11.06.2012 - 19:02 | Son Güncelleme: 11.06.2012-19:02 A-A+

Markalaşan yıldız Cüneyt Arkın

Türkan Şoray, Yılmaz Güney, Orhan Günşiray ve Fikret Hakan gibi, anıları yazılması gereken bir macera adamıdır Cüneyt Arkın. Kaldı ki tarafsız yazıldığında, kitaplara sığmaz Arkın’ın anıları. Yaşamının toplamı, bir ‘nehir roman’ dizisi gibidir çünkü...



Yazı:?Agah Özgüç

Ama başında kavak yelleri estiği, hele o fırtınalı günlerinde yaşadıklarını ‘yazamaz’ değil, ‘yazmak’ istemez. Haklıdır ve o yıllar öncesiyle yüzleşmesi de, kendini yargılaması da öyle zordur ki...
11 yıl önce bol esprili, alaycı anlatımıyla ironi içeren ‘Adını Unutan Adam’ üst başlığıyla yazdığı kitap denemesi, “Bu adam kim?” sorusunun yanıtını veremez.

İran’da Fahrettin, İtalya’da Steve Arkın, Avrupa sinemasında George Arkın adıyla afişlere yazılıyorsa, bu karmaşa içinde ülkesindeki adını nasıl unutmasın? Arkın’ın asıl unuttuğu (dışladığı, silmeye çalıştığı) öyle fotoğraflar, yüzler ve isimler var ki...

Ama mesleki yaşamında bir gerçek vardı ki, asla dışlanamazdı. Bu, Cüneyt Arkın sinemasının bir anlamda ‘önsöz’üydü. Eskişehirli Fahrettin, burçlarda ve havalarda uçarak, parende ata ata, kolunu bacağını kıra kıra, başını taşlara vura vura Cüneyt Arkın olmuştu.

Kim keşfetti? 1960’da İstanbul Tıp Fakültesi’nden mezun olan Fahrettin Cüreklibatur, ‘edebiyat heveskârı’ ve 23 yaşlarında bir gençtir, sinema yaşamına geçmeden önce. Öyküler yazmaktadır. Öğrencilik günlerinde de sahneye çıkmıştır, amatör bir tiyatro oyuncusu olarak...


Sanata duyarlı Eskişehirli Fahrettin’i sinemaya yönlendiren kimdir? Halit Refiğ mi, Leyla Sayar mı, Recep Ekicigil mi?
Söz sırası önce Halit Refiğ’in: “1963’te ‘Şafak Bekçileri’ni çekmek için Eskişehir’e gitmiştik. Askeri hava üssündeki çekimde, genç bir subay dikkatimi çekmişti. Çok yakışıklıydı. Uzun süre sonra yeni filmim ‘Gurbet Kuşları’nın hazırlıklarını yaparken kapım çalındı. Bir de baktım, karşımda o yakışıklı genç...”

Evet, yönetmen Refiğ’in kapısını çalan, Eskişehir’de dikkatini çeken, o yakışıklı gençti. Askerliğini yeni bitirmişti. 29 Ekim 1963 tarihli Artist Mecmuası’nda ‘Dr. Cüneyt Arkın’ üst başlığı ve “Mecmuamızın ikinci yarışmasını kazanan müsabıkımızdır” alt başlığıyla tanıtımı yapılan bu yeşil gözlü yakışıklı delikanlı şöyle diyecektir: “Askerliğimi Eskişehir’de yapıyordum. Göksel Arsoy  ‘Şafak Bekçileri’ni çekmek için geldi. Hemen hemen tüm ekiple tanıştım. Ve Leyla Sayar’ın tavsiyesiyle müsabakaya iştirak ettim.”

Cüneyt Arkın adıyla oynadığı ilk filmi ‘Gurbet Kuşları’nın yapımcısı ve Artist Mecmuası’nın yayıncısı Recep Ekicigil ise Fahrettin’in Halit Refiğ’le tanışmadan önce yarışmaya başvurduğunu söyler. Genç Fahrettin’in gönderdiği fotoğraf, Artist’in arka kapağında yayımlanır. İlginç olan, fotoğrafın kime ait olduğu belli değildir. Adı Fahrettin Cüreklibatur’dur ama nedense yazılmaz.

İsim değişikliği ‘Gurbet Kuşları’nda oynamaya başlamadan önce gerçekleşir. Bundan böyle Cüneyt Arkın’dır adı. İyi de neden Cüneyt Arkın? ‘Cüneyt’, Ekicigil’in oğlunun adıdır. ‘Arkın’ soyadıysa, yine Ekicigil’in dostu Ramazan Arkın’dan ödünçtür. İşte, savaş yıllarında Kırım’dan göç edip, Eskişehir’e yerleşen Tatar Türklerinden bir ailenin oğlu Fahrettin’in Yeşilçam’la ilişkisi böyle başlar...

Milliyetçi kimlik 1964’de Halit Refiğ’in yönettiği, Orhan Kemal’in diyaloglarını yazdığı ‘Gurbet Kuşları’yla ilk kez kamera karşısına çıkan Cüneyt Arkın, şanslı sayılır. ‘Gurbet Kuşları’, Türk sinema tarihindeki nitelikli ‘iç göç filmleri’nden biridir. Yine Halit Refiğ imzalı 1965 yapımı ‘Haremde Dört Kadın’ da düzeyli ‘ilk dönem filmidir’ ancak vakit erkendir. Ve henüz Cüneyt Arkın olmamıştır. Arayış içindedir.


