2015 !f Uluslararası Bağımsız Film Festivaline sayılı günler kaldı. Bu yıl film seçkilerinde bayağı farklılık var. İyi mi, yoksa kötü mü? Tabi ki iyi…  Her alanda kendini gösteren festival, aynı başarıyı film kategorilerini belirlerken de sağlamış, bu yüzden kategoriler oldukça yaratıcı olmuş. Hatta bu yılın en iyi kategorilerinden biri olan “Oyun” un müdavimi olduk. Oyun oynamaya hazır mısınız?

12-22 Şubat arası düzenlenecek olan festivalde, bu yıl toplam 115 film yer alıyor, bu gerçekten festival için bir rekor, çünkü bundan önceki yıllarda böyle bir rekordan bahsedemiyorduk bile… Yalnız bu yıl bağımsız Amerikan Sinemasında bir kısıntıya gidilmiş, keşke bunu daha önceden yapsalardı. Neyse geç olsun güç olmasın! Dünya Sinemasından çok değerli filmler izleyeceğiz. Her beğeniye göre film mevcut. Mutlaka ilginizi çeken filmler vardır, hani bu filmler bize hitap etmiyor demeniz, olasılıklar dâhilinde değil.

Yalnız şunu unutmayın, hemen hemen her filmde aşktan bahsediliyor, aşka karşı alerjiniz varsa dikkatli olmanızı öneririz. Alerjisi olanlara bunu hatırlatalım istedik. Ama o aşk sizin bildiğiniz aşklardan değil. O aşk hayat aşkı… “Sanat hayat içindir!” kategorisi bu yazdıklarımızı güzel bir şekilde özetliyor zaten. “Digitürk Galaları” bölümündeki filmlerine de bir göz atmanızı tavsiye ederiz. Özellikle “Gül Suyu” filmini seçim listenize alın. Gael García Bernal hayranları eminiz ki çoktan iş başına geçmişlerdir. Bunların haricinde; “Özel Gösterim” kategorisindeki “At Parası” ile “Yalnız Cennet Bilir” filmlerine de yeşil ışık yakmak lazım.

Ufak bir hatırlatma yapalım özellikle “Digitürk Galaları” için biletlerinizi çok önceden almanız gerekiyor, çünkü galalardaki filmlerin biletleri çok çabuk tükeniyor. Diğer bölümler için sıkıntı çekeceğinizi düşünmüyoruz, ama yine de biletleri önceden satın almanızda fayda var. Son olarak; “Gökkuşağı” kategorisindeki görmeniz gereken filmlerin isimlerini ekleyip top 5 listemize geçelim. Bu kategorinin en gözde filmlerinden olan “Kum Parası” ile “Makul Davranış”, diğerlerinin arasında yıldız gibi parlıyorlar. 

Bu yılki !f seçimlerim sırasıyla şöyledir:

1- X+Y: Hayatın her alanında matematik vardır, denklem de öyle… Zaten hayat bir denklemdir. X ve Y değerleri karşı kutupların bileşiminden oluşur. Tıpkı hayatımızdaki zıtlaşmalar gibi… Sadece matematiği değil, aşkın ve büyümenin zorluklarını hikâyeye akıtarak, bir matematik denklemi kuruyor sanki… O denklemi oluşturan parçalar ise aşk ve farkındalık… Gerçek olaydan esinlenen  ve duygusal bir hikâye ortaya koyan filmin yaratıcısı Morgan Matthews, karakterlerle özdeşleşme yaşamamıza izin vermiyor, onları içselleştiremiyoruz, çünkü Matthews biraz temkinli davranıyor. Filmin arka planında meydana gelecek olaylar, sizi kalbinizden hançerleyecek, daha da öteye gidersek; etkisinden günlerce çıkamayacaksınız.

