10.04.2012 - 20:13 | Son Güncelleme: 10.04.2012-20:13 A-A+

TÜRK SİNEMASINDA 70 YILLIK ÇINAR

Bu yıl İstanbul Film Festivali’nden Onur Ödülü alan Halit Akçatepe, çocuk oyuncuolarak ilk kez beş yaşında kamera karşısına geçti.



Yazı: Agah Özgüç

Akçatepe’nin Ertem Eğilmez’le parlamaya başlayan kariyerinin köşe taşlarını Milliyet Sanat bir araya
getirdi

Halit Akçatepe, 5 yaşında  tanışır ilk kez kamerayla. 1941’de Muhsin Ertuğrul’un yönettiği ‘Nasrettin Hoca Düğünde’ adlı filmle. Aslında bu, sanatçı ailesinin bıraktığı bir kültür mirasıdır küçük Akçatepe’ye. Baba Sıtkı Akçatepe, anne Leman Akçatepe dönemin ünlü tiyatro sanatçıları olduğuna göre. O yıl, filmin bir sahnesi için küçük bir erkek çocuk aranıyormuş. 70 yıl önceki bu olay, Halit Akçatepe’nin anlatımıyla şöyle gelişir: “O günlerde babamın arkadaşlarından birinin aklına ben gelmişim. ‘Bizim Sıtkı’nın küçük, sevimli bir  oğlu var, onu oynatalım’ demişler. Durum böyle olunca babam da tuttu elimden, götürdü beni film setine.  Sette kucaktan kucağa dolaşmışım.”
Hocanın en bilinen, en popüler olmuş fırkalarından kolajlanarak beyazperdeye uyarlanan ‘Nasrettin Hoca Düğünde’, olaylı bir filmdir. Nasrettin Hoca’yı canlandıran Hazım Körmükçü, ciddi bir rahatsızlık geçirince, uzun bir süre ara verilir filmin çekimlerine. Ve tekrar çekime başlandığında bu kez, oyunculardan Ferdi Tayfur (O bildiğimiz arabeskçi Ferdi Tayfur değil) Nasrettin Hoca rolünü alır ve 1943 yılında da film vizyona girer. Olaylar yine bitmez. Senaryo yazarı ve o yılların da ünlü kalemi Burhan Felek, filmi beğenmez. Başroldeki Hazım Körmükçü, yapımcı şirket İpekçiler’e dava açar.
Evet, Halit Akçatepe, böyle bol olaylı bir filmle giriş yapar sinemaya. Eğer belgeler bizi yanıltmıyorsa, 1935’te yine Muhsin Ertuğrul’un yönettiği ‘Aysel Bataklı Damın Kızı’nda Cahide Sonku’nun oğlu rolüyle kamera karşısına çıkan Ergun Köknar gibi büyüdükten yıllar sonra ‘karakter oyuncusu’ olarak ün yapan ikinci ‘çocuk oyuncu’dur Halit Akçatepe.
Tiyatro sanatçısı Akçatepe’nin sahne serüveniyse şöyle başlar. İstanbul Şehir Tiyatroları Çocuk Bölümü’ne girdiğinde yedi yaşındadır. Ve ne mutludur ki, Cahide Sonku gibi bir ‘efsane yıldız’la ve de evrensel boyutlar içeren ‘Cyrano de Bergerac’ gibi bir oyunla sahne almıştır ilk kez. Ama o, çocuk yaşlarda olduğundan hiçbir şeyin farkında değildir. 1946’da bu kez bir sinema filmi olan ‘Senede Bir Gün’de yine Cahide Sonku’yla karşı karşıya gelse ve o yıl, 10 yaşında olsa da durum değişmez. Ancak yıllar sonra değişim ve gelişim sürecinin kazandırdığı bakış açısıyla, o çocukluk yıllarında çok önemli adımlar attığını fark edecektir. Sinema ve tiyatro dünyasına.

