğitim imkânı doğdu.

Reklamlar & Kişisel Ürünler
Yazarlarda Ara
Bul
1979 yılında bir suikast sonucu öldürülen gazetecimiz hangisidir?
Markapon
©Copyright 2010