Hatırlıyorum, bir zamanlar evlendirme ajansları ve internet siteleri vardı. Ne ayıplanmışlardı, ne dışlanmışlardı. Bu büroların kapısından içeri girerken görülmemek için şapka ve gözlükle kendini gizleyeme çalışanı mı ararsın, peruk takıp geleni mi? Eski çalıştığım işyerinin komşusuydu da böyle bir bir yer oradan biliyorum. Hatta bir keresinde haberini yapmıştım da, kamerayla içeri girdiğimizi gören vatandaşlar çil yavrusu gibi dağılmışlardı. “Evlenmek istemenin nesi ayıp yahu” diyebilmiştim kısık bir sesle sadece. Evet, ayıptı, edepti. Bunu gurur yapanlar vardı. Nereden bileceklerdi ki, “Kız kurusu” , “evde kalmış”  yakıştırmalarına inat, pıtrak gibi türeyen evlendirme programlarının bu kadar reyting alacağını, herkesin göğsünü gere gere buralara doluşacağını. Bilseydi Hasan amcam, gizler miydi kimliğini ismini yazdırdığı ajansın kapısından içeri girerken.

Benim sayabildiğim halihazırda 5 tane evlendirme programı var şu anda canlı yayınlanan. Hepsi de seyirci açısından full çekiyor. Orkestrası var, psikoloğu var, avukatı var, hatta yer yer cast ajanslarından seçilmiş oyuncular da var. Ortamı şenlendiriyorlar. Farklı iki kanalda kendine eş aramaya gelen bir beyefendi yakalandı böyle geçtiğimiz günlerde. Meğer cast ajansından seçilmiş bir oyuncu değil miymiş… Eskiden evlendirme programı sunan Seren Serengil’in bir demecini okumuştum “Oyuncu seçerdik ajanslardan, kavga çıkartırlar, konuşurlardı daha güzel reyting alıyor” diye iğrenerek itiraf etmişti. Bunun böyle olacağı belliydi zaten de, hepimiz evcilik oynamıyor muyduk zaten. Kandırılmak istemiyor muyuz zaten. Hadi yapmayın! Teyzem göbek atıyor, sonra oturup ağlıyor birden aşk kadını olduğunu söyleyip taliplerini arıyor. Hangi gerçeklikte var ki bu? Daha neler yok ki bu programlarda. Kendine ait bir jargonu bile oldu; “çay içmek, elektrik almak, kriterlere uymak, yorum almak”… Ruh eşini arayanlar mı istersin, hayatının kadınını bekleyenleri mi ararsın, zengin koca isteyenleri mi… Her şey var bu dünyada.  Kutlamalı ama programa katılanları. Bu nasıl bir istidattır ki, bu kadar inandırmış, şimşekleri üzerine çekmiş.

Evet evlilik kurumunun son derece ciddi bir kurum olduğunu biliyoruz. Ne bir çay içmekle açıklanabilecek, ne de elektrik alamadım diyecek kadar da pamuk ipliğine bağlanacak. Öyle değil elbet. İşte yıllardır hepimizin tartıştığı, sosyolojik birer vaka olarak gördüğü, hatta kimilerinin “toplumsal yozlaşmanın kaynağı” diyebilecek kadar nefsaniyet içinde olduğu bu programlar, evlilik kavramına dair bildiğiniz her şeyi temize çekiyor. Çekiyor çekmesine de, bu kadar anlam yükleyip de, “Allah Allah” nidalarıyla “Vurun” demenin de manasını çıkarabilmiş değilim. Medya dünyasının içerisindekilerin konuyu bu kadar içselleştirerek acımasızca eleştirmelerine gülüyorum. Yerden yere vuruyorlar, programlar kaldırılsın diye ne propagandalar yapıyorlar. İlk bakışta belki bir ayağı çukurda olan yaşını başını almış kişilerin evlenmeye gelmeleri, aşkı aramaları, gencecik kızların zengin koca avına çıkmaları garip görünüyor olabilir. “Ne yani, evlenmek onların hakkı değil mi?” diye eleştirilebilir de bu düşünce. Ama çok açık ki, ünlü olmaya geldiği belli olan kişilerin iticiliği kadar da itici olamaz bu programlar. Eğitici, öğretici programlar istiyoruz ya her fırsatta, bütün programlar TRT ciddiyeti taşımalı mı ki? Çoktan seçmeli tv programları sunuluyor sonuçta izleyicilerin beğenisine. Daha ilk bölümden elenen diziler de bunun göstergesi değil mi zaten. Zira seyirci, en zayıf halkayı eleyiveriyor ekranlardan. Lakin televizyon programlarının “yoz”luğa doğru evrildiği bu yeni medya düzeni içerisinde kendine yer bulmuş evlilik programlarını bu denli tukaka yapmayı doğru bulmuyorum. Televizyonlardaki programları belirleyen, bir nevi algı yöneticileri, halkın nabzını çok iyi tutuyor bence. Halk ne istiyorsa onu veriyorlar görüşüne katılmıyorum zira bunun bir algı yönetimi olduğunu düşünüyorum ve gayet başarılı bir biçimde işliyor çarklar. Dolayısıyla çok da entel cümleler kurmaya gerek yok. Toplumun % 70 ini oluşturan, ekranların % 90 ‘ını oluşturan bu “alan ve satan memnun” durumun sanıyorum bir süre daha değiştirmenin imkanı yok.

Evlilik programlarına dönecek olursak, belli ki sevilmiş, tutulmuş. Bir tiyatro sahnesi kurulmuş, vatandaşlar figüran. Müthiş bir prodüksiyon, müthiş bir senaryo. Reyting rekorları kırıyor. Dram da var içerisinde, merak da, aşk da, kahkaha da. Hatta göbek atıyorlar, orkestrası var. Eğleniyorlar, eğlendiriyorlar arada “evlendiriyorlar.” Hepsi düzmece değil elbet. Ama evlilik programlarının yurdum aydın kesimiyle bu denli müstebata düşmesi de ilginç. Asıl, “her şeyi eleştirme dürtüsü” sosyolojik bir vaka bence. Kızgın, yorgun, evrimini tamamlayamamış beyinlerin, insanın kendine oynadığı bir oyun bence. Karşı koyabilirsen ala, koyamazsan olursun böyle mazkara.

Gerçek hayatla, beyaz cam arasındaki farkı bilmek, anlamak herkese nasip olmasa da, içimizden birileri, her konuyu toplumsal boyutuyla tartışsa da, gerçek şu ki; nöropazarlama tekniklerini de içerisinde barındıran bu sistem, kendi çizgisinde ve sınırları içerisinde gayet başarılı. Sadece eleştirmek yerine, meseleye bir de bu yönden eğilmek gerek!

Ayşen Çatak Yalman