Sinema
06.11.2016 - 00:00

Arzu Çevikalp

Geniş Kadraj

Tüm Yazıları
Milliyet Yazarı

“Nefesimin yettiği kadar sinemanın içinde olmak istiyorum”

Sitene Ekle

Genç yaşında çektiği “Albüm” filmiyle dikkatleri üzerine çeken yazar-yönetmen Mehmet Can Mertoğlu, çocukları olmayan bir çiftin verdiği mücadeleyi bir resim çerçevesi misali duvara asıyor ve o resmi herkesin görmesini istiyor. O resme iyi bakın, çünkü hayatınızı iyi yönde değiştirecek. Toplumun gerçeklerini filme monte eden yönetmenin, farklı bir şablon üzerine oturttuğu film, hem yönetmenin inovatif tavrını ortaya koyuyor, hem de Türk Sinemasına yeni bir soluk getiriyor.

Yine festival için yolumuz Antalya’ya düştü. Festivalde bir hayli konuk vardı, o konuklardan biri de iki yıl önce “Sivas” filmi hakkında ‘Rixos Downtown’ otelinde röportaj yaptığımız Muttalip Müjdeci oldu. Müjdeci bu kez “Albüm” filmiyle izleyicinin karşısına çıkıyor. Biz de kendisini çok sevdiğimizden ve samimi bulduğumuzdan ötürü kendisi ile yeniden söyleşelim dedik. Aynı yerde, aynı havayı solumak bir hayli ilginç oldu doğrusu…

Altın Aslan Ödülü için yarışmak üzere 71. Venedik Film Festivali'ne seçilen ve Jüri Özel Ödülü'nü kazanan, 88.Akademi Ödülleri, ‘Yabancı Dilde En İyi Film’ dalında Türkiye'nin Oscar aday adayı olan “Sivas” filminde yer alarak adından söz ettiren Muttalip Müjdeci, filmi Albüm ’de baş komiseri canlandırıyor.

Ödül alacak projeleri önceden kestiren ve o projelere dâhil olan Muttalip Müjdeci’nin ayağı “Albüm” filmine tıpkı “Sivas” filminde olduğu gibi uğurlu geldi. Cannes'da Eleştirmenler Haftası’ bölümünde yarışan filmi ile ‘Yılın En Yenilikçi Yönetmeni’ ödülünü alan yönetmen Mehmet Can Mertoğlu, yine aynı şekilde Adana Film Festivalinde En İyi Yönetmen’, ‘En İyi Senaryo’ ve ‘En İyi Sanat’ ödüllerini kucakladı, ama ne yazık ki Antalya Film Festivalinden eli boş döndü. Filmin ödül almasını ummamıza rağmen jüri bizi hüsrana uğrattı.

Bu kadar konuşulan ve Adana Altın Koza ’da ödül toplayan film hakkında bilgi edinmek veya merakını gidermek isteyenler olursa Muttalip Müjdeci ile yaptığımız keyifli röportaja göz atabilirler. Ufak bir ara not: film 4 Kasım’da vizyonda!

Arzu Çevikalp: Film, Cannes’da tek uzun metrajlı film olarak gösterildi. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Muttalip Müjdeci: “Albüm”filmine Kayseri’de dâhil oldum. Senaryosunu okuduğumda çok ilginç geldi ve daha o zaman filmin başarılı olacağını ve büyük bir festivalde gösterileceğini anladım. Cannes olması bir ayrıcalıktı, çünkü yönetmenin ilk filmiydi. Orada yarışması bile güzel oldu. O sene Türkiye’den tek film gitti.

A.Ç: Peki, Cannes’daki tepkiler nasıldı?

M.M: Bayağı ilgi vardı. Fransa’nın başka şehirlerinde de gösterildi. Gurbetçi vatandaşlarımız tarafından sevildi. Herkes Cannes’daydı. Salonlar tıklım tıklım doluydu, eleştiriler güzeldi. Daha çok orta yaşın üzerinde insanlar vardı.

