3 Haziran Cuma günü gösterime giren filmlerden iyi olan hangisi diye merak ediyorsanız, en makul seçimin “Kill Me Three Times” olduğunu belirtelim, çünkü yaz aylarında harika filmler izlemeyi beklemek hata olur. Güzel vakit geçirebiliyorsanız, kâfidir. Sıkılmadan sonuna kadar izleyebileceğiniz “Kill Me Three Times”, Simon Pegg’i sevenler için ideal…

Soğuk espriler yapmakta üstüne olmayan İngilizlerin cool oyuncusu Simon Pegg, “Kill Me Three Times ” filmi ile yine benzer bir ortam yaratıyor. Özellikle güldürme amacı gütmeyen Pegg, yine de güldürüyor, çünkü surat ifadesi oldukça komik, sanki bıyık altından güldürmeye çalışıyor. “How To Lose Friends&Alienate People” filminde enteresan davranışlarıyla tipik İngilizleri anımsatan Simon Pegg, müstehzi duruşunu film boyunca hiç bozmuyor ve bize sıradan bir durum komedisini yansıtmıyor, onun yerine, kendine özgü bir stil kullanıp seyircinin ilgisini çekmek için çabalıyor.

Peki, Pegg , “Kill Me Once” filminde ne yapıyor? Hit-man’i canlanıran Pegg, tek bir atışla turnayı gözünden vuruyor, yani Pegg kolay kolay ıskalamıyor hedefi… Pegg aslında hem hit-man, hem de özel bir dedektif gibi… Sürekli av peşinde koşan Pegg, av peşinde koşarken kendisini av konumuna düşürüyor, ondan sonrası tam arap saçı!

3 act (3 perde) tekniğini kullanan film, ortalardan başa doğru ilerliyor, açıkça ifade etmek gerekirse; hikâyenin karmaşık bir yapısı var. Bu karmaşık yapıda; hikaye az karakterle işleniyor ve spesifik mekanlarda geçen bir aksiyon hissi uyandırıyor. 3 act tekniği ise şu şekilde vuku buluyor: “Beni bir kere öldür”, Beni iki kere öldür”, “Beni üç kere öldür”… Bu perde isimlerine göre ilerleyen hikâyede, herkes birbirine kazık atıp birbirini öldürmeye çalışıyor. Ne için diye soracak olursanız, açıklık getirelim: ‘para’. Kapitalizm ile beslenen insanlara gönderme yapan film, kolay yoldan para kazanmanın mantığını irdeliyor ve bunu da basit bir hikâye üzerinden anlatıyor. Filmin en büyük sıkıntısı lineer olmayan kurgusu! Para ve ölümü birleştiren yönetmen Kriv Stenders, intikam ateşi ile yanıp tutuşan ve hayatlarından memnun olmayan insanların, para sahibi olduklarında da mutlu olamayacaklarını savunuyor. Çünkü yaptıkları eylemler yenilir yutulur cinsten değil!

Genel itibariyle; 70’li yılların filmlerini andıran “Kill Me Three Times”  o yılları simgelemek için seçtiği kırmızı vosvos ile bayağı atraksiyon yapıyor. Simon Pegg’in oynadığı sahnelerde gerilim müziğini ön plana çıkaran film, bize yeni bir aksiyon olacağının sinyallerini veriyor. Bu gerçekten de çok güzel düşünülmüş! Aksiyon dışı sahnelerde fonda başka müzik çalmadığı için, gerilim müziği aklımızın bir köşesine rahatça yapışıveriyor. Film işi müzikle yükseltiyor, ama bazı sıkıntılardan kendini kurtarması da pek kolay olmuyor.

Belirli bir çerçevede ilerleyen film, acemi karakterlerin hayatlarını nasıl paçavra gibi bir kenara attıklarını aktarıp, onların sakarlıklarını ortaya çıkarıyor. Para için ortalıkta dolanan karakterler o kadar başarısızlar ki, hep birbirlerini alt ettiklerini düşünüyorlar. Tabiri caizse birbirleriyle oyun oynayan karakterler, kendi kuyularını kazıyorlar, bize de onları dışarıdan izlemek düşüyor. Yalnız burada büyük bir açmaz var, o da şu: hikâyedeki olay örgüsü sıralı gitmediği için bazı detayları birleştirmekte zorlanıyoruz, izlerken ‘bunun mantığı neydi’ diyoruz.  Filmi ilk izlediğimizde şöyle düşünmüştük: “Run Lola Run” filminde olduğu gibi burada da birden fazla versiyon var ama ilerleyen dakikalarda öyle olmadığının farkına varıyoruz. Acaba bunu bilerek mi yaptılar? Kafa karıştıralım da, çözülmesin hesabı…

Tüm bunları bir kenara bıraktığımızda; yer yer Quentin Tarantino ile bağ kurduğumuz 2.35: 1 teknik formatla çekilen “Kill Me Three Times” kara film tarzı aksiyonu ve ucuz bütçesiyle çok büyük bir iş çıkarmıyor belki, ama kendince ufak tefek hamleler de yapmıyor değil. Oyunculukların orta karar olduğu film, aslında Simon Pegg’in canlandırdığı Charlie Wolfe karakteri üzerine kurulu, ancak Simon Pegg ciddi bir ifade takındığı için sadece tebessüm etmemize olanak sağlıyor, önceki filmlerindeki gibi aşırı derece gülmediğimizi belirtmemiz gerek. Gerçi komedi filmi seyretmiyoruz, o da ayrı!

Sonuç? Kriv Stenders’ın altıncı uzun metrajı olan “Kill Me Three Times”, Avusturalya’nın panoramik görüntüleriyle seyirciyi baş başa bırakıp, öylesine bir yaz eğlenceliği sunuyor. Filmin Toronto Film Festivali kapsamında gösterildiğini söyleyip yazıyı tamamlayalım.