05.09.2011 - 21:30 | Son Güncelleme: 05.09.2011-21:30 A-A+

O UNUTMAK iSTiYOR AMA

Ajda Pekkan’ın yeni albümü ‘Farkın Bu’yu kimileri alkışlarken ayakta, kimileri yerden yere vurdu. Hazır gündemdeki vazgeçilmez yerini bir kez daha almışken, 1963’ten 1967’ye dek 46 filmde oynayan Ajda Pekkan’ın unutulmaya yüz tutan Yeşilçam macerasını bir kez daha hatırlatalım istedik



Yazı: Agâh Özgüç


Ajda Pekkan

SiNEMA KARiYERiNDE NE KAZANDI, NE KAYBETTi?

Sanatı yaşamının her döneminde ve her yanıyla acımasızca, dahası saldırganlığa varan en ağır eleştirilerle didik didik edilse de, bugüne dek yazılmayan, yazılamayan ilginç, ayrıksı bir roman tiplemesidir Ajda Pekkan. Ve son tahlildeyse, en doğal bir saptamayla ‘kendisi’.
Bir dönem magazin basınının ‘asparagas’larıyla yapay gündemlere konu olan Pekkan, sürekli ‘ateş hattında’ yaşamıştır. Ajda Pekkan, Ajda Pekkan olalı, bir suçlu gibi gözaltındadır hep. Bir uçta magazinciler, diğer uçta onu ‘över’ gibi görünüp satır aralarında gizlice kinlerini kusup kibar bir aydın kurnazlığıyla yerden yere vuranlar...
Kadıköy Kızıltopraklı Ajda Pekkan, Yeşilçam’a ilk adımlarını atmadan önce sıradan bir şantözdür. İlham Gencer’le çalışır, Atilla Berkan Orkestrası eşliğinde sahneye çıkar. Çetin Emeç’in yayın yönetmenliğini yaptığı Ses Dergisi’nin yarışmasını girip (1963) ‘kapak kızı’ seçildiğinde 17 yaşındadır Pekkan.
Romanya kökenli (Dobruca Türklerinden) ailenin, subay bir babanın kızı Ayşe Ajda Pekkan, yarışmanın sonunda heyecanını şu sözlerle ifade eder: “İdealimdeki mesleğe kavuştum. Zamanla da iyi oyuncu olduğumu göstereceğim...”
17 yaş heyecanıyla verilen bu yanıt, sonuçta Pekkan için bir ‘düşbozumu’ olacaktır. Gerçekte onun ideali sinema değil, müzik ve sahnedir... O yıllarda bir Claudia Cardinale ve bir B.B. (Brigitte Bardot) hayranı olmanın ötesine geçemez. Pekkan’ın amacı sinemanın gücünden yararlanmaktır. Ne var ki, işin içine iyice girdikçe, bazı nedenlerle sinemayı pek sevdiği söylenemez. Yıllar sonra bu gerçeği, bir soru üzerine şöyle açıklar: “Felaket... Korkunç, tanımıyorum kendimi. Kendimden nefret ediyorum. O filmleri yok ederim, imha ederim. Paramparça ederim...”

İlk başrolü Ayhan Işık’la

Ajda, neden bu kadar öfkelidir, kinlidir? Neden geçmişteki filmlerine sahip çıkmaz. Varsa, yanlışı nerededir? Burada durup, Pekkan’ın sinema kariyerine bakalım şimdi.
Gençlik günlerinde “Ayhan Işık’ı görmek, ne müthiş bir şeydi benim için...” diyen Pekkan, rastlantıya bakın ki, ilk filminde onunla başrolü paylaşacaktır. Yıl 1963, filmin adı ‘Şıpsevdi’dir.  Saçları örgülü bir lise öğrencisini oynar Ajda Pekkan. Aynı yıl ‘Şaşkın Baba’da yine karşısındadır Işık’ın. Bu sinemasal birliktelik 1964’te ‘Hızır Dede’ ve ‘Koçum Benim’ adlı filmlerle de sürecektir. 


Ünlü futbolcu Metin Oktay’la Ajda Pekkan’ın rol aldığı ‘Taçsız Kral’ı Atıf Yılmaz yönetmişti.

19 filmlik rekor 1965, Ajda Pekkan’ın sayısal açıdan en parlak yılıdır. Rekor düzeyde film çeker. Bir kuş gibi o setten bu sete koşar durur. Birbiri peşine tam 19 filmde oynar. 1963’ten 1967’ye dek, bu dört yıllık sürede oynadığı film sayısıysa 46’dır. Türkan Şoray, Hülya Koçyiğit, Fatma Girik, Filiz Akın ve Gönül Yazar’la birlikte oynadığı filmlerin dışındaki 35 filmde hep ‘birinci kadın’ rolündedir.  Kesintisiz 4 yıl süren Yeşilçam macerasına bir nokta koyduktan 34 yıl sonra, bu kez hatır için kamera karşısına geçer ‘Şöhret Sandalı’ adlı filmle. 2001 yapımı bir televizyon filmidir bu. Yaşlılık korkusunu bir çöp sepetine atıp 56 yaşında bir ‘anne’ rolünü üstlenir... 1960’lı yılların filmlerinde bir ‘kenar süsü’ olarak kullanılan Ajda  değildir artık...