“TÜRKAN ŞORAY İLE FİLM ÇEKMEK İSTERDİM”

A.Ç: Daha önceki röportajımızda Oya Aydoğan ile film çevirmek istiyorum demiştiniz. Şu an aklınızda farklı bir isim var mı?

M.M: Kendisine buradan rahmet diliyorum. Kısmet olmadı. Şu an bir şey diyemiyorum ama Türkan Şoray ile film çekmek isterdim. Bizler Anadolu’da yetiştik, şu bir gerçek ki; ortalamaya vurulduğunda onların filmleri daha çok izleniyor. (özellikle Anadolu’da) Hep böyle hayalimde kalmıştır.

A.Ç: Aklınızda oyunculuk var mıydı, fikriniz “Sivas” filminden sonra mı değişti?

M.M: Aklımda oyunculukvardı. Bir fırsatını ve kabuğun kırılmasını bekliyordum. Bir yerden bir şey çıkacaktı, fakat ne zaman ve nereden çıkacağı belli değildi, kısmet Sivas’ın oldu.

A.Ç: Kendinizi oynarken nasıl değerlendiriyorsunuz, oynarken rahat mısınız?

M.M: Yönetmenlerin söyledikleri ağızdan söyleyeyim dilerseniz. Ben normalde duygusal bir insanım. Kafamda bin tane sorun da olsa sette hepsini geride bırakıyorum. Allah bana böyle bir yetenek vermiş. Sadece o anı düşünüyorum. Onların birkaç planda çekmek istediklerini ben tek planda çekiyorum, bu da onların hoşlarına gidiyor. Artı yeni bir şeyler katıyorlar ve senaryoya sen de bir şeyler ekleyebilirsin diyorlar. Eklediklerimden memnun kalıp onları da çekiyorlar. Onları yormuyormuşum öyle ifade ediyorlar.

“YÖNETMENİMİZ HESAPTA OLMAYAN ŞEYLERİ KATABİLİYOR FİLME, ÖZELLİĞİ ÖYLE…”

A.Ç: Bence, doğal bir oyunculuğunuz var, komiser olarak filmde bunu gayet iyi bir şekilde vurguluyordunuz.

M.M: Bize verilen görevi yaptık. O komiser rolünde de şöyle bir şey var; son ifade alınan kısımda ben yokum. İfadeyi aslında başka bir polis alacaktı.

Yönetmenimiz hesapta olmayan şeyleri katabiliyor filme, özelliği öyle. Beni çağırdı ve ifadeyi de senin almanı istiyorum, yapabilir misin diye sordu. O an herkes oraya toplanmıştı, karakol çekimleri vardı. Emniyetten belli bir süre izin alınmıştı. Bana bir beş dakika müsaade et dedim ve dışarı çıkıp senaryoyu okudum. Sonra tamam dedim. Yönetmen de ekip de çok memnun oldu.

A.Ç: Filmin Antalya’da ödül alma şansı var mı bu konuda ne düşünüyorsunuz? (Röportaj yapıldığında Antalya Film Festivalindeydik ve ödüller belli olmamıştı.)

M.M:Biz daha önce Adana’daydık, üç ödül aldık:  ‘En İyi Yönetmen’, ‘En İyi Senaryo’ ve ‘En İyi Sanat’ ödülü… Favoriydik. Şansı olduğuna inanıyorum, diğer filmleri de izledim hepsinin yolu açık olsun. Bol şans! Ödül alacağımız kanısındayım. Ne alırız kestirmek güç. Çok sıkı filmler var. “Albüm” buradan boş dönmeyecek.

A.Ç: “Albüm” filminde ortaya konduğu gibi Anadolu’da çocuğu olmayan tanıdıklarınız var mı? Böyle bir ortamın içinde daha önce bulundunuz mu?

