DünyaRSS
09 Eylül 2010 - 00:47

‘Evet’, yeni anayasaya ‘hayır’ demektir

Kadri Gürsel kgursel@milliyet.com.trkgursel@milliyet.com.tr Tüm Yazıları »

Anayasa Mahkemesi üyelerinin seçilmesinde ağırlık cumhurbaşkanında değil de TBMM’de olsaydı ve TBMM bu üyeleri güçlü bir nitel çoğunlukla, yani geniş bir uzlaşma zemininde belirleseydi, kimin neye itirazı olabilirdi?
Bu durumda herhalde kimse “Yüksek yargı siyasi iktidarın egemenliğine giriyor; iktidar üzerinde anayasal denetim ortadan kalkıyor” diyemeyecekti.
Oysa şimdi aynen böyle diyoruz. Çünkü AKP’nin anayasa değişikliği paketi, sayısı 11’den 17’ye yükseltilen Anayasa Mahkemesi üyelerinin 14’ünün belirlenmesinde son sözü söyleme yetkisini, anayasaya göre “yürütmenin başı” olan cumhurbaşkanına bırakıyor. AKP iktidarının belirleyeceği bir tarihte, 2012’de veya en geç 2014’te cumhurbaşkanını halk seçecek. Cumhurbaşkanı adayı siyasi propaganda yapacak ve halktan oy isteyecek.
Bugün, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün seçim ve atamalarında, anayasadaki “tarafsızlık” statüsüne rağmen AKP iktidarından yana taraf oluşunu haklı biçimde sorgulayabiliriz... Ama yakın bir gelecekte, halkoyuyla seçildiği için çok güçlenecek bir cumhurbaşkanının, Anayasa Mahkemesi üyelerini seçerken ve atarken ideolojisinden ve eski partisinin siyasi eğiliminden yana taraf olmasını sorgulamak, eşyanın tabiatına aykırı hale gelecek.
AKP’nin paketi, ayrıca iktidar partisinin meclis grubuna, Anayasa Mahkemesi’nin üç üyesini basit çoğunlukla belirleme imkânını veriyor.
Bu “tasarım” halk tarafından onaylandığı takdirde sonuç, yüksek yargının yürütme üzerindeki anayasal denetiminin son bulması, kontrol ve dengeleme işlevini yerine getirememesi olacaktır.
Kapılar, “sınırsız iktidar”a sonuna kadar açılacaktır. Bunun yerine ne olmalıydı peki?
Türkiye’de siyaset düzeninin en önemli sorunu, parti içi demokrasi eksikliğidir. Keşke ülkenin siyaset kültüründe bir “kuantum sıçraması” yaşansa ve parti içi demokrasi anayasal güvence altına alınabilseydi. Partilerdeki lider diktatörlüklerinin son bulması, bugün için aşırı iyimser bir beklentidir, kabul... Ama en azından şu yüzde 10’luk seçim barajının düşürülmesi sonucu önümüzdeki ilk seçimden itibaren TBMM’nin milli iradeyi temsil yeteneği artırılabilirdi...
Bu sayede 12 Eylül darbesinden bu yana “temsilde adalet”i mümkün olan en üst düzeyde yansıtabilen bir meclis, bütünüyle yeni baştan yazılmış, demokratik, eşitlikçi ve özgürlükçü bir anayasayı tartışır ve kabul ederdi.  Bu arada yüksek mahkeme üyelerinin nitelikli çoğunluk esasının gerektirdiği uzlaşma ve mutabakata dayalı olarak seçilmesi hükmü bu anayasada yer alırdı. Bütün bunlar yapılabilseydi, hem mevcut eskimiş ve kutuplaşmış yargı düzeni demokratikleştirilir hem de anayasa değişikliklerinin demokratik meşruiyetini sorgulamaya kimsenin hakkı olmazdı.
Ama AKP, tek yanlı hazırlanmış bir anayasa değişikliği paketini getirdi önümüze koydu.
Şimdi, genel seçimden sonra yeni bir anayasanın hazırlanması gereği üzerinde siyaset ve sivil toplumun geniş kesimi hemfikir...
Son olarak Başbakan Recep Tayyip Erdoğan da Diyarbakır’daki konuşmasında ilk seçimden sonra “geniş tabanlı yeni bir anayasa” istediklerinden söz etti. Başbakan’ın samimiyetine inanmak isterdim.
Ama Başbakan Erdoğan’ın “geniş tabanlı anayasa”dan kastettiği AKP’nin tekçi zihniyetinin anayasanın tabanına doğru genişletildiği bir metinse, bugünkü gibi “hayır” demekten başka bir seçenek kalmıyor geriye. Yok değilse ve o “geniş taban”dan bir uzlaşma ve mutabakat zeminini anlamamız gerekiyor ise o zaman bizim de şu soruları sormamız gerekmiyor mu?  12 Eylül’de “evet” çıkar ve anayasa istediğiniz yönde değişirse, siz bugün ülkeyi bu denli kutuplaştıran yargı düzenlemelerinizin seçimlerden sonra “yeni anayasa” süreci çerçevesinde tartışmaya açılmasını içinize sindirip, bir demokratik çözümde uzlaşabilecek misiniz? Cevabınız “evet”se, o halde referandumda kabul edildiği takdirde çok kısa bir süre yürürlükte kalacağı anlaşılan şimdiki düzenlemelerinizi neden dayatıyorsunuz? Cevabınız “hayır”sa, seçimden sonraki “yeni anayasa”nın neresi yeni ve geniş tabanlı olacak?  Peki, AKP bugünkü anayasa değişikliği paketiyle Türkiye’nin demokratik, özgürlükçü ve eşitlikçi yeni bir anayasa hazırlayabilmesinin yoluna taş mı koymuş oluyor?
Henüz değil. Referandumdan “evet” çıkarsa bu sorunun cevabı da “evet”.
Ancak “hayır”, yeni ve özgürlükçü bir anayasanın yolunu açık tutar.

Reklamlar & Kişisel Ürünler
Yazarlarda Ara
Bul
©Copyright 2010