|
'İstanbul, İslam ekonomisinin başkenti'Murat Sabuncuİslami kesimde önce çok hukukluluğu esas alan Medine Hukuku tartışıldı. Geçtiğimiz günlerde MÜSİAD'ın öncülüğünde yapılan Müslüman İşadamları Toplantısı'nda Medine Ekonomisi modeli önerildi. Hazreti Muhammed'in Müslümanlığı ilk yaydığı dönemdeki bu sistem 21. yüzyıla doğru giderken kullanılabilir mi? Medine ekonomisi sisteminin üç prensibi var. Bunlar pazarda serbestlik, kimseye imtiyaz tanınmaması ve fiyatın pazar şartlarına göre ortaya çıkması. Bu üç prensibe baktığınız zaman dünyada şu anda uygulanan serbest piyasa ekonomisi sisteminin temelini görürsünüz. Prensipler paraleldir ancak tabi ki araçlar ve enstrümanlar farklı olacaktır. O zaman para dolaşımı elden altın olarak yapılıyordu, şimdi bankalar var. Eskiden yükler deveyle taşınıyordu, şimdi havayolları var. Bu arada yine Medine pazarı felsefesinde devletin sanayi ve ticaretten çekilmesi de var. Geçen hafta yapılan toplantıda, Medine Ekonomisi'nde alim, emir, tüccar üçlemesinden bahsettiniz. Bu üçlü nasıl çalışacak? İlim adamlarımız pazardaki gelişmeleri takip edecekler. Bugün nasıl Adam Smith'ten, Keynes'ten bahsediyorsak ki bu kişiler kapitalist ekonominin felsefesinin gelişiminde fikri rol oynamıştır. İşte bizim sistemimiz için de fikri platformu oluşturmadan icraat sahfasına geçemezsiniz. İcraat sahfasında ise siyasetçiye, hükümete ihtiyaç var. Ve tabi sistemi uygulayacak işadamı lazım. Bugün bu üçlü birbirinden kopuk çalışıyor. Oysaki bu üçlü bir sac ayağıdır birlikte çalışmalıdır. Medine sisteminde esas olanın serbest piyasa ekonomisi olduğunu söylediniz. Türkiye'de ekonomide İslami söylem Adil Düzen'den serbest piyasa ekonomisine geldi yani? Adil düzen söz olarak çok güzel. Ama pratik neticelere gidilmesi lazım. Bir Amerikalı ilim adamının söylediği güzel bir söz var. 'Türkiye batılılaşmayı bıraksın, İslam aleminin Japonya'sı olsun' diye. Ben bu sözün altına imzamı atarım. İşte geliştirmeye çalıştığımız yeni ekonomik sistem bu. Serbest piyasıcı da olunsa İslamın bazı prensipleri var. Mesela faizi kesinlikle reddeder. Oysa bugün İslami değereleri savunduğunu söyleyen bir Başbakan var ve açıkladığı tüm kaynak paketlerinin özü faize dayanıyor. Bu bir çapraşıklık değil mi? Öncelikle iktidarda bir koalisyon hükümeti var. Sonra Türkiye 70 yıldır bir ekonomik modelle yönetiliyor. Hızla giden bir arabayı herhangi bir yöne yönlendirmek için önce yavaşlatmanız lazım. Mevcut sistemde frene birden basılarsa kaos olur. Dünyada mevcut faize dayalı ekonomik bir sistem var. Biz Türkiye olarak tamamen İslami prensiplerle çalışsak bile dünyayla çalışırken faizle karşılacağız. Ancak tabi İslami değerlerle çelişmeyen bir yapı kurulması için de çalışılmalı. Şu günlerde arka arkaya açılan faizsiz finans kurumları bu yolda bir adımdır. Gümrük birliği yerine İslam Birliği diyorsunuz. İslam ülkelerinin ekonomik potansiyeli Batı'ninkini tutar mı? İslam ülkelerinin kendi aralarındaki ticareti toplam ticaretlerinin