1 ayda 15 kilo verdiren diyet listelerinin ardındaki gerçek

Amerikalı kültür elçileri ve İsveçli bilim insanlarının her yıl bu zamanlar, aslında yaz biterken tükenip giden umutlarımıza ekmek banmak için (ekmek deyince bi’ acıkmadım değil) çıkardıkları diyet listelerini araştırıp, aslında böyle bir listenin hiç var olmadığını ve insanların beyni ile oynandığını, inananları ise teste tabi tutmadan IQ sıralamasına göre ayrıştırdıklarını ortaya çıkarttılar...  Gerçi İsveçli bilim insanları bir dönem de kıvırcıkların saçlarını düzleştirmeye, diş fırçalarının ağızda aldığı şekillere falan takmışlardı…  Bilemedim… Yani ne böyle bir diyet listesi ne de sizi puf diye zayıflatacak sihirli bir değnek yok arkadaşlar. Tek yapmanız gereken diyet yapmamak.
 
1 ayda 15 kilo verdiren diyet listelerinin ardındaki gerçek

"Diyet demek sağlıklı beslenmek demek" diye popişini yırtan arkadaşım! Yapma! Diyet demek beyne "Bak kardeşim ben bi’ süre yemekten kısıcam, sen de şu vücudu bi’ şekle sokarsın artık" demek. Peki beyninizin size ne dediğini duyabiliyor musunuz? Hiç mi duymadınız? 

113 kilodan 57 kiloya hiç diyet yapmadan beyniyle konuşa konuşa inmiş biri olarak ben söyleyeyim; “Tamam ama diyetin bittiği gibi yemeklere saldıracaksın."

Damn it! 

Bunu nasıl da düşünemediniz değil mi? Yoksa zaten bunun "Ya işte diyet yaparken tamam da sonrasında çok kilo alıyorum ben" diyerek farkına varmış mıydınız?
 

Peki diyet yapmadan zayıflamak mümkün mü? 

Benim gibi her gün uyanırken “Kebaaaaap” “Lahmacuuuun” diye inleyen biri zayıfladıysa emin olun herkes zayıflar. Nasıl mı? Kafatasının içinde beyin diye bi’ şey var, onu kullanıyoruz.

Hayır hakaret değil. Ciddiyim. Bilinç yönetimi, astral seyahat, hipnoterapi kavramlarına aşinaysanız, yazının devamında ne demek istediğimi anlayacaksınız…
 

Zayıflamak için midenize değil, beyninize hükmedin 
 

Zayıflamak i&ccedil;in midenize değil, beyninize h&uuml;kmedin&nbsp;<br />
&nbsp;
Kendinizi gözlemlerseniz ne zaman kilo aldığınızı fark etmeye başlayacaksınız.

* Sınav haftasında
* Sevgiliyle kavgadan sonra
* Klasik bayram temizliği öncesi ve sonrasında
* Bedensel tatminsizlik sırası ve ya sonrasında…


Listeyi genişletmek çok kolay. Kilit noktası da burası. Başlıyoruz.
 

Siz 'diyet yapmalıyım' dediğiniz anda bilinçte çatışma başlıyor. Aşırı yemek, fazla atıştırmak, boğazımızdan sürekli bi’ şeyleri geçirme isteği, damağımızda herhangi bir şeyin tadını hissetmek istememiz... Bütün bu yeme eylemlerini bu denli isteme sebebimiz beynimize "Ben diyete giriyorum" dememiz. 

Aç olduğumuz için mi? Yediğimiz miktarla doymadığımız için mi? Hayır. 

Kendinizi yemek yemek istediğiniz anda kontrol edin. Neden yemek istiyorsunuz? Can sıkıntısından mı? Öfke, aşırı kıskançlık, tatmin edilememe duygusu mu? Neye karşı suçluluk hissediyorsunuz? Kime karşı kendinizi ifade edemediniz? Neyi bastırdınız bu kadar içinizde? Kim size yanınızda olacağına dair söz verdiği halde yalnız bıraktı? 

Bilinçteki bu gibi sorular bedeninizdeki aşırı yeme dürtülerini oluşturuyor aslında. 

