Gülsin Onay; piyano konusundaki olağanüstü yeteneğinden dolayı Üstün Yetenekli Çocuklar Kanunu kapsamında gönderildiği Paris Konservatuvarında başladı müzik yolculuğu. Şimdi ise tüm dünyada bilinen, uluslararası alanda istisnai bir Chopin icracısı kabul edilen ve daha sayamayacağım birçok başarılara imza atmış,  ülke olarak gurur duyduğumuz bir sanatçı. Üstün yetenekli/zekalı erişkin bireylerin zihinsel yolculuğuna bir Nöroloji Uzmanı bakış açısıyla göz atmaya çalıştığım Aykırı Zihinler röportaj serisi kapsamında, çok keyifli bir sohbet gerçekleştirdik. Söylemeden geçemeyeceğim bir enerjisi var. Birçok sanatçıda özel bir enerji hissedebilirsiniz ama Gülsin Onay’da çok daha farklı bir şey hissettim ben. Mutluluğun, huzurun, tutkunun, öğrenme açlığının, insan sevgisinin verdiği bir ışık. Bir çocuğa öğretilmesi en zor olan şey mutlu olabilmektir. Çünkü bunu öğretebilmek için önce mutlu olmak gerekir. Bir aile bunu başarabiliyorsa o çocuğun hayatta yenilmesi mümkün değildir, daha baştan kazanmıştır. Her bir kahkahası yeni bir fethediştir, bir başarı öyküsüdür. Kahkahaları ile dünyayı her seferinde yeniden fetheden insan Gülsin Onay ile gerçekleştirdiğimiz sohbet benim için de çok anlamlıydı…
 
 
Öncelikle klasik bir röportaj yapmayacağımızı söylemek isterim. Sorularım size tuhaf gelebilir. Amacım yeteneğinizin zihninizi ve zihninizin yeteneğinizi nasıl şekillendirdiğinin ipuçlarını yakalayabilmek. Size "piyano" dediğimde zihninizde canlananlar nelerdir?
Piyano dönem dönem bende farklı şeyler canlandırdı. En son şu andaki durumumla daha önce hissettiklerim arasında fark var. Yolculuğa bakmak gerekiyor. Bazı dönemlerde teselli gibi oluyor. Bazı dönemlerde, ilk zamanlarda belki, aşılması gereken büyük bir dağ gibi. Ama her zaman bir sırdaştı aynı zamanda. Ona kavuştuğum anda ben kendim oluyorum. Çünkü başka türlü ifade edemeyeceğim, anlatamayacağım hislerimi dile getirebiliyorum piyanoyla. Onunla konuşarak kendim oluyorum.
 
 
Piyano sesi duyduğunuzda (güzel icra edilen bir eser) hissettikleriniz nelerdir?
Kendi dilimden konuşan birisi var gibi hissediyorum.
 
 
Yine piyano ile kötü icra edilen bir eser duyduğunuzda hissettikleriniz nelerdir?
Beni korkunç rahatsız ediyor. O kadar üzüyor ki, oradan hemen kaçmak istiyorum. Tahammülüm yok gerçekten. Kötü icra edilen bir eser, yalan söyleyen bir insan gibi geliyor bana. 
 
 
Piyano çalarken içine girdiğiniz dünyayı biraz tarif edebilir misiniz?  Piyano çalarken içine girdiğiniz dünyada daha güvenli mi hissediyorsunuz? Piyanolu ve piyanosuz dünya arasında sizin için ne fark var?
Piyano çalarken içine girdiğim dünya oturulabilir bir ev gibi oluyor. Orada yaşanabilir gibi bir mekan. Onsuz olunca sokakta kalmış gibi hissediyorum. Yani piyanosuz bir dünya düşünemiyorum. Piyano olmasa hayatımda ailesini yitirmiş, öksüz gibi hissederim.
 
