Kültür SanatRSS
19.02.2006 - 00:00 | Son Güncelleme: 19.02.2006-0:00

'Türk sineması' sevişebilir mi sevişemez mi?

Türk sinemasında iyi çekilmiş bir sevişme sahnesi var mı? Perdede de yalnızca kötü kadınlar mı sevişir? Sevişenler de estetik görünür mü? Türk sineması sevişme sahneleri konusunda tecrübeli mi? Müjde Ar geçtiğimiz hafta "Türk sinemasında gerçekten iyi çekilmiş bir sevişme sahnesini göremezsiniz" dedi, sinemacılarımıza bu konuyu sorduk.

Sitene Ekle
Aslı Çakır - Milliyet Pazar

Müjde Ar geçen hafta, Vatan gazetesinin ekine verdiği röportajda "Sevişme sahneleri erkekler tarafından çekildiği için oyuncuyu da rahatsız etmeme düşüncesi oluyor. Çok iyi çekilmiş bir sevişme sahnesini Türk sinemasında göremezsiniz. Çünkü 'Medya ne der?' endişesi vardır" dedi.

Biz de Türk sinemasında gerçekten iyi bir sevişme sahnesi yok mudur, varsa akıllara kazınan sahneler nelerdir, sevişme sahnelerinin çekimindeki çekinceler sadece "Medya ne der?" endişesinden mi kaynaklanır, yoksa Türk halkının, geleneklerinin de etkisi var mıdır, sadece yönetmenin değil oyuncuların da bu konuda etkisi olmuş mudur, iyi bir sevişme sahnesi için neler gerekir diye merak ettik. Türk sinemasının oyuncularına, yönetmenlerine ve eleştirmenlerine bu soruları ilettik. 

"İyi oyuncularımız var ama vücutları bu tür sahneleri kaldırmıyor"
Agâh Özgüç ("Türk Sinemasında Cinselliğin Tarihi" kitabının yazarı)
Türk sinemasında bu tür sahneleri başarılı çeken Metin Erksan var, Atıf Yılmaz var. Atıf Yılmaz'ın "Düş Gezginleri"ndeki Meral Oğuz'la Lale Mansur'un lezbiyen sahneleri... Çok cesur sahneler. Ne yapmış Atıf Yılmaz? Soft ışıklar kullanarak bu sahneleri daha estetik hale getirmiş. Yalnız Meral Oğuz biraz vücut olarak bu sahnelere uygun değilmiş. Bir İtalyan, bir Amerikan sinemasına baktığınız zaman bu sahneleri çeken yönetmenlerin buldukları kadınların fizik olarak da estetik güzellikleri var. Yönetmen de çekerken daha rahat oluyor. Kimse alınmasın, çok iyi oyuncularımız var ama vücutları bu tür sahneleri ne yazık ki kaldırmıyor.

Estetik düzey olmamasının başka bir nedeni de yönetmenlerimizin kadını iyi tanımıyor, bir kadının bacağını nasıl göstereceğini bilemiyor olması. Yabancı yönetmenlerin bir alt kültürü, altyapıları var.  Tabii bir de "Halk ne der?" diye bir çekince vardı. Yine de "Mine"de Türkan Şoray'ın, "Bez Bebek"te Hülya Koçyiğit'in cüretkar sahneleri var. Bu yolu da Müjde Ar açtı. Ona kadar masum kız yatağa girmez diye bir şey vardı. Kaldı ki Müjde Ar'ın vücudu da o filmlere tam müsait değildi ama kendini o işe vererek o sahneleri içtenlikle, daha rahat çektiği için bu dezavantajı da kamufle etmiş oldu. 

"Bizde çiftler sokakta öpüşemiyor daha"
Alin Taşçıyan (Sinema eleştirmeni)
Ben şimdiye kadar Türk sinemasında aşkı, tutkuyu yansıtması açısından iyi çekilmiş pek az sevişme sahnesi gördüm. "C Blok"taki sahneler cinselliği gayet iyi yansıtıyordu. "Düş Gezginleri"ndeki sahneler lezbiyen sevişme literatürüne girebilecek cüretkarlıkta. Ama genel olarak toplumun tutuculuğu cinselliğin estetiğinin sinemaya yansımasını önledi. Son derece kötü ve komik sahnelere tanık olduk. Tensel aşkı en iyi Akdenizlilerin görüntülediği gerçek. Bizde ise tutku-tutuculuk-tutukluk şeytan üçgeninden zor çıkılır!

