Pazar
09.10.2016 - 02:30 | Son Güncelleme: 09.10.2016-2:30

“Hayaller olmasa hayatın anlamı yok”

“Babamın Kanatları” filmindeki rolüyle Adana’da En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu Ödülü’nü kazanan Musab Ekici: “İnsan sürekli hayal kuran bir yaratık. Hayaller olmasa hayatın bir anlamı yok. Kafasında resimler olmadan insan yaşayamaz ki”

Sitene Ekle

Elif İpek Türer - ipek.turer@milliyet.com.tr

Musab Ekici 23. Uluslararası Adana Film Festivali’nde “Babamın Kanatları” filmindeki rolüyle En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu Ödülü’nü kazandı. Liseye giderken Savaş Dinçel’in oynadığı bir oyundan etkilenerek tiyatroya başlayan 24 yaşındaki Ekici ile hem kazandığı ödülü hem de neler yaptığını konuştuk.

- Bu ilk filminiz miydi?

Aslında ilk filmim sayılmaz ama ben ilk filmim diyorum. Daha önce arkadaşlarımın yaptığı bir filmde küçük bir rol almıştım. Oradan bir diziye başladım ama çok kısa sürdü maalesef. Sonra da bu film girdi hayatıma, bir audition (oyuncu seçme) dönemi yaşadık. Daha doğrusu filmin yönetmeni ve senaristi Kıvanç Sezer uzun zamandır oyuncu arıyormuş. Bir deneme çekimi yaptık, ikimiz de sevince başladık.

- Bir hazırlık süreciniz oldu mu?

Oldu. Film çekimleri iki kere ertelendi, aslında bu benim için artı bir durumdu çünkü üç ay vardı, Kürtçe konuşmam gerekiyordu ve nasıl hazırlanacağımı düşünüyordum. O ertelenme sürecinde Kürtçe dersleri aldım.

- Menderes Samancılar’la oynamak nasıl?

Menderes abiyle oynamak çok keyifliydi ama setten çok, esas karakterleri çalışıp, okuma süreci daha keyifliydi. Menderes abi zaten enteresan bir adam. Babamız ya, çok seviyorum. Çek Cumhuriyeti’nde şöyle bir hikaye oldu. Açılışı orada yaptık. Bir gün yürüyoruz birlikte, birdenbire bir kafenin önünde durdu; “Bak şimdi” dedi ve başladı şiir okumaya. Ben şaştım kaldım. Garip geliyor bir insanın anında, hiç teklemeden, sürekli olarak şairane cümleler kurması. 

- Bir de ödül aldınız. Röportaj yapmamıza da vesile oldu. Bekliyor muydunuz?

Ekip olarak beklentimiz vardı ama ne yalan söyleyeyim şahsıma bir şey beklemiyordum. Bir de yedi ödül birden aldık ki onu da beklemiyorduk. Irak’taki Duhok Film Festivali’nde de en iyi film seçildik. İçinde olduğum için söylemiyorum ama gerçekten iyi ve benim de kafamı çok değiştiren bir film oldu. Kilit bir hikayeydi, ders gibiydi.

“Dram ama ajitasyon yok”

- Öyle olmuş gerçekten. Filmi izlerken ülkemin, insanımın haline, çaresizliğine, çözüm olamamamasına üzüldüm...

Filmin çok güzel bir fikri var. Bu fikir de o kadar güzel bir süzgeçten geçirilmiş, işlenmiş ve senaryo haline gelmiş ki filme yansıtıldığında seyirci de onu hissediyor. “Bu çok güzel bir fikir ama çok acı” diyebiliyor seyirci. Fikri beyni işletirken, acı durum da insanın duygusunu işletiyor. Böyle bir harmanlanma var, zaten güzel olan şey de bu. 

- Aslında ilginç bir hikaye de değil...

Film Vanlı depremzede bir inşaat işçisinin kanser olmasını öğrenmesiyle başlayan hikayesini anlatıyor. Dram ama ajitasyon yok filmde. Hikaye anlatıyor, net anlatıyor. Evet, çok rastlanabilir bir şey ama filmde çok güzel bir ayrıntı var; bir inşaat işçisinin düştükten sonra ailesine kan parası veriliyor olması. Asıl çatışma yaratan da bu zaten.

- Filmin en başındaki “Tedavi olurken çalışsam olmaz mı?” sözü de etkileyici. Siz olsanız ne yapardınız mesela?

Hep başkaları için yaşamak zorunda kalıyoruz işte. Ben hiç empati yapmadım ama şöyle bir düşünecek olursam çok zor bir şey ya! Tercih yapmak çok zor!

- Filmde bir sözünüz vardı: “İnsanın hayalleri olmasa hayatın bir anlamı yok ki”...

Orası doğaçlama gelişti. Tam olarak da öyle düşünüyorum. İnsan kafasında sürekli hayal kuran bir yaratık. Kafasında resimler olmadan insan yaşayamaz ki.

- Sizin hayalleriniz var mı?

Var tabi. Çok uçuk hayallerim de, realist davranmaya çalıştığım hayallerim de var. Ama mesleki açıdan bakarsam, iyi işler yapmak, giden ustalarımızın yerine bir şekilde bu mesleği devam ettirmeye çalışmak... Bir yandan da topluma destek olmak.

“Onore edilmek çok güzel”

- Sizi araştırırken esas tiyatro yaptığınızı gördüm...

İstanbul Devlet Konservatuvarı mezunuyum. İkinci sınıfta başladım tiyatro yapmaya. İlk Galata Perform’da oynadım; “Yola Çıktığım Gün Sakin Serin bir Sabahtı” oyununda. İkinci kat’ta devam ettim, “Barselo” diye bir oyun oynadık. Sonra da Tiyatro Hâl’de arkadaşlarımla üç-dört oyun oynadım.

- Şu an bir şey yapıyor musunuz? Yapmayı düşünüyor musunuz?

Yapmıyorum ama düşünmez olur muyum, hem de nasıl düşünüyorum, bütün gün kafa patlatıyorum ama çözüm var mı yok. Aslında galiba kendim bir şeyler yapmak istiyorum.

- 2013’te Sadri Alışık sinema ve Tiyatro Jüri Özel Ödülü de kazanmışsınız “Barselo” ile. 21 yaşında bu ödülü almak bir şey değiştirdi mi?

Onore edilmek çok güzel tabii ama bir şey değiştirmedi. Zaten bu işin okulunda okumuştum ve bu yönde yoluma devam ediyordum, ödülün yoluma ekstra bir katkısı olmadı. Ama çok emek verdiğiniz için bunun karşılığının verilmesi çok güzel. 

- Kısa bir dizi tecrübeniz de olmuş. Dizilerde oynamayı istiyor musunuz?

Şu anda başladım, TRT 1’de “Adını Sen Koy” diye bir dizide oynuyorum.

 


©Copyright 2016 Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir, haberleri kopyalamayınız.