 
İnsan canlısının kaliteli bir yaşam sürdürebilmesi için güven çok önemlidir. Piyano çalarken içine girdiğiniz dünyada daha güvenli mi hissediyorsunuz? 
Piyanoya kavuştuğum anda bana kimse dokunamaz, kimse zarar veremez. O andan itibaren güvendeyim. Kendi dünyamın güzelliğini, zenginliğini hiç kimse bozamaz. En güvendiğim yer orası. 
 
 
Aslında burada anne-babalara bir şey vurgulamak için bunu sordum. Üstün potansiyelli çocuklar, potansiyellerinin yüksek olduğu alanda desteklendiklerinde, yaşama karşı duruşları çok daha kuvvetli ve güvenli olacaktır. 
Evet bir kaleleri olacaktır. Ama böyle hapsolmuş gibi bir kale değil. Tam tersine oradan itibaren özgürlüğüne kavuşmuş ve o özgürlüğün içinde başkalarına da bunu aktarabilir gibi bir kuvvet hissediyorsunuz. Başkalarına yardım edebilir, onları da oraya alarak kurtarabilirsiniz gibi.
 
 
Doğru anladıysam "Başka bir dünya mümkün"ü gösterebilirsiniz gibi sanırım...
Evet
 
 
Piyano bir lisan gibi bence sizin için. Piyano ile en çok neyi anlatmayı seviyorsunuz? 
Her şeyi. Her duyguyu piyano ile anlatabilirsiniz. Sevinçten, üzüntüden, kızgınlıktan, isyandan, romantizmden, aşktan, ölümden, ölüm korkusundan bahsedebilir, hepsini anlatabilirsiniz. 
 
 
Bu sizin için bir ihtiyaç gibi mi? Duyguları piyano ile anlatmak çocukluktan beri içinizde var mıydı?
Evet kesinlikle vardı. Çocukken bazen besteyle de anlatırdım. Tabi çocukken yaptığım ufak-tefek karalamalardı bunlar ama kendim çalarak daha da güçlü anlatırdım.
 
 
Farz edelim ki bir his var içinizde ve piyano başına geçtiniz notalara döküyorsunuz. Başkalarının bunu duyması önemli mi yoksa siz kendiniz için mi yaparsınız?
Daha ziyade kendim için yaparım. Aynı zamanda tabi etrafımdakilerin ondan haz duyduklarını gördükçe de her zaman paylaşmak istiyorum. Ancak yaşarken yaşatabilirsiniz, yaşatarak yaşayamazsınız. O yüzden önce kendim için yaparım.
 
 
Hayatın içerisinde duygularınızı nasıl yaşarsınız? Hüznünüzü, mutluluğunuzu… İçinizde mi, dışa vurarak mı, üzerini kapatarak mı, görmezden gelerek mi?
Bulunduğum ortama göre de değişir. Yalnızken aslında çok mutlu yaşayan bir insanım. Her şey bana ilham verir. Baktığım, gördüğüm duyduğum, gezdiğim, yaşadığım şeyler… İnsanllarla berabersem de tamamen ortama uyum sağlarım. Çok dışa dönüğüm. Kiminle isem onunla tam olmayı severim. Hangi ülkede olduğum, hangi meslekten bir insan olduğu fark etmez. İnsanları çok seviyorum aynı zamanda. 
 
 
Bu kadar dışa dönük yaşamak sizi hiç yaralıyor mu, yoksa “benim kalem sağlam” gibi mi hissediyorsunuz?
Kalem sağlam evet. Yok yaralamıyor. Yaralamaya çalışan çok ender insan oldu beni. Hakikaten ya bir ya iki tanedir dünyada. Onları da tamamen hayatımdan güzel bir şekilde çıkardım. Ama bu genelde olmayan bir şey. 
 
 
Karar vermeniz gereken durumlarda düşünce süreciniz uzun mudur? Yoksa daha çok hislerle ve ani mi karar verirsiniz?
Daha çok ani kararlar veririm. 
 