M.M: Kesinlikle, çevremizde de var. Bu sanki toplumda bir utangaçlık, ayıp gibi bir şey… Adamın yuvada çocuğu vardır söyleyemez. Dile getiremez. Genelde sorarlar çocuğun var mı, kaç yıllık evlisin diye, çocuğum yok derseniz, niye çocuğunuz yok, olmuyor mu diye konuşurlar. Üzerine de şu doktora gitseniz şu hocaya gitseniz tarzında bir baskıya maruz bırakırlar. Aslında Türkiye’nin her yerinde var, fakat Anadolu’da daha çok var.

“DEVLET GÖREVİNİ İYİ YAPARSA SORUN OLMAZ.”

A.Ç: Çocuğu olmadığı için ya tüp bebek, ya da evlat edinmeye karar veren anne babalar oluyor, karşı mısınız bu tür hadiselere?

M.M: Kesinlikle değilim. Devletin bu işi yürüten görevlileri var. Bu kişilerin titiz çalışmaları çok önemli… Sokağa bırakılan bir sürü mağdur çocuk var. Kimileri kapı kapı, doktor doktor dolaşıyor çocuk yapmak için, kimileri de var ki, çocuklarının kıymetini bilmiyor. Maalesef böyle bir dünyadayız. Yuvalara verilen çocuklara sahip çıkılmalı. Devlet görevini iyi yaparsa sorun olmaz, çünkü sonradan sahip çıkma olayları baş gösteriyor ve çocukların aileleri 15–20 sene sonra ortaya çıkıyorlar. Mesela çocuğun verildiği aile zengin, aniden babası ve annesi çıkageliyor. Bunlara daha net bir çözüm bulunmalı!

A.Ç: Bu evlat edinme olayı biz de neredeyse yok denecek kadar az.

M.M: Maalesef öyle… Belki de vardır kim bilir… “Albüm” filminde biz bunu ortaya koyuyoruz. Benim de dikkatimi çekiyor. Aile çocuğunu alıp da kasabada yetiştirmeyip şehre götürüyor, keşke kasabada yetiştirse çocuğunu… Öyle bir toplum işte!

A.Ç: Filmde, toplum baskısı yüzünden söylemiyorlar değil mi çocuğu aldıklarını?

M.M: Bu aslında sevap olan hayırlı bir iş… Allah’ın bildiği bir şey… Yuvasız bir çocuğa yuva veriyorsun ve anne baba oluyorsun. Niyeyse tam tersi oluyor, insanlar genelde saklamayı tercih ediyorlar. Filmde bunu saklamıyorlar, fakat daha açık olabilirlerdi. Dediğinize de ayrıca katılıyorum.

“ÇOK SİGARA İÇİYORLAR, ÖĞRETMEN SİGARA İÇER Mİ HİÇ!”

A.Ç: Filmin amacı seyirciye bir önceki cevabınızda ifade ettiklerinizi mi göstermekti?

M.M:Sadece oraya takılıp kalmamak lazım… Devlette belirli işleyişler var, sen neyin derdindesin, oradaki insanlar neyin derdinde, toplum neyin derdinde gibi. Mesela size çok basit gelen bir şey başkası için hayati bir önem taşıyor. Size ufak gelen bir şey ise, başkası için büyük anlamlar taşıyabiliyor. “Albüm” de bize onu söylüyor. Mesela filmde yurda gidiş sahnesi var, adam orada kızının üniversitesinin derdinde, ama baba olmak isteyen adam evlat edinme derdinde, çünkü 10 yıldır çocukları olmuyor. Adam karakola düşüyor, evine hırsız girmiş, ama onun bir suçu yok zaten iyice darmadağın olmuş. Giderken hırsız düşüyor ve ifade vermeye gelirim diyor, ama maalesef öyle değil, gelmiyor. Baba da kendini birden suçluların arasında buluyor. Birden bire hayatı değişiyor, bir dakika önce neydik bir dakika sonra ne olduk hesabı… Orada prosedürler işlenirken aklınızı başınıza alın diye bir dürtme oluyor. Bunlar toplumun gerçekleri. Bize şunu söylediler: “Çok sigara içiyorlar, öğretmen sigara içer mi hiç!” İçmiyor mu, bunlar toplumun gerçeği değil mi? Karakola girdiğiniz zaman hemen çıkabiliyor musunuz? Orada bir sürü olaylar oluyor. Kazası, gaspçısı, hastası… Herkes geliyor. Oradaki memura da bir şey diyemiyorsunuz, o da haklı. Adamın sizi mahkemeye çıkarması gerekiyor. Gece nöbetçi mahkemesi oluyor, alkol muayenesi yaptırması lazım. Suçlusun diye seni hemen gönderemiyor. İster istemez işlemler uzuyor. Baba karakola girdiğinde canının derdinde, polis de tutmuş başka bir şey diyor. Hayat onlar için devam ediyor.

