Kemal Kılıçdaroğlu’nun kurultay konuşmasının öncelikle vurgulanması gereken yönü, partisinin yüzünü halka ve sola çevirme niyetini ortaya koymasıydı.
Türkiye’de en geniş manada çalışan kesimlerin hak ve menfaatlerini savunan sosyal demokrat ya da sol bir siyasi anlayışın mevcut olmaması, siyasetin dengelerini bozmuştur.
Kılıçdaroğlu önceki gün soldaki boşluğu doldurmaya aday olduğunu ilan etti. Bu önemli bir gelişmedir.
Ancak boşluk sadece halkçı söylemle dolmaz.
Kılıçdaroğlu yönetimindeki CHP, boşluğu akılla doldurmalı; bunu da işsizlik ve yoksulluktan, eğitim ve tarım alanlarına uzanan bir dizi somut çözüm önerisi sunarak yapmalı. CHP’nin seçmeni gerçek bir iktidar alternatifi olduğuna ikna edebilmesinin asgari koşulu bunu başarmaktır.
Bu olmazsa, AKP iktidarından bezmiş kitleler ona bir umut diye bir süre daha sarılır; ancak bu rüzgâr bir gün gelir zayıflar.
Tabii ki tek bir konuşmaya bakarak Kılıçdaroğlu’nun vizyonu hakkında nihai bir hükme varmak haksızlık; ancak hiçbir şey söylememek de mümkün değil.
“Halkçı Kemal”in sorunları olan bir vizyonu var.
Baykal videosunun ortaya çıkışından Kılıçdaroğlu’nun CHP Genel başkanı olmasına kadar geçen süre sadece 15 gün... Bu çok kısa sürede yaşanılan baş döndürücü türbülans, Kılıçdaroğlu’nu “başlama vuruşu” niteliğindeki kurultay konuşmasına yeterince odaklanmaktan alıkoymuş.
Bu sayede sahiciye yakın bir Kılıçdaroğlu dinledik önceki gün.
“Halkçı söylem”inin eski, 70’li yılları çağrıştırır gibi gözükmesi bir paradoks aslında... Tam tersine, bugün “zenginliklerin hakça paylaşımı”, neo-liberalizm sonrasında dünyanın da sorunu. Paradoksu ortadan kaldırmak ise Kılıçdaroğlu CHP’sinin modern çözüm önerileri getirmesine bağlı. En zoru da bu...
Diğer artı ve eksilerine gelince...
Kılıçdaroğlu’nun CHP’nin yüzünü halka çevirme girişimini laikçi söylemden kaçınarak başlatması akıllıcaydı. Laiklik demokrasinin vazgeçilmezidir ama bu söylemlerle ortak payda tesis etmek mümkün değil Türkiye’de.
Konuşmasında Türkiye’nin en önemli meselesi olan “Kürt sorunu”na hiç değinmemesi belki de kurultayın hedefine özgü bir siyasi tercihti...
Bu konuda hiçbir şey söylemeden siyaset yapılamayacağına göre, Kılıçdaroğlu, Baykal CHP’sinden farklı olarak çözüm odaklı bir yaklaşımı er ya da geç ortaya koymaya mecburdur.
Ve bu yaklaşım, önceki gün söylediği gibi “Siyasetin odağına etnik kimliği ve inançları koyan siyaset bizim dostumuz olan siyaset değildir” demekten öte, post-modern bir yaklaşım olmak zorundadır.
Günümüzde asıl meşru olmayan, kimlik siyasetinin meşruiyetini sorgulamaktır. Kimlikler görmezden gelinerek ortak bir kimlik inşa edilemez. Ne özgürlükçü, ne demokrat, ne de solcu olunabilir.
Neticede, Kılıçdaroğlu’nun işi gerçekten zor.
Türkleri kaygılandırmadan Kürtlerden oy almayı bilecek.
Laikçilik yapmadan laikliği savunacak.
Kıyılara sırtını dönmeden CHP’nin unuttuğu Anadolu’nun iç kesimlerine uzanacak.
Merkezdekileri ürkütmeden varoşların desteğini kazanacak.
Kısacası CHP stratejisini ayrışma ve kutuplaşmayı aşmak üzerine kurmalı.
Bu konuda da çelişkili mesajlar verdi Kılıçdaroğlu...
“Kine asla kitabımızda yer yoktur” dedi.
Ama “Yandaş medya bitecektir” diyerek başka bir tasfiyeci anlayışın ipuçlarını verdi. “Recep Bey korksun, korkmaya devam etsin” dedi.
Tam tersine, Kılıçdaroğlu korkmasın ama korkutmasın da... Ve bilsin ki kutuplaşmadan en çok AKP faydalanmıştır.
Soldaki boşluk yüzünden AKP’ye kaptırılan en büyük değerlerden biri Nazım Hikmet’ti. Önceki gün Kılıçdaroğlu Nazım Hikmet’i fırsatçı AKP’den geri aldı. Solcular buna sevinebilirler.
Bul

Hangi kıyamet alametleri gerçekleşti, yoksa dünyanın sonu yakın mı ? Video