 
Çoklu yeteneğe sahip bir sanatçısınız. Bazı doğaçlama videolarınızı izledim, tiyatral yeteneğiniz de üst düzeyde. Bu durum size ne gibi bir katkı sağlıyor?
Onun çok fazla kendi alanımda katkı sağladığını sanmıyorum. Olsa olsa enerji olarak katkı sağlıyordur. Hobi ile biraz nefes almak gibi. Kendimi her şeyle eğlendirmesini bilen bir insanım. Hatta bugün jüri olduğum uluslararası piyano yarışmasında arkadaşlardan birisi “Gülsin Hanım, siz bizden daha fazla enerji harcadınız sosyal medyada yarışmayı duyurmak için, bu kadar işinizin arasında yaptınız” dedi. O beni yormuyor ki, hakikaten eğlendiğim için, eğlence için yapıyorum dedim. Fransız jüri üyesi arkadaşım da “Zaten hayatta her şey Gülsin’e ilham veriyor ve eğlendiriyor” dedi. Biraz da doğru dediği. Sanatçılar biraz melankoliktir ama ben çok mutlu bir sanatçıyım.
 
 
Bir röportajınızda, çocukken tiyatro yaptığınızdan da bahsetmişsiniz. Geçmişe dönüp seçim yapma şansınız olsaydı hangi yeteneğiniz doğrultusunda ilerlemeyi tercih ederdiniz?
Bilerek ve isteyerek yine piyanoyu seçerdim. Ama tiyatroyu da kardeşime yaptırırdım (o muhteşem kahkahaları eşliğinde söylüyor bu cümleyi). Kardeşim yok ama.
 
 
İçinizdeki sanatçı kaostan mı yoksa ruh dinginliğinden mi beslenir diye bir soru soracağım ama benim sizde hissettiğim dinginlik baskın gibi…
Kesinlikle öyle. Ama içerisinde kaos olan eserler de var. Özellikle Beethoven’da, Rachmaninoff’un bazı eserleri, konçertoların bazı bölümleri, orada müthiş bir kaos, karamsar, koyu ve acı şeyler var. Bu demek değil ki onları yaşamıyorum ve yaşatmıyorum. Onları da çok çok derinden hissedip yaşıyorum ve yaşatıyorum. Ama o an için. O anda beslendiğim duygu sadece. Duygu içerisine girebiliyorum. 
 
 
Çocukken anlaşılmadığınızı düşündüğünüz zamanlar oldu mu? Çocukken kendinizi ifade ederken sözlü iletişimi mi sözsüz iletişimi mi/beden dili-pasif tutum tercih ederdiniz?
Pasif tutum-sözsüz iletişimi tercih ederdim. Eskiden konuşmayı o kadar çok sevmezdim. Piyano ile iletişim kuruyordum yeterince. Ama öyle çok konuşkan bir çocuk değildim. Anlaşılmadığımı düşündüğüm zaman çok fazla da olmadı. Aile açısından çok şanslıyım. Annem de babam da müthiş insanlardır. 
 
 
Eşiniz Cambridge’da matematik profesörü. Sizin matematikle aranız nasıl? İyi müzisyenlerin matematiğe yatkınlıkları olur genelde. 
Matematikle aram çok çok iyi. Çok seviyorum matematiği. Çok da iyi bir öğrenciydim. Matematik hocamı da çok severdim. Bana ayrı ders veren bir matematik hocam vardı. O benim için, isterse matematikçi olabilir demişti. Müzik-matematik ilişkisi hakikaten ilginç, Benim eşim de matematik profesörü olmasına rağmen, müthiş bir müzisyen. Gerçekten dahi düzeyinde bir matematik zekasına sahip. Ama piyanoda çok çok iyi, kontrbas çalıyor, bir de beste yapıyor. Müziği de çok ileri düzeyde. Matematik de muhteşem bir dünya. Matematikçilerin de çok farklı bir dünyaları var. Kendilerine yeten insanlar. Mutsuzluğu hiç bilmezler. Seslerin titreşimleri bile matematik. Bach’ın fuge’leri matematiksel ve aynı zamanda mimari. Onun için matematikle ilişkili. Ama matematikte de duygu var aynı zamanda. Fiziksel bir şey yok matematikte. Bizde hem zihin, hem fizik hem duygu var. Üçünün aynı derecede önemli olduğu başka bir meslek yok.
 
