09.05.2010 - 01:00 | Son Güncelleme: 09.05.2010-19:12 A-A+

ADAYA HALAT iLE BAĞLIYIZ

Kimi hayata gözlerini adada açtı. Kimi şehirden kaçıp sığındı. Onlar kalabalıklarda yapamayanlar. Dertleri ne kariyer, ne para. Aradıkları huzur. Hayatı yavaş, tadına vara vara yaşıyorlar. Çocukları bisiklete biniyor, sokakta özgürce oynuyor. Başka bir hayatı tercih edenler Tempo dergisine anlattı



Haber: Cemal Subaşı Fotoğraf: Mehmet Ömür / Efe Nalçacı / Hüseyin Alsancak

“SiZi DE BEKLERiZ”
Yahya Göztepe (34) İzmir doğumlu. Bozcaada’nın yerlilerinden. Babasının işi gereği gençliği İzmir, Çanakkale ve İstanbul’da geçti. Ama her fırsatta adaya geliyordu. Dede bağcılık yapıyor, şarap üretiyordu. Üniversiteyi bitirince Rus edebiyatı okumak için Moskova’ya gitti. Eşi Anna ile tanıştı. Yedi yıl önce birlikte Bozcaada’da yaşamayı teklif etti. Vaadi, huzurlu bir yaşamdı. “Adayı ilk gördüğümde aşık oldum” diyor Anna. Yaz sezonunda bir kafe, kışın balık restoranı işletiyorlar. Bebekleri için hazırlık yapıyorlar. Birlikte balığa çıkıyorlar. Sahil kenarında bol bol yürüyüş yapıp, bisiklete biniyorlar. Burada güvenli bir hayatları var. Şehrin endişelerinden uzaktalar. Aşkları için Bozcaada’ya kadeh kaldırırken, “Sizi de bekleriz. Bu güzelliği kaçırmayın” diyorlar.

“AVRUPA’NIN UCUNDA BiR CENNET”Çin kökenli Avustralyalı Lisa Lay (45), Bozcaada’yı 1993’te keşfetti. Ülkesinde kütüphanecilik yapıyordu. Eşi ile birlikte Akdeniz turuna çıktı. Bir arkadaşının tavsiyesi sonucu adaya geldi. Akdeniz’in sıcağından sonra burada nefes aldığını düşündü. “Avrupa’nın ucunda bir cennet” dedi kendi kendine. Geri dönmediler. Bozcaada’ya yerleşmeye karar verdiler. Eşi, son parasıyla bir balık restoranı kiraladı. Birlikte çalışmaya başladılar. Adada ilk kez bir kadın ‘barmaid’lik yapıyordu. Lisa Lay, Türkçe’yi burada öğrendi. Altı yıl önce eşinden ayrıldı. Ama hiçbir yere gitmedi. 2004’te restoranı kapatıp bir kafe açtı. Geçen yıl aylık bir gazete çıkarmaya başladı.

ÜZÜM BAĞLARI ARASINDA
Avusturyalı Dr. Herman Gareis’in (82) Bozcaada’daki adı Hayri Bey. Eski bir buz revüsü şampiyonu. 1951 dünya altıncısı. Viyana’da hukuk fakültesinde okudu. Doktorasını hukuk üzerine yaptı ama bir maden şirketinde çalıştı. 1990’da emekli olup İstanbul Tuzla’ya yerleşti. Eşi İngrid (71) ile birlikte Ege turuna çıktılar. Bir  tavsiye üzerine Bozcaada’yı da ziyaret ettiler. İngrid Hanım, adayı çok sevdi ve bir arsa satın aldılar. Üzerine ev yaptırdılar. Hayri Bey bağcılığa merak saldı. Önümüzdeki yıl Amadeus adıyla seri kırmızı şarap üretimine geçecek. “Şimdilik hayatım üzüm bağları arasında geçiyor” diyor. Kahvede tavla ve satranç oynamayı seviyor.

KALABALIĞA DÖNÜŞ YOK
Arzu Yağızefe (35), 10 yıl önce evlendiğinde haftalık bir haber dergisinin reklam departmanında çalışıyordu. İş yeri İstanbul Levent’te, evi İkitelli’deydi. Tatillerini annesinin Heybeliada’daki yazlığında geçiriyordu. Bu geleneğe eşi de dahil oldu. 2001’de önce yazı geçirmek için gitti adaya. O yaz onlara bir kişi daha katıldı. Bir dostları, Kafkas çoban köpeği hediye etti. Eşi döndü ama Arzu Hanım köpeği Dino’yu bırakamadı. Kışın bir ara İstanbul’a gitmeye karar verdi. Gerisini şöyle anlatıyor: “Kalabalığa girince başım döndü, midem bulandı. Taşın-maktan vazgeçtim. Eşim de kendini emekli etti. Artık buradayız.” 

BiSiKLETLE OKULA
Sinem Kayacık (32), Bozcaadalı. Liseyi bitirince eğitim için İzmir’e gitti. Tesadüf sonucu Karşıyaka’da seramik atölyesi olan Tonguç (41) ile tanıştı. Evlendiler. Sinem, Tonguç’a Bozcaada’yı tanıttı. Tatil için sık sık adaya gider oldular. Oğulları Yaman dünyaya geldi. Üç yıl önce yaz sezonunda, sahile seramik standı açtılar. Bir yandan da “Adada yaşayabilir miyiz?” sorusunun yanıtını aradılar. Sinem, geçen yıl kızı İda’ya hamile kalınca, kararlarını verdiler ve Bozcaadalı oldular. Şimdi kaymakamlığa bağlı Halk Eğitim Seramik Kursu’nda ders veriyorlar. Tonguç, “Buraya taşınmakla hayatımızın en doğru kararını verdik” diyor. 

“BEN BURADA YAŞAMALIYIM”
Gökçe İçelli’nin (29) iş yeri İstanbul Balmumcu’da, evi Teşvikiye’deydi. İki yıl önce Burgaz Ada’da yaşayan arkadaşına akşam yemeğine gitti. Yıldızların parlaklığını, sessizliğini ve tertemiz ormanın kokusunu içine çekerek, yemek boyunca “Ben burada yaşamalıyım” diye tutturdu. O gece arkadaşında kaldı. Sabah erkenden emlakçılara gitti. Bir ev beğendi, üç gün sonra gemiyle eşyalarını taşıdı. Ama taşındığı ilk gece kâbus gibiydi. Taşınmakla yanlış yaptığını düşündü. Ağlayarak uyudu. Sabah kahvesini alıp balkona çıktığında deniz ve  orman içini huzurla doldurdu. Kendi kendine “Çok iyi bir şey yaptım” dedi.

Etiketler
Bilgi YarışmasıBir parçayı nota adlarını söyleyerek seslendirme işine ne denir?
Aradığınız
Evi Hemen
Bulun!
araDetaylı Ara
"Alagül" albümü hangi yorumcuya aittir?
©Copyright 2015 Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir, haberleri kopyalamayınız.