A.Ç: Albüm gerçek bir hikâyeyi mi anlatıyor, yoksa bir kurgudan mı ibaret?

M.M: Salonun birinde izleyici bize şunu sordu: “filmde çocuğu almaya gidiyorlar, çocuk tıpkı Suriyeliler gibi, biraz da kara yağız. Suriyelileri küçümsüyor musunuz?” Tam tersine farkındalığı ortaya çıkarmaya çalışıyoruz dedi yönetmen. Türkiye’de İngiliz mülteci yok ki, Suriyeli mülteci var. Bunlar toplumun gerçeği.

A.Ç: Türkiye’deki insanlar zaten çocuk alırken çocuk alalım mı, almayalım çocuğun kökeni nedir, ailesini iyi tanımıyoruz diye almak istemiyorlar. Böyle de bir önyargıları var diye düşünüyorum.

M.M:Onlar da haklı belki de. Hepsinin içinde ileride bu çocuğun ailesi ortaya çıkar mı korkusu var, ama çok yaygın değil, insanlar nedense çekiniyorlar. Bizim film komedi filmi. İnsanların başlarına gelen olaylar anlatılıyor. Hayır işleri yapayım derken iş farklı yere gidiyor. Seyirci izlediğinde daha net karar verecek. 4 Kasım’da vizyondayız!

A.Ç: Filmin başında inek sahnesi vardı, o sahne çocuk sahibi olmak isteyen insanlarla bağ kurmak için miydi?

M.M: O sahne güzel bir sahne. Döllenme yoluyla çocuk sahibi olmak ve tüp bebek olayına parmak basmak içindi. Bize de sürpriz oldu, sahne filmden sonra çekildi. Yakışmış filme.

“GİTTİĞİMİZ YERLERDE GEREK YURT İÇİNDE, GEREK YURT DIŞINDA İYİ TEPKİLER ALDIK.”

A.Ç: Film ağır ilerliyor ve filmde toplumun mutlaka görmesi ve ders alması gereken mesajlar var. Film Türk toplumu için bir hayli önemli, bunu esas alarak izleyicinin filme hakkındaki görüşlerini merak ediyorum.

M.M: Gittiğimiz yerlerde gerek yurt içinde, gerek yurt dışında iyi tepkiler aldık. Filmin değişik bir konusu var, hemen hemen böyle bir konu yok başka. Güzel mesajlar geliyor. İki memurun başlarından geçen olaylar, onların çocuk sahibi olma problemi, aile ve çevre baskısı, çevrelerine nasıl göründükleri aktarılıyor filme. Diyelim ki, kadınlar birbirleriyle arkadaş ve eşimin bir arkadaşı var ve eve o arkadaşı gelecek, ben o adamı sevmiyorum, o da beni sevmiyor ama eşimin yüzünden mecburen bir araya geliyoruz. Güya filmde çocuğu seviyorlar, koruyorlar ama yine de onun yanında sigara içiyorlar. Dışarı çıksalar balkonda içseler olmuyor. Hepimiz yapıyoruz bunları. Bize şunu çok sordular: “yurt müdürleri ve baş komiserleri oynatmak için nasıl izin aldınız?” Yönetmen onlar oyuncu dedi. Rollerini doğal bir şekilde oynadılar. Gerçekten öyle zannetmişler. O kadar gerçekçi uygulanmış ki! Seyirci bile oranın memurları zannetmiş onları. Maalesef böyle.