Okul arkadaşımVe ne ilginçtir ki, ben de Halit Akçatepe’nin okul arkadaşım olduğunu neden sonra fark ettiğimi anımsıyorum. 1940’lı yılların başı olmalı. İkimiz de yatılı okuyoruz, Yeşilköy Pansiyonlu İlkokulu’nda. Aramızda yaş farkı olması nedeniyle herhalde ayrı sınıflardayız. O günler bir sis perdesi altında sanki.
Okulumuz öyle bir yerdeydi ki, sayfiye yerinde gibiydik. Yeşilköy itfaiye garajını geçince, biraz ileride tepe üzerinde ve bahçesinden baktığımız zaman, deniz ayaklarınızın altında. Halit Akçatepe’den başka, yıllar sonra sinema oyuncusu olarak ün yapmış başka isimler yok muydu? Olmaz olur mu? Rengin Arda (Bülent Oran’ın eşlerinden) ve Meral Sayın mesela. Özellikle de bizim sınıfın, Rıfat Ilgaz’ın ‘Hababam Sınıfı’ndan pek farkı yoktu. Başını sürekli iki yana sallayıp, öğrenciler arasında bir adı da ‘Sallabaş Behiç’e çıkan o sevimli, yaramaz çocuk, okul müdürü yardımcısı öğretmen Neriman Köleman’ı az mı uğraştırmıştı. Pazarlar ziyaret günleriydi okulun. Anne ve babalardan geçilmezdi okulun bahçesi. Pazar ziyaretleri gerçekten bir curcunaydı. Tiyatro sanatçıları anne Leman Akçatepe, baba Sıtkı Akçatepe özellikle de turne dönüşlerinde tek oğulları olan Halit Akçatepe’yi böyle pazarlarda ziyarete gelirlerdi. Evet, okul arkadaşım  Akçatepe, kamera karşısına geçip sahneye çıkarken, ben de elimde kalem,  gazeteci olmuştum uzun lafın kısası.

Geç gelen şöhretSinemaya ‘çocuk oyuncu’ olarak adımlarını atan Halit Akçatepe’nin bu çaylaklık döneminde en önemli ‘ilk filmi’ Turgut Demirağ’ın yönettiği ‘Bir Dağ  Masalı’ydı galiba. Konusu harf inkılabı  sırasında geçen filmde küçük Akçatepe, kara tahtaya yeni harfleri yazan bir  Cumhuriyet çocuğunu canlandırır.   Öncekilerden farklı, biraz daha uzunca bir rolle, aslında kendisini oynar.
1941’den 1954 yılına dek 16 filmle ‘çocuk oyuncu’ olarak kamera karşısına çıkmasına karşın ‘yıldız’laşamaz. O dönemde ‘çocuk yıldız’ diye bir sınıflamadan söz edilemez. Yan öyküler içinde yer alan ‘çocuk oyuncu’ların seyirciyi etkileyip öne çıkmaları imkansızdır o günlerin koşulları içinde. Kaldı ki, o 16 yapım arasında Halit Akçatepe tiplemesi üzerine kurulu ve iz bırakan bir ‘çocuk filmi’ de yoktur henüz. ‘Çocuk oyuncu’ların ‘yıldızlaşması’, 1960’lı yılların başında Ayşecik tiplemesiyle başlar. Yani, çocuk oyuncular arasında ‘yıldızlık yolu’nu  açan Zeynep Değirmencioğlu’dur   Türk sinemasında.
1941’den 2009’a dek, yaklaşık   79 sinema filminde (TV dizileri ve   tiyatro oyunları hariç) rol alan   Akçatepe’nin yıldızlaşması, o üzerinde durulmayan, es geçilen ‘çocukluk yılları’nın ardından, gençlik ve olgunluk   dönemine girdiğinde gerçekleşecektir.