onda biri düzeyinde. Hatırlayın 1980'lerde Türkiye ekonomisi nasıl kalkındı. Bugün dünyaya açılan müteahhitlerimiz Libya'da, Irak'ta, Suudi Arabistan'da yetişti. Dış ticareti İslam ülkelerine mal satarak öğrendik. İslam ülkelerinin ticari potansiyeli çok büyük. Hemen bir İslam Birliği'ni oluşturmak mümkün olmayabilir. AB'nin temeli de 1950'lerde atılmıştı. Sonra biz islam ülkeleri ve toplulukları diyoruz. Örneğin Almanya. Burada 2 milyon Türk yaşıyor. Bunların yıllık gıda ve giyim harcaması 12 milyar mark. Sırf bunu karşılasak yeter. Dünyadaki İslam toplulukları kendi içlerinde alışveriş yapmaya başlarlarsa bu bayağı büyük bir ekonomik güç olur. Türkiye'nin böyle bir pazarın oluşturulmasında da, İslam ülkeleri liderliği işinde de şansı pek yok sanırım. Çünkü Osmanlı'dan beri bu ülkeler Türkiye'ye her türlü kötülüğü yaptılar. En somut örneği de PKK'yı barındıran Suriye. Suriye, İran, Irak ilişkilerine bakalım. Türkiye yıllardır bu ülkelere gerek Körfez Savaşı sırasında gerek İran devriminden sonra doğru dürüst bir kardeşlik mesajı verebilmiş midir? Onlar Türkiye'ye verebildiler mi? Verdiler. Biz daima İran'daki rejim değişikliğinden dolayı onları şeriatçıdır diye kınadık. Kendi içimizdeki insanımızı İran'cı diye eleştirdik. Sizin savunduğunuz Osmanlı'nın tarihinde de İran'la Şii olmaları açısından pek sağlıklı ilişkiler kurulamadı. Yavuz Sultan Selim'in İran seferlerini hatırlayın. 300 yıldır aramızda büyük sorun yok, Kasr-ı Şirin'le bitti anlaşmazlıklar. Şunu söyleyeyim biz 150 yıldır batılılaşmayı savunuyoruz. Yıllardır batılılara olumlu mesajlar gönderiyoruz. Bunun karşılığında Avrupa'dan gördüğümüz muamele bir efendinin köpeğine yapmayacağı muameledir.Kıbrıs'ta vatandaşımı koruyacağım diyorsun ekonomik ambargo yiyorsun. Avrupa Birliği'ne giricem diyorsun, köpek muamelesi görüyorsun. Herif Polonya'yı çağırıyor seni kapıda bekletiyor. Onun için Türkiye gerçek yerine dönmelidir. Sonra Suriye PKK'ya destek verdi diyorsunuz. Almanya, İngiltere, Amerika vermedi mi? Amerika Med TV'ye izin vermedi mi? Siz bir ülkeyi sürekli iterseniz ondan dostluk bekleyemezsiniz. Biz Suriye olsun, Irak olsun onları hep ittik. Oysa onlar bizim tarihi kardeşlerimizdir. Onlarla Osmanlı bayrağı altında yıllarca kardeşçe yaşadık. Avrupa Birliğine nasıl bakıyorsunuz? Avrupa Birliği'yle entegrasyona karşıyız. Bu birlik kendi menfaatlerini korumak için oluşturulan Hristiyan menfaat birliğidir. Türkiye'nin ne kültür ne de ekonomik yapısı böyle bir entegrasyona elverişli değildir. Geçen haftaki toplantıda bir lokma bir hırka felsefesinin bittiğini söylediniz. Zaten bu söz yanlış anlaşılmıştı. Dünya ile ilgili motivasyonu kıracak bir zihniyet bu. Bu zihniyet İslam topluluklarını esir hale getirdi. Hazreti Ömer zamanında uyarmıştı: 'Müslümanlar pazar yerinde hakim olmazlarsa korkarım onların karıları ve çocukları pazar yerine hakim olanlara esir düşecektir' diye. Müslümanlar iyi ticaret yapmalıdırlar ve başarılı olmalıdırlar. |