• Sık kullanılanlara ekle
  • Açılış sayfam yap
  • Sitene ekle
  • RSS
  • Kampanya Sözleşmesi
  • Künye
  • milliyetemlak.com
  • Ara
  • Getir
Derya Sazak Siyaset Günlüğüderya.sazak@milliyet.com.tr

“Hayata dönüş”

22:25 | 24 Kasım 2010

37 aydının yakıldığı Sivas Madımak Oteli 17 yıl sonra nihayet kamulaştırıldı. Kamu vicdanı o binanın müzeye dönüştürülmesiyle acıların bir parça küllenebileceği yönünde oluşmuşken, yeni projeleri gündeme getirmenin âlemi yok. Kültür ve Turizm Bakanlığı müzeye destek olmalı.
Madımak, Diyarbakır Cezaevi, Bayrampaşa.
Türkiye tarihinden onar yıllık kesitler. Bayrampaşa Cezaevi mağdurları da mahkeme önündeydiler.
19 Aralık’ta cezaevlerine karşı yapılan operasyonda 2’si asker 32 kişi hayatını kaybetti. 237 kişi yaralandı. Ölenlerden 12’si Bayrampaşa Cezaevi’nde kalıyordu. F tipi cezaevlerine nakledilmeyi reddeden tutuklu ve hükümlüler, “ölüm orucu”na başlamışlardı. Operasyona tuhaf şekilde “hayata dönüş” adı verildi. Cezaevlerini tahliye büyük bir katliama dönüştü. 10 yıl sonra Bakırköy 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nde açılan davada 39 jandarma görevlisi yargılanıyor.
10 yıldır hayata dönmeye çalışan mağdurlardan Hacer Arıkan’ın anlattıkları dehşet vericiydi:
“Silah sesiyle uyandık. Ağabeyim Erol Arıkan vurulmuş. Koğuştan dahi çıkamadık çünkü askerler koğuşun kapısının önündeydi. Arkasından bir bombalama oldu. Yaşamak için onların attığı gaz bombaları gibi şeyleri havalandırmaya attık. İkinci katın yatakhanesindeydik. Nefes alamaz hale geldik. Bilincimiz kapandı. Çıktığımız anda içeriye bir madde bırakıldı. Bomba atıldı. Ölümle yaşam arasında gidip geliyordum. Arkadaşlarımın derilerinin eridiğini gördüm. Yumuşak bir şeyin üstüne bastım. Gülser Tuzcu’nun cesedine bastığımı sonradan anladım.
Beni yakan maddenin ne olduğunu çok merak ediyorum. Elbiselerim ve avuç içlerim yanmadı. Sırtım belime kadar yandı. Yandığımı hissettim ama alev görmedim. Ortada isyan yoktu. Ben ölüm orucunda bile değildim. Operasyonun adının Hayata Dönüş olduğunu üç ay sonra öğrendim.
Yargılanması gerekenler buraya gelen erler değil, emri verenlerdir. Sorumlular kimse emir komuta zinciri içinde onların yargılanması gerekir.”
Mağdur avukatları dönemin Adalet Bakanı Hikmet Sami Türk, İçişleri Bakanı Sadettin Tantan, Ceza ve Tevkif Evleri Genel Müdürü Ali Suat Ertosun’un da yargılanmasını istiyorlar.
Böyle “kanlı bir nakil” görülmemiş bir vahşettir.
Cezaevinde isyan var diye, insanlar diri diri yakıldılar.
Medya da bu günaha ortak edildi.
Cezaevlerindeki tutuklu ve hükümlülerin yaşam hakları da devletin güvencesi altındayken, “F tiplerine geçmiyorlar” diye onca insanı ateşe atmak nasıl bir karardır? Bu kararın siyasi sorumluları kimlerse, erlerden önce onlar yargılanmalıdır. O dönemde “ölüm oruçlarını sona erdirmek” üzere pek çok girişim yapılıyordu. Onların sonucunu beklemek yerine şiddet uygulandı. 32 kişi hayatını kaybetti.
Hacer Arıkan 10 yıl sonra, “Hayata dönmek için ölümü yaşamak gerekiyormuş” diyor.
Baronun avukatları sanıkları savunmaktan çekilmişler. “Hayata dönüş” davası bir insanlık muhakemesidir.

 

Siz de reklam vermek ister misiniz?
YAZARLARDA ARA

©Copyright 2010