Yazarlar
19.01.2010 - 23:36

“Taşeron Mesih”

Sitene Ekle
Olaylar ve İnsanlar  |  Hasan Pulur h.pulur@milliyet.com.tr Tüm Yazıları »

Abdi İpekçi’nin katili Mehmet Ali Ağca cezaevinden çıktı, Türkiye’nin gündemine girdi. Bakalım ne kadar sürer?..
Unutkan bir toplum olduğumuz için, “Bu adam nasıl dışarı çıktı, Abdi İpekçi’yi öldürdükten sonra Papa’ya suikast yapmamış mıydı?” diyenler olabilir.
Saygı Öztürk’ün “Taşeron Mesih” kitabında aklımıza gelen buna benzer soruların cevabı var.(Doğan Kitap)
*  *  *
Ağca yaklaşık 30 yıl cezaevinde ve hücrelerde kaldı. Papa kendisini affedince Türkiye’ye gönderildi. Abdi İpekçi’yi öldürmekten idama mahkûm olmuştu, kaçtığı için ceza infaz edilemedi. Bu arada idam cezası kaldırıldı, 40 yıl hapis yatması gerekiyordu, lakin idam cezası kaldırılınca, hapis süresi 10 yıla indirildi.
*  *  *
O günleri, o meşum günleri hatırlıyoruz; Abdi İpekçi öldürülmüş ama katil kimdi? Her gün ihbar yağıyordu, tabii en çok ihbar da polise geliyordu.
Emniyet Müdürü Hayri Kozakçıoğlu’ydu, biz hemen her gün kendisine soruyorduk:
“Bir haber var mı?”
“Çalışıyoruz!”
Aynı soruyu Başbakan Ecevit de soruyordu.
Meğer ne ihbarlar geliyormuş polise...
*  *  *
Kozakçıoğlu mektuplardan birini dikkate değer buldu, Danimarka’dan geliyor, “Selim” adında birinin, Türklerin gittiği bir birahanede cinayeti anlattığını belirtiyordu:
“Katil kendisi değil ama cinayeti biliyor.”
*  *  *
Dört kişilik bir polis ekibi kuruldu. Polislerden birisinin akrabası Danimarka’da çalışıyordu, polisleri karşıladı, “Selim”in devam ettiği birahaneye gidildi. Danimarkalı işçi, polisleri “Bizim hemşeriler” diye tanıttı, muhabbet başladı. Bira kupalarının biri gidiyor, biri geliyor, “Selim” ara vermeden içerken “cinayeti” anlatıyordu.
Plan uygulamaya konuldu, “Selim”e bira takviyesi yapılırken kupalara da uyku ilacı ihmal edilmedi. “Selim” sonunda kör kütük oldu; aldılar, herhalde cebinde de pasaportu vardı, uçağa koydular, İstanbul’a getirdiler.
*  *  *
“Selim” ayılıp kendine gelince İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nde olduğuna inanamadı, sorgucular “Hadi anlat bakalım!” dediler. “Selim” iki gün anlattı, anlattı... Ama hepsi hikâye, serbest bırakıldı, kaldı İstanbul’un orta yerinde sipsivri. O tarihlerde al bileti, bin uçağa git yok. Sonunda Kozakçıoğlu yalvar yakar  “Maliye”den özel izin aldı da Danimarka’ya dönebildi.
*  *  *
Milliyet, katili ihbar edene 100 bin lira ödül koymuştu, ihbarlar daha da çoğaldı.
Telefonla, Kozakçıoğlu’nu arayan biri Taksim’de bir dairenin adresini veriyor, “Soba borusunun duvardaki kapağını çıkarın, içinde tabancayı bulacaksınız, evde oturan üç kişi cinayeti işledi” diyordu. Daireye gidildi, soba borusunun deliğinde silah bulundu. Evdeki üç kişi yakalanmıştı, o sırada ihbarcı da geldi, sorgulama başladı.
“Evde bulunan üç kişiyle ihbarcı arkadaştılar, ortak plan yapmışlardı, 100.000 lira ödülü alabilmek için üçü Abdi İpekçi’yi öldürdüklerini itiraf edecek, dördüncü kişi de ihbarı yaptığı ve katilleri yakalattığı için ödülünü alacaktı. Ancak, bunların yalan söylediğini ve amaçlarının parayı almak olduğunu deneyimli sorgucular kısa sürede anladı. Onlar da planlarını açıkladılar. Evlerinde ruhsatsız silah bulundurmak ve dolandırıcılık suçlarından savcılığa sevk edildiler. Parayı alamadıkları gibi cezaevini de boyladılar.”
*  *  *
Derken, gerçek görgü tanığı çıktı, bir mühendisti. O gece elinde silah, bir adamın otoparka koştuğunu görmüştü, o da kendi arabasıyla otoparktan çıkıyordu. Silahlı adam farlara yakalanmıştı, görgü tanığı olan mühendis haklı olarak korkuyordu, Kozakçıoğlu söz verdi, mühendis de elinde silahla kaçan adamın eşkalini anlattı, Mehmet Ali Ağca‘ydı.
Kozakçıoğlu sözünü tuttu, ihbarı yapan görgü tanığının adını açıklamadı.
Aradan yıllar geçmesine rağmen Kozakçıoğlu, mühendisin adını yine vermedi, “O isim benimle mezara gider!” dedi. Mühendis de konulan ödülü almadı, “Ben vatandaşlık görevimi yaptım” demekle yetindi.
*  *  *
Yazımın başında “Ağca Türkiye’nin gündemine girdi, bakalım ne kadar sürer?” demiştik. Karşılamaya bakılırsa uzun sürecek... Davul zurna çalarken, neyse ki “Türkiye seninle gurur duyuyor!” diye bağırmamışlar!
*  *  *
AÇIKLAMA: Okurlarımızdan, soyadını bağışlamayan “Bay Suavi” bize e-mail çekerek uyarmış:
“Bugün internette gördüğüm zaman çok şaşırdığım bir yazının kaynak kısmında, sizin 1999’da yazdığınız köşe yazınızın gösterilmesi şaşkınlığımı daha da artırdı.
Yavuz Sultan Selim Han’ın Muş’ta bir çeşmeye yazdırdığı şiirle ilgili bir yazıyı kaleme aldınız mı?”
Elcevap: Hayır!

Yaşam Manşetler

    Kutup Yıldızı hangi yönü gösterir?
    ©Copyright 2010 Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir, haberleri kopyalamayınız.