 
Birkaç dili anadiliniz gibi konuşmak size çok uluslu hissettiriyor mu? Dünyanın en çok hangi bölgesinde kendinizi daha iyi hissediyorsunuz?
Hatta dilini bilmediğim yere bile ait hissediyorum kendimi bazen (yine muhteşem kahkahalar eşliğinde söylüyor bunu). Her yeri farklı açılardan çok seviyorum. En son Zimbabwe’den geldim. Bayıldım her şeyine! İnsanlarına, safaride gördüğüm zebralara, zürafalara, gergedanlara. Aşık oldum resmen, o kadar sevdim. Ama başka yerlerin de başka şeyleri var. Gittiğim yerlerde hep aşık olacak bir şeyler buluyorum.
 
 
Sosyal medya ile aranız nasıl? En sık hangi aplikasyonu kullanıyorsunuz?
Sosyal medya ile aram çok iyi.  Birçok merak ettiğim şeyi Google’dan bakıyorum. Instagram, Twitter, Facebook ve Whatsapp kulanıyorum. 
 
 
Bir çocukta müzik yeteneği küçük yaşlarda nasıl anlaşılır? Aileler bunu nasıl tespit edebilirler?
Tabi öğrenme hızını bir belirti sayabiliriz ama her hızlı öğrenen kişi üstün yetenekli olmayabilir. Seslere ilgisi olur. Temiz şarkı söyler. Müziğe ilgisi de olur tabi. Aynı sesleri çıkartabiliyor mu diye kulak testi yapılabilir. Tabi bunun için bir hocanın bakması gerekir. 
 
 
Bu soruyu tüm klasik müzik sanatçılarına sormaya çalışıyorum. Çünkü Türkiye’de klasik müziğin halka ulaşması ile ilgili bir sorun olduğunu fark ediyorum. Sizin bu konuda epey aktif olduğunuzu da biliyorum. Sizce klasik müziğin halka ulaşması için ne gibi çalışmalar yapılmalı?
Ben oldukça bunu yapmaya çalışıyorum. Sosyal medyada kısa kısa videolar paylaşıyorum. Algılaması daha kolay sayılabilecek eserleri dinleterek, okullarda biraz daha fazla klasik müziğe ağırlık vererek… Tabi müzik öğretmenlerine büyük görev düşüyor burada. Medyanın da klasik müziğe çok daha fazla yer vermesi gerekiyor. Bir de belli bir ön yargı var. Klasik müzikte insanlar duygularını yaşayamaz da üç-dört dakikalık şarkılarda yaşayabilir gibi. Bence aynı coşkuyu, aynı duyguları çok rahatlıkla muhteşem bir senfonide bir sonatta yaşayabilir insanlar. Yeter ki o dünyaya girebilsinler. Ve öyle korkulduğu gibi zor bir şey değil, çok kolay aslında. Sadece iyi bir yorumcudan, iyi bir kayıttan dinlemeleri yeterli. Açık bıraksınlar bence kapılarını, algılarını…
 
 
Çocukları klasik müziğe alıştırmak için en çok hangi bestecileri dinletmek daha uygundur?
Herhalde yine Mozart diyebiliriz. Chopin ve Beethoven’ın bazı eserleri de olabilir. Belki Rachmaninoff, Schumann biraz daha sonra dinletilebilir. Debussy, Ravel de çok güzel renkler ama kulak biraz daha alıştıktan sonra olabilir belki. Barok müzik ritmik olması dolayısıyla çocuklara cazip gelebilir. Vivaldi, Bach gibi… Aslında YouTube’dan o kadar güzel şeylere erişilebiliyor ki, çok kolay oldu artık. Annelere biraz iş düşüyor. Klasik müziğin zekayı geliştirdiği çok aşikar. Dinlemek bile öyle ama çalmak çok daha fazla…