Bu ilk döneminde, ‘akıl hocaları’ tarafından yönlendirilen Cüneyt Arkın, kadın kahramanları ağır basan filmlerle oyalanacaktır. Hülya Koçyiğit’li ‘Aşk ve İntikam’, ‘Dudaktan Kalbe’; Türkan Şoray’lı ‘Gözleri Ömre Bedel’ gibi filmlerle...
1965 yapımı Türkan Şoray’lı ‘Sürtük’ ise biraz farklıdır. En azından bir Ertem Eğilmez filmidir. Ama bu kez de Arkın, pasif karakter bar piyanisti rolüyle, Ekrem Bora’ya yenik düşer. ‘Sürtük’, ne Şoray’ın, ne Arkın’ın; Ekrem Bora’nındır yalnızca.

1965 tarihli, birini Natuk Baytan, diğerini Tunç Başaran’ın yönettiği ‘Horasan’ın Üç Atlısı’ ve ‘Horasan’dan Gelen Bahadır’, Cüneyt Arkın üzerine kurulan ilk tarihsel filmlerdir. Ve 1966’da ‘Malkoçoğlu’, 1971’de ‘Battal Gazi’, 1972’de ‘Kara Murat‘ dizilerinden önce çektiği bu ilkel filmler, Arkın’ı ikonlaştırmaya giden yolun kapılarını açan ilk denemelerdir. Arkın, sinemasal özgürlüğe kavuşup, seyirci desteğiyle büyük güç oluşturduğu bu dönemlerinde, sekiz ‘Kara Murat’, altı ‘Malkoçoğlu’ ve dört ‘Battal Gazi’ filminde oynar. Şimdi ipler tamamen Cüneyt Arkın’ın elindedir.

O yıllarda tarihsel roman kahramanlarını canlandıran Arkın’ın tek rakibi ‘Karaoğlan’ ve ‘Tarkan’ tiplemeleriyle Kartal Tibet olsa da, Cüneyt Arkın, farklı bir konumdadır. Benzerlikleri, ideolojik açıdan ‘milliyetçi’ kimlik sergilemeleridir. Sinema tarihçisi Giovanni Scognamillo da bu konuda, “Türk sinemasında Bizans denildiğinde ilk akla gelen ve en bilinen örnekler, başını Cüneyt Arkın’ın çektiği ‘kostümlü’ ve bir hayli ‘şoven’ destanlardır” der.

Mamçakoğlu Cüneyit! Ayhan Başoğlu’nun 1964’te çizmeye başladığı Osmanlı İmparatorluğu akıncılarından Malkoçoğlu tiplemesi, Cüneyt Arkın’la öylesine özdeşleşmiştir ki... 1980’lerin başlarında mizah dergisi Fırt’a ‘Mamçakoğlu Cüneyit’ adıyla bir çizgi roman konusu oluşturur. Nuri Kurtcebe’nin çizgileriyle yapılan bu gönderme, bir Cüneyt Arkın parodisine dönüşür.
Arkın, ‘Malkoçoğlu’ ve ‘Kara Murat’la Arap ülkelerine dek uzanan yaygın ün sağlasa da, Yavuz Özkan’ın ‘Maden’ (1975), Melih Gülgen’in ‘Cemil’ (1978) ve yönetmenliğini de kendisinin üstlendiği ‘Vatandaş Rıza’ (1979) gibi sola göz kırpan, sosyal içerikli filmlerle de kendini
yeniler.


Başı derde girdiğinde, onu her türlü beladan kurtaran yapımcısı Türker İnanoğlu’nu ayrı bir yere koyarsak, en    etkin dört yönetmen vardır, Arkın’ın yaşamında. Natuk Baytan, Remzi Jöntürk, Melih Gülgen ve özellikle de 1970’lerin      ‘jet rejisörü’ Çetin İnanç. 1981’de ‘Su’ filmiyle başlayan Çetin İnanç-Cüneyt     Arkın birlikteliğinin her dönemde       yeniden keşfedilen unutulmaz filmi ‘Dünyayı Kurtaran Adam’, ‘ilkelliğin, saçmalığın bir kült filmi’ olarak hep konuşulacak, hep tartışılacak.

Markası Cüneyt Arkın Oysa Cüneyt Arkın, ne üçüncü dünya ülkeleri sinemasının Alain Delon’u, ne        bir George Arkın, ne de bir Steve Arkın’dır. Cüneyt Arkın, yalnızca kendine benzer. Yeşilçam’daki ‘cambazlığı’ sürekli öne     çıkıp oyunculuğunu gölgelese de, bir        Türk olarak dünya starı yakışıklılığı tartışılamaz.
Kaldı ki, o bir Yılmaz Güney, bir     Türkan Şoray gibi ‘efsane’dir; kusurlarıyla da, erdemleriyle de... Yıllardır sırtında taşıdığı şöhretini, tekstil dünyasına pazarlayarak değerlendiriyor bugün. Bir reklam malzemesi olarak ‘Cüneyt Arkın’ markalı tişörtleriyle...

Eskişehirli Fahrettin Cüreklibatur, bizim bildiğimiz ismiyle Cüneyt Arkın, Türk sinemasının tartışmasız yıldızlarından biri. Şimdilerdeyse ismi bir markaya dönüştü. Milliyet Sanat dergisine yazan Agah Özgüç, Arkın’ın sinema kariyerini inceledi

Yazının tamamını Milliyet Sanat dergisinin haziran sayısında okuyabilirsiniz.

Etiketler
Bilgi YarışmasıKılıcın içine konulduğu deri veya madeni kılıfa ne denir?
Aradığınız
Evi Hemen
Bulun!
araDetaylı Ara
©Copyright 2015 Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir, haberleri kopyalamayınız.