Ve nam-ı diğer Güdük Necmi1951’de ‘Hayat Acıları’, 1954’de Memduh Ün’ün yönettiği ‘Yetim Yavrular’ gibi vıcık vıcık melodram kokan filmlerde, 13-14 yaşlarında çocuk rollerinde kamera karşısına çıkan oyuncunun yolları 1971’de Memduh Ün’le tekrar kesişecektir. ‘Üç Arkadaş’ adlı o ‘efsane film’in ikinci versiyonunda. Bu kez Akçatepe,
34 yaşındadır ve ayakkabı boyacısı Mıstık karakteriyle de başrollerden birini canlandırmaktadır.
Oyuncunun değerlendirmesine göre de 13 yıl sonra, renkli olarak çekilen ikinci ‘Üç Arkadaş’, sinema hayatı boyunca oynadığı yapımlar içinde en sevdiği filmlerden biridir. Ne var ki, Memduh Ün için aynı şey söylenemez. Sorun Halit Akçatepe’de değil, Memduh Ün’dedir. Türk sinemasında ‘efsane’ olmuş bir filmi yeniden çekmek çok tehlikeli bir iştir. Zaman aşımı ve hızla değişen koşullar içinde aynı heyecanı yaşamak, aynı başarıyı yakalamak mümkün değildir. Yıllar sonra Memduh Ün’ün de açıkladığı gibi, bu girişimi büyük bir düş kırıklığıyla sonuçlanmıştır.

Ertem Eğilmez’le tanışma...Halit Akçatepe’nin geç de olsa ‘yıldızlaşması’ Ertem Eğilmez’le tanışması sonucu gerçekleşir. Eğilmez, Osman F. Seden gibi bir ‘yıldız fabrikatörü’dür. Mecbur olmadıkça ‘star oyuncular’la çalışmaz. Aslında ‘star yönetmen’ kendisidir, ‘starları’ o yaratır. Eğilmez, Akçatepe’ye önce ‘Beyoğlu Güzeli’ adlı filmde küçük bir rol verir. Bu birlikteliğin başlangıcında rahat bir soluk alsın diye. Daha sonra birbiri ardına önemli roller gelir. ‘Sev Kardeşim’ ve ‘Canım Kardeşim’ gibi duygu yüklü o naif filmlerde rol alır. Artık Arzu Film şirketinin maaşlı oyuncusudur. Ve de aileden biridir, Tarık Akan, Kemal Sunal ve Münir Özkul gibi...

Belleklere kazınan film: Hababam Sınıfı
‘İnek Şaban’, ‘Tulum Hayri’, ‘Güdük Necmi’ gibi akılda kalıcı tiplemelere dayalı, Rıfat Ilgaz’ın popüler romanı ‘Hababam Sınıfı’nın sinemaya uyarlama hakkını kimler satın almamıştır ki? Ama bir türlü sansürden geçiremezler. Kısmet, yine Ertem Eğilmez’indir. O, ne yapar, ne eder, sonunda işi bitirir. Ve müthiş bir takım oyunculuğu başarısıyla ‘Hababam Sınıfı’ gişe rekorları kırar. Bir diziye dönüşünce de ‘altın çağ’ yaşar Türk sineması. Tabii ki Halit Akçatepe de. Ve gerçekten ‘Güdük Necmi’ tiplemesiyle Akçatepe, Rıfat Ilgaz’ın ‘Hababam Sınıfı’ romanlarından ‘fırlamış’ gibidir.
Akçatepe, o acımasız, zaman aşımıyla unutulmanın gizli acısını, yıllar sonra  yeniden hatırlanmanın sevincini, aynı anda ve iç içe yaşıyor şimdi...

Etiketler
Bilgi YarışmasıEfsanevi müzik grubu Dire Straits'in gitaristi ve vokali hangisidir?
Aradığınız
Evi Hemen
Bulun!
araDetaylı Ara
©Copyright 2015 Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir, haberleri kopyalamayınız.