2-La Princesa De Francia (Fransa Prensesi): Arjantin Sinemasından genelde güzel işler çıkar. “La Princesa de Francia” da onlardan biri… Çağdaş sinemayı temsil eden Şekspir komedi anlayışını benimseyen, genç auteur yönetmen Matías Piñeiro, arzuyu filminin merkezine alarak,  basitlik ve karmaşa arasında bir çizgi belirliyor. Yalnız filmin ritmini yerine oturtmanız için, biraz sabırlı olmanız gerekiyor. Filmde yinelenecek olan sahnelerin yanı sıra, sekanslardaki filmsel ve içeriksel atlamalar  rüya, hayal, oyun ve gerçeğin halka misali iç içe geçmesine neden oluyor. Bazı yinelemeler ve atlamalar ise, farklı bir izlek biçimine girerek, teatral bir oyunun özünü oluşturuyor. Açıkçası, ahenk tutturabileceğimiz bir film olan “La Princesa De Francia”, renkleri, dokuları, fikirleri, suratları, hareketi ve ritmi ile yeni bir deneysel film özelliğini perdeye yansıtıyor. Arjantin Sinemasında gerçekten şeytan tüyü var!

3-The Forbidden Room (Yasaklı Oda):David Lynch’e benzerliğiyle tanına Kanadalı auteur Guy Maddin, büyüleyici ve gerçeküstü öğeleri filmine yaftalayarak, limitsiz bir sinema nasıl olur onu anlatıyor bize… Değişik bir mizah anlayışına sahip Maddin, bizi hiç bilmediğimiz ve tanımadığımız bir yere postalıyor sanki… Gök ve su arasında bir denge tutturan Maddin,  kötülüğün, cinayetin, unutkanlığın, aldatmanın ve tutsaklığın olduğu yerde neler yapacağımızı görmek istiyor. Düşlerin kralı olmamızı isteyen Maddin, düşlerimizde yaşattıklarımızla yüzleşmemizi ve özgürleşmek adına silkelenmemizin önemli olduğunu vurguluyor. Uç noktaları sevenler için iyi bir tercih!

4-1001 Grams (1001 Gram): Fizikle kafayı bozmuş bir bilim kadını, her şeyin ölçülebilir olduğuna inanmaktadır. Peki, mutluluk nasıl ölçülür, ya da soyut şeyler? Var mıdır bir yolu? Bunun yolunu arayan bilim kadını, fiziksel olarak her şeye çare bulabilmektedir, ancak bunun bir çaresi yoktur, çünkü soyut şeyler sayılamaz. Soyut ve somutluğa dikkat çeken film, takıntılı bir karakterin yaptığı tuhaflıkları anlatıyor. İçsel dönüşümü gerçekleştiremediği için, tek bir noktada takılı kalan karakterin, bilimin gölgesinde yaşıyor oluşu, onu ebediyen mutsuzluğa doğru iter. Sıra dışı komedinin ve absürt filmlerin ustası Bent Hamer, fiziğin sadece belli bir yere kadar işlevini yerine getireceğini, onun dışında hiçbir şekilde etki etmeyeceğini bir kez daha anımsatıyor. Fizik mi, yoksa manevi duygular mı?

5- The Smell Of Us (Bizdeki Korku):Amerikan gençliğinin marjinal yaşam biçimlerini ortaya koyduğu sahnelerle, yeni Fransız gençliğine bakış atan film, cool ve asi gençleri tek bir potada eritiyor. Sert, büyüleyici, kışkırtıcı ve yenilikçi bir sinemasal izleğe sahip film, şiirsel bir dille yola çıktığı macerasında, gençlerin nasıl Amerikalılaştığını anlatıyor. İyi bir kültür çatışması örneği olan film, gençlerin dünyalarında geçenleri olduğu gibi ortaya koyarak internetin onları sımsıkı bağladığına vurgu yapıyor. Belki de onları internet o hale getirdi. Film, gençlere karşı dikkat etmemizi ve onların neler hissettiklerini anlamımızı istiyor sanki… Film sadece Fransız gençliğinden söz etmiyor, aslında tüm indigo gençliğinin resmini çiziyor. Dünyanın dört bir yanındaki gençleri orta yerde birleştirerek, onların yaşadıkları ortak sorunları seyirciyle paylaşıyor.