Cevaplarını bulup bu sorunların içinden geçtiğimiz an ise yeme düzenimiz dengeye girip, vücudumuz da bu dengeye cevap vermeye başlıyor. Yani zayıflıyoruz.
 

"Ben de yapabilir miyim?"

<strong>&quot;Ben de yapabilir miyim?&quot;</strong>
Kralını yaparsın! 

Üstelik bunun için dünya paralar ödeyeceğin ürünlere de ihtiyacın yok. Ki o ürünlerin sadece bilincini uyarmaktan başka bi’ halta yaradıkları da yok. 

Şöyle düşünün: Reklamlar size 'bu ürünle zayıfladım' diyen insanları gösteriyor ve siz de "Waooou bunu kullanırsam ben bile zayıflarım" diye beyninize ve bilincinize sinyal gönderiyorsunuz. 

Bir aylık maaşınızı, aslında içerisinde her tür yiyecekte bulunan mineraller olan tabletlere yatırıp, gün aşırı birer ikişer yutarken, beyniniz "Tamam bu ürünü kullanıyorsa zayıflayacağını söyledi, o halde bu gerizekalının tembelleşen zayıflama hormonlarını çalıştırayım" diyor ve zayıflıyorsunuz.
 

"Sevgilim... Ayrılmalıyız…"

&quot;Sevgilim... Ayrılmalıyız&hellip;&quot;
'Diyet' adı altında depresyona girmenize gerek yok… 

Çok sevdiğiniz ruh eşinizden ortada bir neden yokken ayrılmak gibi, tüm sevdiğiniz yiyeceklerden vazgeçmek ve hiç sevmediğiniz tatsız tuzsuz şeylerle beslenmek zorunda değilsiniz. 

Kabul edelim can boğazdan gelir ama aynı yerden gider de… 

Peki ne yapmak lazım? Bakalım…
 

Sihirli değnek mi o?
 

Sihirli değnek mi o?<br />
&nbsp;
Aynen değneğin iki ucundan da tutabilirsiniz, sihirli olan tarafından da seçim size kalmış. 

Kilolarınızın altında tıbbi bir sebep olmadığı sürece sorun bilincinizde demektir.

Yukarıda bahsettiğim sorunun içinden geçme yöntemini deneyimledikten sonra yapacağınız yürüyüşler ve "Sağol tatlım, ben tokum" diyebilme yeteneği, sihirli değnek etkisi oluşturacaktır.

Sonuç olarak üzerinden elli altı (56) kiloyu üç buçuk ay gibi kısa bir sürede vermeme yarayan şeyi açıklayacağım… 

Umarım ilham olur da daha fazla çevrenizdeki insanları "Ben ne yapsam zayıflayamıyorum yea" ya da "Kanka ne suyu, oksijen alsam bana yarıyo" diye kasmaktan kurtulursunuz. 

Hoş sadece nefesle beslenen ve kendilerine 'breatharian' denilen bir kesim var ama o sonraki konu…
 

* Masada ve sevdiklerinizle yemek yiyin.
* Acele etmeyin, olabildiğince çiğneme yapın.
* Sizi sakinleştirecek bir müzik hoş olabilir.
* Yediklerinizin tadına varmaya çalışın. (Ratatouille'deki aşçı faremiz gibi rengini hissederseniz, o yiyeceğin hangi çakranızı daha çok çalıştıracağını da çözebilirsiniz.)
* Yemeklerinizi en iyi modunuzdayken yapmaya çalışın. Olmuyorsa modunuzu yükseltin. Çoğu orta sınıf restoran yemeğinin mideye yapışma sebebi budur. "Maaşımı versinler yeter, patronu bile bişiriring”.
* Midenizin doldurulması gereken bir torba olduğunu düşünmekten vazgeçin.
* Metabolizmanıza saygı duyun.
* Yemek yemeden önce tercihinize bağlı olarak bir parça çikolata ya da kuru meyveyle kan şekerinizi yükseltin.
* Yemek yerken ASLA AMA ASLA televizyon izlemeyin. 
* Su içmeyi yemeğin sonuna bırakmayın. 


İnanın hepsi başta zor gibi görünen oldukça basit kurallar. 

Bisiklete binmeyi öğrenmek gibi.. 

Sadece biraz sabır...
Bu makaleye ifade bırak