19.09.2015 02:30 | Son Güncelleme:
RANA ÇOBAN

‘Onu sevmemek mümkün değildi’

Sovyet döneminin kadınlarını anlattığı ‘Kremlin Kadınları’ kitabının yazarı Larisa Nikolayevna Vasileva ile Moskova Yazarlar Birliği’nden tanıdığı Nâzım Hikmet üzerine konuştuk.

1993 yılında yazdığı ‘Kremlin Kadınları’ kitabının bu yıl ilk defa Türkçeye çevrilmesi üzerine İstanbul’a gelen Rus yazar Larisa Vasileva, Nâzım Hikmet ile Moskova Yazarlar Birliği’nden tanışıyor. Yuri Gagarin ile de dostluğu olan Vasileva, kitabında Soyvet başkanlarının kadınlarının hayatlarını aktarıyor. Vasileva ile bir süre arkadaşlık kurduğu ve “Kapıdan içeri girdiği andan itibaren onun varlığını hissediyordunuz, öyle bir insandı” dediği Nâzım Hikmet’i ve kitabını konuştuk... 

Nâzım Hikmet ile tanışma hikâyeniz nasıl gelişti?

Üniversiteye yeni bir bina yapılmıştı ve yabancı konuklar ziyarete geliyordu. Benim de İngilizcem olduğu için gelen konuklara rehberlik etmem için görevlendirilmiştim. Kalabalık bir topluluk geldi. Hepsi çirkin insanlardı çünkü politikayla ilgileniyorlardı, ama Nâzım’ın farklılığı o kalabalığın içinden fark ediliyordu. Nâzım’ın varlığı kendini çok saf bir şekilde belli ediyordu. Ben okul hakkında bilgi verirken baktım ki hiç ilgilenmiyor okulla. Sonra yanıma gelip “Çay içelim mi?” diye sordu, ben de “Olur” dedim. Muhabbet ettik. Nâzım ile hikâyemiz aslında o gün başlayıp bitti.  

- Nâzım’ın şiirlerini etkileyen Mayakovski’den aldığı “şiirsel basamak” mıydı sizce?

Nâzım’ın şairliğinin kalitesinin ideolojiyle ya da başka bir şeyle bir ilgisi yok. Tanrının verdiği bir yetenek var onda. Bu yetenekle o, istediği konuyu dünyanın herhangi bir köşesinde istediği gibi anlatabilirdi. O dönem komünist fikirlerin yaygın olduğu bir dönemdi. Nâzım’ında Mayakovski’nin de genç ve ateşli olduğu dönemdi. Genç ve ateşliyseniz, işin içine aşk da giriyor bir yerde ve aşk her zaman insanı başka bir tarafa yönlendirir. Liliya Brik Mayakovski’yi bir yere yönlendirdi. Nâzım’ı ancak bir kadın, şiirin bu tarafına çekti. Ama hangi kadın buna vesile oldu bilmiyorum. Nâzım kadınlardan etkilenir ve bunu şiirlerine katar. Mayakovski’nin sanatının Liliya Brik’ten oluşması gibi... 

- İlk tanıştığınız Nâzım ile Moskova Yazarlar Evi’nde gördüğünüz Nâzım arasında bir fark var mıydı?

Hayır, herhangi bir farklılık yoktu Nâzım’da. Nâzım’ı sevmemek mümkün değildi. Girdiği an herkesin bakışı ona çevrilirdi. Çok içki içen birisi değildi mesela. Ama o dönemde arkadaşları içmeden yazamıyordu. Her şeyden önce Nâzım, Moskova’nın misafiriydi. Aslında aklı başında bir kadının ona yaklaşmaması gerekirdi, çünkü o bir şair ve bu durum kadının başını döndürebilir. Kadın da utanabilirdi bu durumda, belki. 

“Bir şeyler uyduracak vaktim yoktu”

- ‘Kremlin Kadınları’ için büyük bir araştırma yapmış olmalısınız.

Çok zor bir süreçti. Çünkü sadece araştırma yapmakla bitmiyordu iş. Devlet Güvenlik Komitesi’ne (KGB) başvurmak zorundaydım, sorgulama belgeleri ve yargılama belgeleri için. Çünkü bu kadınların büyük bir kısmı büyük bazı konularda suçlanmıştı. Defalarca başvurdum, ama KGB’den bir cevap alamadım. Bir şeyler uyduracak vaktim de yoktu. Çünkü hayatın kendisi her türlü uydurmadan daha ilginç...

‘Sarayda sürgündeydiler’

- Kremlin Sarayı’nda gizlenen hayatları nasıldı peki?

Beni bu araştırmaya çeken de bu konu olmuştu. Eşleri Kremlin’de görevdeyken kadınlar hapisteydi. Nasıl oldu da kocaları görevdeyken onlar sürgünde oldu, bunu anlamaya çalıştım. O atmosfer, bulduğum belgeler o kadar ilginçti ki hastalandım bir süre sonra. Dava dosyalarını okuyup, olayları hatırlamam ve değerlendirmem gerekiyordu. Suçlananların sorgularda verdiği ifadeler çok farklıydı. Bazıları en tepeden aşağı düşmüştü ve nerdeyse aklını kaybetmişti. Ve gördüğüm bazı dosyalarda kadınlar söylenen her suçlamayı kabul etmişti, yapmadıkları suçlamaları bile. Bu kabullenenleri anında idam ettiler. Ama o dönem Dış İşleri Bakanı Vyaçeslav Molotov’un eşi hiçbir iddiayı kabul etmedi. Kendisi Yahudi kökenliydi ve sinagoga gittiği söyleniyordu, şahitleri de vardı. Ama kadın mahkemede “Hayır ben değildim, onlar şaşırmış gördüğü kişiyi” dediği için kadını zorunlu sürgüne yolladılar. Sürgüne gittiğinde yanında üç şey istedi: Karl Marx ve Engels’in eserlerinden notlar alabilmek için kağıt-kalem, temiz kalabilmek için sabun, hasta olmamak için soğan. 

Bu habere ifade bırak
  • 0Mutluyum
  • 0Şaşkınım
  • 0Kararsızım
  • 0Kızgınım
  • 0Üzgünüm
Toplam Oy0