Bizde çiftler sokakta öpüşemiyor daha! Ayrıca yıllardır sevişme sahnesi "gerekli" bir senaryo görmedik ki. Cinselliği istismar etmeye de gerek yok. Lazımsa çekilir zaten. Medya ise çifte standartlıdır. Çekilse kıyamet koparır, çekilmese nedenini tartışır. Yıllarca setlere magazin muhabirlerini "sahne var" diye çağırdılar. Yeni kuşak kadın oyuncuların her tür rolün, sahnenin altından kalkabileceğini tahmin ediyorum. Eski kuşak daha çekingendi. Türkan Şoray "Mine" ile tabuları yıktı. Müjde Ar 80'lerde kadının cinsel özgürlüğünü ilan etti. 

"Geleneklerimiz farklı"
Can Gürzap (Oyuncu)
Benim babam da oyuncuydu. Ben devlet konservatuvarında okudum, bütün oyunları seyrederdik. Öpüşme sahnelerinde tiyatroda grekoromen derdik biz- erkek oyuncu hanım sanatçıyı şöyle bir çevirir, sanki öpüşüyormuş gibi yapardı. Ben sonra burs aldım, Londra'ya gittim. Orada üçüncü, dördüncü dersteyiz daha, gerçek oyun değil yani, kızla erkek bir öpüştüler, ben şaşırıvermiştim. Bu canlı bir örnek işte. Bizim geleneklerimiz Batı'ya göre çok değişik. Yani Türk sinemasındaki sevişme sahneleriyle Batı sinemasındaki sahneleri karşılaştırmadan önce başka bir şey var. Medyadan önce kamuoyu var. Ama tabii çağ değişiyor.

Türk sinemasında cüretkar sevişme sahnesi denince ise aklıma "Düş Gezginleri"ndeki Lale Mansur ve Meral Oğuz'un sevişmesi geliyor.  Ben de öpüştüm, sevişme sahnesi çektim. Türkan Şoray'la, Ahu Tuğba'yla... Ama çok ileri giderek değil. O dönemde Devlet Tiyatroları'nda müdürdüm. "Müdür beyin haline bak" dediler benim için de. 

"Bu sahnelere dair bir tecrübe yok sinemamızda"
Ezel Akay (Yönetmen)
Cinselliğin öne çıktığı, estetiğine önem verilmiş, bundan seyirlik bir şey yaratmaya çalışmış bir film ben hatırlamıyorum. Tabii 6-7 bin film yapmış bir endüstri bu. Arada bir-iki tane belki vardır. Dolayısıyla bunun nasıl yapılacağına dair bir tecrübe yok Türk sinemacılarında. Bizdeki öpüşme sahnelerini beğenmeyenler Amerikalıların filmlerinde o öpüşme sahnelerinde iğrenmiyorlar. Burada bir kimlik sorunu var. Hem beğeniyoruz, özeniyoruz ama kendimiz yapamıyoruz.

Bir hikaye sevişme sahnesini gerektirebilir. Bunu bu topluma kabul ettirebilmenin tatlı yolları var. Seyirci orada bir içtenlik görecek. O sahnede cinselliği değil duyguyu seyretmeye başlayacak.  Böyle bir sahne gerekiyorsa bir filmde yönetmen buna uygun bir oyuncu arar öncelikle. Bunu zaten oyuncuyla daha çekimlerden önce konuşur, sahneyi ona anlatır. Bir oyuncu bunları yapamayabilir. O sahne de yönetmen için vazgeçilmezse yönetmen oyuncusunu değiştirir. Bazı rolleri bazı oyuncular yapamaz. Cinsellik de bir rolün özelliği. Bu anlaşma olduktan sonra ise işin pratik tarafının belli açıları, belli kuralları vardır. Cinsellikle ilgili sahnelerin çekiminde de çok uygulanan bir yöntem setin boşaltılmasıdır. En gerekli kişiler kalır ki oyuncu daha rahat, rolüne konsantre olsun. Tabii ki herkes "Seyirci ne der? Bizi çok eleştirirler mi?" diye düşünüyor. Ama sanat da zaten böyle yapılmaz.

Bir de magazin basını o kadar nev-i şahsına münhasır haline geldi ki... Hem medya hem seyirci ünlülerden nefret ediyor. Gizli bir nefret. Bu da etkili oluyor bu tür sahnelerin çekilmemesinde. Bugün inanılmaz sayıda fiziği düzgün, iyi oyuncu var artık. Rahatlıkla konuya ve yönetmenin tavrına bakarak bu işe kendilerini verebileceklerdir. Hep kadının soyunmasından bahsediliyor ama bir erkeğin soyunması daha zor ve daha az denenmiş bir şey.