A.Ç: Yönetmeni yenilikçi olarak tanımlıyorlar bu sizce doğru mu? Yeni bir sinema akımı mı başladı?

M.M: Yönetmen daha çok genç, ama aşırı bilgili… Çok film seyrediyor. Dünya sinemasından etkileniyor. Onlara göre de bir şeyler yazdı demek ki. Her gittiği yerde hem seveni hem eleştireni var.

“ROLÜN KISALIĞINA VE UZUNLUĞUNA TAKILMAM HİKÂYE DÜZGÜN OLSUN YETER.”

A.Ç: Sivas’tan sonra Albüm filmini tercih ettiniz. İyi bir hikâye seçicisi olduğunuzu düşünüyorum.

M.M: Rolün kısalığına ve uzunluğuna takılmam hikâye düzgün olsun yeter. Kaş çatma ve gülümseme olayı bile yeter. Ben de ekibin bir parçası olarak, duvara bir tuğla da ben koyayım hesabındayım. Buraya gelmeden önce ‘Körfez’ filminde oynadım. İzmir’de çekildi. Şu anda yapım aşamasında… Kafama yatan projelerde yer alıyorum.

A.Ç: Bundan sonra o zaman tüm hayatınız oyunculuk üzerine geçecek.

M.M:Öyle gözüküyor ama nasipte olmayınca olmuyor. Nasibimizde varsa eğer buradan ekmek yiyeceksek hayırlısı diyorum. Kovalıyorum, kovalamaya devam edeceğim. Gelen teklifleri değerlendiriyorum. Birkaç dizi görüşmem var. Nefesim yettiği kadar sinemanın içinde olmak istiyorum.

A.Ç: İlla başrol olarak görev alayım diyor musunuz?

M.M:Senaryo çok önemli... Bana uygun bir şey olursa oynarım. Her şeyi zaman gösterir. Komiser rolüyle güzel tepkiler alıyorum.

“İNSANLARIN ESKİYE DAİR MUTLAKA RESİMLERİ VARDIR.”

A.Ç: Oynadığınız sahne ile ilgili akımı bir şey kurcaladı. Çok küfür vardı, olmasa daha iyi olmaz mıydı?

M.M:Ben de istemiyorum açıkçası ne yalan söyleyeyim, ama bana hep böyle denk geliyor. Ne verildiyse onu yaptım. Bu durum beni de rahatsız ediyor, küfür rahatsız ediyor anlamında demiyorum, neden bana böyle rol denk geliyor, ben de normal olarak oynasam diyorum. Hep bir şey ekliyorlar.

A.Ç: Filmin albüm olmasının sebebi bir ispat meselesi miydi?

M.M:Evet, bir ispat meselesiydi. İleride hamileliğin nasıl geçti, sen birkaç aylıkken şunlar oldu, yazın onu kışın şunu giydin soruları sorulduğu vakit, anne tüm bunları ispat edecek bir albümü olsun istedi. Çocuk büyüdüğünde ise, çocuğa albümü göstererek bak yavrum şurada seninle şunu yaptık, beraber çay içtik, denize gittik demekti amaç.  

Mesela yıl 2015–2016 kadın hamile ama hiçbir resmi yok. Bu kadın hangi tarihte yaşıyor? İnsanların eskiye dair mutlaka resimleri vardır.

Bu uzun röportaj için Muttalip Müjdeci’ye teşekkür ediyoruz.

Söyleşi: ARZU ÇEVİKALP

arzucevikalp@gmail.com

Yorum Yazın
Gönder
©Copyright 2016 Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir, haberleri kopyalamayınız.