Ah bilmem ki ne yapsak, işsizlik boyuna artıyor? Gündem de çok yoğun...
TV ekranlarında ya otomobil reklamları, ya rap rap yürüyen asker postalları...
Ve kürsü nutuklarından fışkıran karşılıklı azgın suçlamalar...
* * *
İşte dünkü Milliyet’in sürmanşeti:
“DİPLOMALI DRAM”
Bilgisayar eğitimi alanlarla, sanat eğitimi alanlarda işsizlik en yüksek orandaymış.
Sağlık, veterinerlik ve hukuk eğitimi alanlarda ise, “işsizlik” yok gibiymiş.
* * *
Bir zamanlar, özellikle bürokratların “burjuvalaşmış gibi bir imaj yaratmasına” büyük önem verilmişti.
“Kara saban”dan, “kağnı”dan, köylü yoksulluğundan söz etmek; “imajı” bozan ağır bir suçtu.
Çağdaş uygarlık düzeyine erişme peşindeydik ve Gazi’nin direktifi açıktı:
- Övün, çalış, güven...
* * *
Öğünme konusunda, her gün yeni bir rekor kırılmakta gerçi.
* * *
Çalışma konusuyla güvence konusu ise karşılıklı halat çekişiyor.
* * *
Dünya ülkeleri arasındaki “silah alımları” sıralamasında 16’ncı basamaktayız ve “milli güvence” 3 tuğlu...
* * *
Ancak paralar “devlet sırrı” sayılan yerlere aktığında; ne kadar “burjuva imajı” yaratmaya kalkılsa da; tarımdan geçinme ve yılda ancak 5-6 hafta çalışma zorunda kalan 20 milyonu aşkın insan; köylülükten bir türlü kurtulamıyor ve İstanbul’a doğru bir iç göç seferberliğine başlıyor.
* * *
Çok mu zordu bütün bunları öngörme?
Ne var ki bu tür sakıncaların üstüne dikkati çekenlerin, başı beladan hiç kurtulamadı.
* * *
Bugün de son 80 yılda “Devlet Bütçeleri”nin nasıl kullanılmış olduğu; “açık oturumlarda” kimseciklerin değinebildiği bir konu değil.
* * *
Ekonomik alt yapı değiştirilemese dahi, “eğitim” sayesinde “çağdaşlaşılabileceği” sanılmıştı.
* * *
Bendeniz ilkokul 2’nci sınıftayken, dedem Hasan Paşa da boyuna bağırırdı bana:
- Okumazsan çoban olursun, diye...
* * *
Okursam ne olacağımı söyleyen ise hemen hiç çıkmadı.
Herhalde bir “meslek sahibi” değil, bir “mevki sahibi” olacaktım.
Meslek sahiplerinin itibarı yoktu, mevki sahiplerinin ise itibarı vardı.
* * *
Ve işte dünkü Milliyet’in sürmanşeti:
“DİPLOMALI DRAM”
Alın bakın şaşkalozun bağı var, üzümü yoksa da yaprağı var.
* * *
Bir zamanlar da sanırım Abdullah Cevdet, Türkiye’yi kalkındırmak için İtalya’dan damızlık erkek getirme önerisinde bulunmuştu.
* * *
O sıralarda ise dünyadaki ekonomik yapıda en büyük rolü, çeşitli “dikenli teller”in icat edilmesi oynuyordu.
Dikenli tel icadının yarattığı etkinliklerden bendenizin de haberim yoktu. Mehmet Altan uyardı beni.
* * *
Dikenli tel konusundaki ilk aranışlar Fransa’da ama; çeşit çeşit türleri üstüne ilk alınan patentler ABD’de ve tarihleri 1867-68-73-75.
* * *
O tarihlerde ABD’de sığır tacirleri, hayvanlarını diledikleri otlaklarda rahatça otlatırlarken; otlak sahipleri, dikenli tellerle çevirmeye başlıyorlar arazilerini, yabancı sürüler içeri giremesinler diye.
* * *
Sığır tacirleriyle, otlak sahipleri arasında çatışmalar, cinayetler ayyuka çıkıyor.
* * *
İngiltere’de de “dikenli teller”; arazi sahiplerinin mülkiyet hakkını ve çiftliklerinin sınırlarını kesinleştirmeye; “tapu işlemleriyle kadastroda” yeni bir dönemin başlamasına neden oluyor.
* * *
I. Dünya Savaşı’nda da, dikenli tellerin oynadığı rol uzun mu uzun.
* * *
Bugün ise dünyada tam 300 kişi varmış, “dikenli tel çeşitleri”nin koleksiyonunu yapan.
Acaba koleksiyonları izlemeye gitmiş hiç Türk oldu mu?
* * *
“Dikenli tel”in Türkiye’ye ne zaman geldiği ve yaygınlığının ne kadar olduğu konusunda, bir doktora tezinin bulunup bulunmadığını bilmiyorum.
* * *
Bildiğim, mahkemelerdeki davalar arasında, arazi davalarının da çok yoğun olduğu.
* * *
Bizdeki Medeni Yasa’ya göre; sahipsiz araziyi 20 yıl boyunca işleyen kişi, sonunda o arazinin sahibi olur.
* * *
Sahipsiz araziyi işlemeye başlayan kişi, henüz “zilyet”lik hakkını kazanmamışken; çalıştığı toprakların çevresini dikenli tellerle çevirme hakkına da sahip olur mu, olmaz mı?
* * *
Diyelim ki, henüz 20 yıl dolmadığı için, tam sahibi bulunmadığı toprakları işlemeye, başka biri daha geldi:
- Bu arazi henüz senin değil; buralarda çalışmak benim de hakkım, diye tutturdu.
Bela çıkar mı, çıkmaz mı?
Arazi davaları yoğunlaşır mı, yoğunlaşmaz mı?
* * *
Ha sahi, bizde Ergenekon davaları, Balyoz davaları; askeri darbe planlarıyla ilgili davalar şu sırlarda iyice volkanlaşmış durumda...
Kimin umurunda vatandaşların davaları ile; “zilyet”lik hakkını kazanmak için çalıştıkları toprakların sınırlarına, dikenli teller çekmeseler bile; neler çektikleri?
* * *
Dünkü Milliyet’in 2’nci sürmanşeti de şöyleydi:
“ASİMETRİK BİR DURUM”
Erzincan iddianamesinde terör örgütü liderliğiyle suçlanan bir Orgeneral, 2010 Kış Tatbikatı’nı yönetmekle görevliymiş.
* * *
“Devlet”in de, henüz tam gelişmemişi böyle oluyor demek.
* * *
“Övünme” süredursun; “çalış, güven” direktifleri de varsın karşılıklı halat çekiştirsin; nasıl olsa bir çare bulur büyüklerimiz.
* * *
Besbelli ki biz de, dikenli tellerin “görünmez”ini bulmuşuz, onları kullanıyoruz.
Bul

Rüyalaşan İzmir; Amfi Tiyatro, Körfezi de, Sahnesi Olacak!