34 yıl sonra ‘Şöhret Sandalı’ndaGörkemli, zengin mekan görüntüleri içinde ilk kez kendini oynayan ve kendini konuşan Ajda dışında bir özelliği olmayan filmin bir ilginç yanı var. 1963’teki  yarışmada birlikte ‘kapak yıldızları’ seçilen Ajda Pekkan’la Ediz Hun 34 yıl sonra ilk kez ‘Şöhret Sandalı’nda karşılıklı oynarlar. Bu ara dönemde asıl önemli olan ‘Fena Halde Leman’ adlı iddialı filmi kaçırmasıydı Pekkan’ın. Aslında ilk proje aşamasında bu rol için Fransız sinemasının ünlü yıldızı Catherine Deneuve düşünülmüştü. Film, iddialı bir Attila İlhan uyarlaması olacak, Halit Refiğ gibi usta bir yönetmen tarafından çekilecekti. ‘Fena Halde Leman’, ilginç ve erotik sahneler içeren, tam Ajdalık bir filmdi. Ancak ilk dönem filmlerindeki yatak sahnelerinden ağzı yandığından, geçmişteki korkuları nedeniyle, bu parlak teklife bir türlü sıcak bakmadı. 1960’lı yıllardaki sevişme sahnelerini anımsadıkça, “O sahneler bitse de müziğimi dinlesem diye düşündüm. Ağzımda ciklet, işim bitti mi dedim. Sonra da odada müzik dinledim. Her şey oyun gibi gelirdi” der.

Seyirci hep mesafeli Gerçeği söylemek gerekirse, 46 film içinde Ajda’yı Ajda yapan bir proje olmadığı gibi, yanına kalabilecek nitelikte bir film de yoktu. ‘Adanalı Tayfur’, ‘Berduş Milyoner’, ‘Dalgacı Mahmut’ ve ‘Helal Adanalı Celal’ gibi gibi erkek kahramanları ağır basan o çöp filmlerin dünyasında nasıl öne çıkan bir kişilik kazanabilirdi ki? Böyle bir oluşum içinde oyunculuğu da tartışmaya açıktı.
Ama yine de, önünü göremediği bu çaylaklık döneminde kamera karşısına çıktığı filmler iş yapmış, yeni bir ‘yıldız adayı’ olarak tanınmasına, kitlelere ulaşmasına yardımcı olur en azından. Ancak Pekkan’ın eskiye bağımlı yerli film seyircisiyle yeterinci iletişim kurabilmesi zordur. Alışılmışın dışında farklı, ama ilk bakışta soğuk gibi görünen bir çekiciliği vardır. Bu arada masum mu fettan mı ikilemiyle çözümü zor, kuşkulu bir duruş sergileyen Pekkan’ı seyircisi pek sevemeyecektir. Aralarında bir yabancılaşma vardır. ‘Ajda’ ismiyle de... Ve seyirci hep   mesafelidir.
O yıllarda alabildiğine mesafesiz olan yalnızca Salıncak gibi erkek dergileridir, Ajda’ya karşı. Bu tür dergilerdeki adı ‘ünlü çıplak’tır. 


Ajda Pekkan, sinemaya girişinin daha ikinci yılında kötü bir tuzağa düşürülür. Bikini adlı dergide kendi el yazısıyla yayımlanan ‘Putları Yıkıyor ve Türk Sineması’nda Bütün Oyuncuları İnkar Ediyorum’ manşetli sansasyonel haber, Ajda’yı zor durumda bırakır.?Yeşilçam çevrelerinde şaşkınlık yaratır, tepkilere yol açar. 

İkinci yılda tuzak Yeşilçam’daki ‘kurtlar sofrası’nda her yeni oyuncu, birer kurban’dır. Özellikle de ‘akıl hocaları’nın elinde her tür kullanıma açıktırlar. Ama gün gelir, taraflar ve güçler yer değiştirirler. Bu kez, kullanılan kullanıcının tepesindedir. Yaratılan yaratanı yiyecektir. Her şey, bir anlamda ‘dişe-diş’tir ve sırayladır.
Bütün bunlar olurken, önceleri ağır aksak esip, sonraları bir fırtınaya dönüşen karizmasıyla, giderek Babıali’yi de etkiler Ajda Pekkan. Fransız mürebbiyelerle büyüyen Çetin Emeç, Babıali Yokuşu’ndaki ilk özel hayranlarından biridir Ajda’nın. 1991’de İsmet Berkan’ın Aktüel Dergisi’nde (sayı 7, 22-29 Ağustos) yayımlanan kronolojik bir ‘Ajda mektubu’, 1998’de Pınar Çekirge-Nuh Köklü ikilisinin kitaplaştırdığı ‘Profili Olmayan Kadın’ı ve çevresinde ‘Ajda uzmanı’ olarak bilinen Naim Dilmener’in (2007) ‘Hür Doğdum Hür Yaşarım’ adlı Ajda Pekkan kitabı, karizmatik bir Ajda hayranlığının Babıali’deki etkilerini yansıtır.

Etiketler
Bilgi YarışmasıKılıcın içine konulduğu deri veya madeni kılıfa ne denir?
Aradığınız
Evi Hemen
Bulun!
araDetaylı Ara
©Copyright 2015 Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir, haberleri kopyalamayınız.