"İzleyenler 'Sansür nerede?' diye bağırdı"
Halit Refiğ (Yönetmen)
Türk insanı sevişmesini biliyorsa (muhakkak iyi bilenleri vardır) Türk sinemasında iyi çekilmiş sevişme sahnelerinin olması doğanın gereğidir. Tabii iyi sevişme denince bu sevişmeden ne anladığınıza bağlı bir şeydir. Bu anlayış ve uygulama kişiden kişiye değişir. Bugüne kadar bu konuda mutlak kıstaslar oluşmuş değildir. "Kamasutra"nın Hintlilerinin ya da Marquis De Sade'ın Fransızlarının bizimkilerden daha iyi sevişip sevişmedikleri derin bir araştırma konusu olabilir.

Benim ilk filmim "Yasak Aşk", ikinci filmim "Seviştiğimiz Günler" adını taşımaktaydı. Bu filmlerde de, öbür filmlerimde de amacım erotik teşhircilik, cinsel istismar yapmak değil, cinselliği insan doğasının bir gerçeği olarak göstermekti. Freud'un "libido" dediği bu temel içgüdüyü filmlerimin büyük bir çoğunluğunda işledim. Röportajına başvurduğunuz Müjde Ar'ın ilk filmi olan "Aşk-ı Memnu" da bu temel içgüdünün dramından kaynaklanıyordu. Ama cinsellik konusunda yaptığım en uç film, Leyla Sayar ile Orhan Günşiray'ın oynadıkları "Şehrazat" olmuştur. Türk sinemasında cinselliğin tarihini yazan tüm kitaplarda bu filmin öncü durumu belirtilir.

Türk filmlerinde cinsel sahnelerin işlenme şeklinin halkın ve seyircinin genel ahlak anlayışı ile uyumlu olması gerekir. Bu açıdan bakıldığında "Gurbet Kuşları"nın cinsel sahnelerine seyirciden hiçbir tepki gelmediği, tam tersine bu sahnelerin filmin büyük bir seyirci çoğunluğuna ulaşmasına katkısı olduğu söylenmesine rağmen ondan aldığım cesaretle yaptığım "Şehrazat" filminin ilk gösterildiği gece salonda "Sansür nerede?" diye bağrışmalar olmuştu.

1968'den sonra bütün dünyada geleneksel cinsel ahlakta büyük bir değişme meydana geldi. Amerika'da hippi hareketi, "Savaşma seviş" sloganlarıyla başlayan bu hareket, Avrupa'da özellikle İsveç ve Danimarka gibi kuzey ülkelerinde pornografik yayın ve filmlerin patlamasına yol açtı. Bu hareket 1970'li yıllarda Türkiye'yi de etkiledi. Zaman içinde "şanzıman" dedikleri sonradan ekleme pornografik sahnelerle dolu filmler halka açık sinemalarda gösterilir hale geldi, kıyamet de kopmadı. Bu durumda Türk filmlerinin daha önce aşklarını bakışlarıyla ifade eden iyi ahlakın temsilcisi yıldızları 1980'li yıllara gelindiğinde yatak sahnesi olmadan kadın-erkek ilişkisi kuramayan filmlerde büyük beceriyle sanatları kadar vücutlarını da sergileyebildiler. Aşk ya da sevişme sahneleri konusunda hiçbir oyuncu ile aramda sorun olduğunu hatırlamıyorum. Şimdiki durumu çok yakından izlediğimi söyleyemem. Görüntü yorgunu haline gelmiş durumdayım. 

"Bizim de iyi öpüşme sahnelerimiz vardır"
Selda Alkor (Oyuncu)
Genellikle Türk sinemasına baktığımız zaman o dönemlerde jön ile dam arasındaki aşklar zaten son derece masum öpücüklerle doludur. Ama bizim iyi öpüşme sahnelerimiz de vardır canım. Bunun dışında bir tecavüz sahnesi olabilirdi. Ya da kandırılmış bir kız olurdu. Yani illa kız masum olacak.

Burada olay medya değildi, seyircimizle olan kontağımızdı. Çünkü seyirci Türk sinemasında gördüğü kızın yerine kendisini koyuyordu. Yani yarattığımız karakterler Türk halkının içindeki insanlardı. Eğer onlar öpüşemiyorlarsa, soyunup yatağa giremiyorlarsa biz de filmde yapamazdık. Göreneklere ters olur diye.

Bence Türk sinemasında son derece estetik, güzel sevişme sahneleri var. İyi yönetmenlerimizin çektiği sahneler... Tunç Başaran, Memduh Ün, Halit Refiğ olsun, Atıf Yılmaz olsun... Onlar bir tecavüz sahnesini bile son derece estetik çekmeye çalışan insanlardı. Bizde çekilen sevişme sahnelerinde koltuk altından üstü görünürdü. Çıplaklık olmazdı. Zamanla bu değişiyor, olması gereken hale geliyor.

