16.05.2011 - 00:17 | Son Güncelleme: 16.05.2011-0:20 A-A+

‘ALAYLI OLMAYI TERCiH ETTiM; ZAMAN KAYBETTiM’

Müziğe nasıl ‘bulaştığını’ en başından itibaren CADDE’ye anlatan ‘kent ozanı’ Bülent Ortaçgil, günümüz müziğini mercek altına aldı



Röportaj: Neşe Mesutoğlu

Bu sezon Indigo’da verdiği konser dizisini tamamlayan ve Marmaris’teki evine taşınan Bülent Ortaçgil’le kariyeri üzerine konuştuk. Müziğin popülerleşmesi gençlik dönemine denk geldiği için kendini şanslı gören Ortaçgil, Türkiye’de müzik sektöründe ciddi bir kriz olduğunu söylüyor. 

* Müziğe lise yıllarında başladınız ama kimya mühendisliği okudunuz. Neden? 
Benim zamanımda müzisyenlik ‘haytalıkla’ eşdeğerdi. 50’li yaşlardaki herkes için aynıdır. Hiçbir baltaya sap olamamış, haylaz, biraz da yetenekli insanların mesleği gibiydi. Böyle kitlesel olmayan, orijinal bir şey yapma peşinde olduğunuzda, bir geçim sağlayabilmek imkansızdı. Denemeye bile değmeyecek durumdaydı. O nedenle meslek olarak seçmek istemedim. Böylece “Kimse bana bulaşmadan hayat boyu uğraşayım” dedim. 

* Geçiminizi başka meslekten sağlamak, çizginizi korumanıza katkıda mı bulundu? 
Tabii öyle bir yararı var. Müziğinizi satmak zorunda kalmayışınız, sizi günün ya da ülkenin modalarına uymak zorunda olmaktan çıkarıyor. Bu büyük bir avantaj. Ben de onu kullandım. Seçtiğim kimya mühendisliği bir hayat kurabilmek, profesyonel bir iş edinmek uğrunaydı. Yoksa kimya aşkından değildi. 

* Konservatuara gitmemek popüler işler yapmak zorunda kalmadığınız için avantaj mı oldu?
Tabii her şeyde olduğu gibi avantajlar ve dezavantajlar var tabii. Eğer bir müzik eğitimi alsaydım, müziğin teknolojisini ve dilini çok çabuk öğrenecektim. Ben alaylı olmayı tercih ettim. O nedenle bir sürü zaman kaybettim. 

* O yılları farklı yapan neydi sizce?
Bir anlamda benim şansım, gençlik dönemimle müziğin popülerleşme döneminin çakışıyor olması. Şimdi gençler bir grubu dinlemek istiyor, internetten araştırıyor. Halbuki onların ilk çıkışını biz birebir yaşadık. Çok şanslı bir dönemdi. Hem etkilendik hem onları taklit ederek başladık. Çok boş bir dönemdi. Ortada hiç bir şey yoktu. Yeni yapılıyordu her şey. O nedenle büyük bir iştahla müzikle uğraşmaya başladık. Ama bunun mesleğe dönüşme ihtimali yoktu o zaman. Sadece seviyorduk. Bir enstrüman çalmaya odaklanmıştık. 

*Sizin de katıldığınız ‘Milliyet Gazetesi Liselerarası Müzik Yarışması’nın önemi neydi? 
Milliyet yarışmasına 17- 18 yaşımızda lisede okurken girdik. Senle beraber aynı konuya gönül vermiş insanların durumunu görüyorsun. Ne yapıyor? Nasıl çalıyor? Yarışma heyecanı da var. Kazandın, kazanamadın, finale kaldın filan. Her zamanki gibi yine imkanları daha fazla olanlar, daha çok çalışanlar başarılı oluyordu. Orada önemli olan nokta Milliyet Gazetesi’nin bu yarışmayı geleneksel hale dönüştürmesiydi. Uzun yıllar o heyecanla gitti. Geçenlerde yine konusu oldu. Yapılacaktı hatta ben jüri üyesi olacaktım. Fuat Güner jüri başkanı olacaktı. Toplantılar yapıldı. Bu yıl geç kalındığı tespitinde bulunuldu. Belki bundan sonra yapılacaktır. 

* Sonra başka bir yarışmaya girmediniz mi?
Ben hayatım boyunca sanatın yarıştırılmasından hiç hoşlanmadım. Sonraki yıllar kaçındım o işten. Biraz da yaptığım şeyi yarıştıracak halim yoktu. Zaten kitlesel bir şeyle uğraşmıyordum. “Ne kadar çok adam severse o en iyisidir” düşüncesi bana hiç doğru gelmiyor. 

* Bir ‘Song writer’ (şarkı yazan) olarak müzik yaptınız. Bunun Türkçe karşılığı ‘ozan’ mıdır? 
Her şeyin karşılığını bulma ihtiyacı nerden geliyor bilmiyorum. Ama evet yeni laf ‘kent ozanı’. Benim taklit ettiğim, becerebildiğim şey şarkı yazıcılığı. Geleneksel kökleri de var, çağdaş bir takım akımların etkisi de var. Gerçi bizim geleneğimizde bağlama kullanılıyor. Ama bir şey söyleyen insanlar bizde de var. Çok yeni bir şey değil. 

* Kimleri taklit ettiniz?
Bu işin özü budur. İster edebiyat, ister müzik yapın hep aynıdır. Mutlaka birisine öykünür, onun gibi olmak istersiniz. 17-18 yaşlarında bu kaçınılmazdır. Müziğin popülerleşmesiyle gençliğimiz paralel gittiği için bütün ‘song writer’ları takip ettik. Mesela ‘Beatles’. Hem çalarım, hem taklit ederim, iyi tanırım onları. Şarkı yazıcılar Bob Dylan, Donovan, Cat Stevens var. Hepsinden etkilendim. Hepsi gibi çalmak için çalıştım. “Türklerden pek etkilenmedim” demek yalan olmaz, çünkü o zamanlar pek etkilenecek kimse yoktu.

Plak dönemini özlüyor musunuz?
Biz tabii öyle dinlemeye başladık. Önce plak vardı sonra kaset çıktı. Bütün bunlar birbirinin içinde dönüştü ve yok oldular. Kasetten sonra CD’ler çıktı. Şimdi müzik elle tutulmaz bir şekilde. Anlaşılmaz bir takım şeylerle internet üzerinden oradan oraya yollanıyor. Bütün bu teknoloji içinde plaklar antikacıların elinde kaldı. 

* Formula 1 pilotu Sebastian Vettel, Paris Match röportajında “Plakların kağıt kabı, koku ve çıtırtısıyla özel bir ruhu olduğunu” söylüyor. 
O adamcağız iyi söylemiş. Sadece müzik değil, kapağında da zamanın birçok ressamı ve tasarımcısı çalışmış. Orijinal şeyler yapılıyordu. Künyesinde, ‘nerede ne zaman kimle çalmış hangi teknolojiler kullanılmış’ yazardı. CD’lerde o yok, çok standart.

Etiketler
Bilgi YarışmasıEfsanevi müzik grubu Dire Straits'in gitaristi ve vokali hangisidir?
Aradığınız
Evi Hemen
Bulun!
araDetaylı Ara
©Copyright 2015 Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir, haberleri kopyalamayınız.