Bana soruyorsanız "Sen yapar mıydın?" diye, benim başıma böyle bir şey gelmedi. Tabii ki masum aşklarla ilgili sahnelerim oldu. Öpüşmelerdi, biraz sırt görünmelerdi, biraz bacak görünmeydi. Mayoyu bile bir filmimde giydim. Ama bizim zamanımızla ilgili bir şeydi. Şu anda 18 yaşında olsam, sinemaya yeni girmiş olsam ve vücuduma da güveniyorsam belki daha farklı olabilirdi. 

"İyi kadın sevişmiyordu, yük bizde oluyordu"
Suzan Avcı (Oyuncu)

Ben Müjde Ar'ın görüşüne katılmıyorum. İyi çekilmiş cinsel içerikli sahneler var. Hülya Avşar bir mastürbasyon sahnesi çekti "Berlin in Berlin"de, yürek ister. Sinan Çetin de çok güzel çekmiş. O zamanki örf, adetler bizi etkiliyordu. Müslüman oluşumuz... Sevişme sahnelerinin çekilmemesi bizim yanlışımızdı. Ben bir de kötü kadını oynuyordum. İyi kadın sevişme sahnesinde olmuyordu. Maalesef tüm yük bizim üstümüzde oluyordu. Çok kuvvetli bir aşk sahnesi çok güzel çekilebilir. Loş ışık verilir, bir şeyler yapılır. 

"Gerisini de seyirci kafasında canlandırsın"
Oktay Kaynarca (Oyuncu)

Müjde Ar doğru söylüyor. Türk sinemasında iyi çekilmiş bir sevişme sahnesi yok. Ülkemiz tuhaf bir ülke. Sevişme sahnesinde yer alan adam, kadın hemen farklı yorumlanıyor. Hülya Avşar'ın "Berlin in Berlin"deki sahnesi cesur bir sahnedir mesela. O sevişme sahnesinin gerçekten gerekli olup olmadığına bakılmalı o filmde. Sadece bir sevişme olsun diye çekilmiş bir sahne iğreti ve yamuk duruyor.  Ben "Kurtlar Vadisi"nde karımı öpeceğim bir sahnede bile tedirgin oldum. Aslında toplumsal değerlerimize bağlı bu tedirginliğimiz de. Bizler oyuncu olarak bile bunun ötesine pek geçemedik gibi geliyor bana. Bakmayın şimdi sağda solda garip garip kadınlar çıkıyor "Ben her rolü yaparım. Gerekirse sevişirim" diyen. Ama onların bunu demesinin bir katkısı yok çünkü oyuncu değiller.

Bir de burada kariyer yapmış bir oyuncunun böyle bir filmle, sahneyle ortaya çıkması da çok riskli bir şey. Özellikle bir kadın cesurca bir sevişme sahnesinde oynadıktan sonra sürekli böyle roller gelecektir ona. Biz zaten öyle bir cinselliği de verebileceğimiz çok güzel bir aşk filmi de çekemiyoruz ki. Yapsak da o sahneyi atlıyoruz, orasını da seyirci kafasında canlandırsın, o masumiyetiyle kalsın o aşk istiyoruz. 

"'Türkan Şoray kanununuz var mı?' sorusundan gına geldi"
Pelin Batu (Oyuncu)
Artık "Türkan Şoray kanununuz var mı?" sorusunu duymaktan gına geldi. Bu oyunculuğumuza hakaret oluyor. Bunun Türkan Şoray'la ilgisi yok. Bu genel bir kafa yapısı. Hayatta seks de var, uyuşturucu da var, her türlü şey var. Bunları doğal bir şekilde oynayıp yönetmenin de bunları gerçekçi bir şekilde çekmesi kadar normal bir şey yok. Ama bunların suiistimal edilmesi ister istemez beni de düşündürüyor. Benim de son filmimde bu başıma geldi. Sahnelerden birkaç görüntü yayımlandı. Açıkçası bundan sonrası için de düşündürmeye başladı. Artık bir şey yapmadan kontratlara bir madde eklemeyi düşünüyorum. O sahne bütün içinde güzeldir. Müziğiyle, ışığıyla. Ama sadece o sahneden bir fotoğraf olunca çok aptalca, pornografik bir şey ortaya çıkıyor. Bir şey yapılınca özenti deniyor, yapılmayınca farklıyız deniyor. Ortası yok. Bence genel anlamda kafa yapısının farklı bir yerde olması lazım. Sadece oyuncu ve yönetmenle bitmiyor bu.
Yorum Yazın
Gönder
Hafta Sonu Nereye Gidelim?
    Jimnastikte atlamayı kolaylaştıran, bir ucu sabit, öteki ucu esneyen sıçrama tahtasının adı nedir?
    ©Copyright 2014 Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir, haberleri kopyalamayınız.
    İlginizi ÇekebilirX