29 kasım tool
milliyet logosu
disk.gif

İşçi de vergi vermeyecek

Kaynak paketinden vergi affının çıkması, DİSK Genel Başkanı Rıdvan Budak'ı kızdırdı. Budak, işverenlere dilekçeyle işçilerin de vergilerini ödememelerini teklif edeceklerini ya da bugüne kadar ödenmiş vergilerinin yüzde 50'sinin geri verilmesini talep edeceklerini söyledi

Zehra GÜNGÖR

TÜRKİYE'nin bugün içinde bulunduğu ortama tüm sivil toplum örgütleri gibi sendikalar da baş kaldırıyor. DİSK "temiz toplum" istemiyle, bir sivil toplum örgütünden beklenen görevi yerine getirmek üzere meydanlarda boy gösteriyor. DİSK Genel Başkanı Rıdvan Budak ile 21. yüzyıldaki sendikal hareketlerin önemini ve son kaynak paketinden çıkan vergi affına karşılık işçi kesiminin görüşlerinin neler olduğunu konuştuk.
21. yüzyılda sendika önemini kaybediyor mu?
-
Çalışan ve çalıştıran olduğu sürece, "hayır". Çalıştıranın zaten bir güç olması, çalışanın da ona karşı korunabilmesi için örgütlenmeye ihtiyacı var. Sendika muhakkak olacaktır. Çünkü sınıflar olacaktır.
Sınıfsız toplum hayal mi?
-
Tabii hayal. Sınıfsız toplum olamaz. Ancak Türkiye'de sendikal hareketler 12 Eylül 1980'den bu yana büyük bir rehavet içine girdi.
Neden?
-
Çünkü sendikalar yasaları kendilerine engel zannediyorlar. Sendikacılar rehavete alıştılar. İki yılda bir toplu iş sözleşmesi yaptıkları işyerleriyle hiç zahmete girmeden işlerini götürmek istiyorlar. 12 Eylül öncesinde 250 bin kişinin çalıştığı tekstil iş kolunda 200 bin sendikalı vardı, bugün 1,5 milyon insanın çalıştığı tekstil iş kolunda 100 bin sendikalı var. Türkiye'deki sendikal hareketler eski gücünü yakalamış değil. Anayasa engel. Anayasa'yı ve yasaları sebep göstererek sırt üstü yatan sendikal hareketin kadroları örgütlenmenin önünde engel. Esnek çalışma sistemleri, teknolojinin gelişme süreci engel teşkil ediyor.
Türkiye bunun üstesinden nasıl gelecek?
-
Sendikal hareket, milli gelirin adaletsiz paylaşılmasını gerekçe göstererek üstesinden gelecek.
Şu ana kadar gösteremediği için mi bundan sonra gösterecek?
-
Artık bunu çok öne çıkartan eylem içinde olacaklar. Ulusal geliri daha adaletli paylaşmanın yolunun örgütlenmeden geçtiği anlatılacak. Sendikaların görevi, iki yılda bir toplu iş sözleşmesi yapıp sırtüstü yatmak olmamalı. Üretimden sorumlu bir sendikal anlayışı sergileyebilirsek, teknolojik gelişme karşısında işsizliğin artacağını görüp, ona yönelik tedbirleri anlatabilirsek, teknolojik gelişmenin ortaya çıkardığı artı değeri sosyal devlete bir vergi olarak aktarmayı önerebilirsek, siyaset ve toplum üzerinde etkili olabilirsek, görevimizi yapmış oluruz. Güneydoğu'daki sorun, işsizlik, enflasyon, eğitim ve sağlıktaki eksiklikler beni ilgilendiriyor. Daha çok eylem, daha çok mücadele yapacağız. Ben parti değilim ama, bu ülkede üreten, vergi veren, ülkeye karşı yurttaşlık bilinciyle görevini yapan insanların temsilcileri olarak müdahale etmeliyim. Güneydoğu'daki sorunun benim vergilerimle finanse edildiği bilincinde olmalı ve "bu savaş bitmeli" demeliyim.
Hükümetin son kaynak paketinden vergi affı çıktı. Sendikaların bu konuda söyleyecek sözleri var mı?
-
Bu, vergi verenlere, bizim temsil ettiğimiz kitlelere karşı çok büyük bir haksızlık. Vergi vermekle hata mı yapıyoruz diye bizi düşündürüyorlar. Bir gün vergi vermemek için isyan edebiliriz. İş yerlerimize dilekçelerle, "vergimizi vermeyin" diyebiliriz.
Kanunlara rağmen bu söylenebilir mi?
-
Vergi vermeyenlerden vergileri alınmayacak ve af edilecekse, biz de iki yılda bir vergi affını bekleriz, belki bize de af çıkar.
İşçi de vergi affını mı bekleyecek?
-
Vermeyebiliriz. Vermemek için direnebiliriz. Vermeyenleri affediyorlarsa, bize de bugüne kadar ödediğimiz vergilerin yüzde 50'sini iade etsinler. Ya bizim vergilerimizi geri versenler, ya da biz bundan sonra vergi vermemek için eyleme geçeriz.
Bilgi toplumunda sendikal haklar nasıl korunacak?
-
Bu kadar ideal bir dünyada sınıflar olmayacak, beyin hakimiyeti sağlanacak, nüfusun artışı durdurulacak, teknoloji adaletli bir biçimde paylaşılacak. İşsizlik artabilir, ama paylaşım adaletli olacaksa işsizliğin artmasının çok önemi yok. Ama ben böyle bir dünyayı görebileceğimi hayal etmiyorum.
DİSK devletçi politikaları bıraktı mı?
-
DİSK değişim sürecinden tabii ki etkilendi ama, sosyal hukuk devletinden vazgeçmez. DİSK, devlet ve vatandaş arasındaki ilişkiyi nüfus cüzdanındaki soğuk damgaya indirilmesinden yana değildir. Devleti karakol, jandarma, savcı, mahkeme olarak düşünmüyorum. Devleti bir büyük sosyal, bir gönüllü ortaklığın tesis ettiği bir büyük örgütlenme olarak düşünüyorum. Ama, "özel sektörün mü devletin mi olsun", tartışmasına gelindiğinde, "kim bu ülkede 30 kişiye, 50 kişiye iş yaratıyorsa o sağ olsun" derim.
Özelleştirmede işçinizi ikna edebilecek misiniz?
-
Bizim özelleştirmeyle derdimiz yok. Özelleştirmenin Türkiye'de tartışılması sulandırıldı. Devlet pijama üretmemelidir. Ama eğitim ve sağlık hizmetinden de asla vazgeçmemelidir.
TİSK Başkanı Refik Baydur, sadece otomotiv sektöründe değil, başka sektörlerden de işçi çıkarmanın söz konusu olacağını söylüyor..
-
Hükümet çok yanlış bir politika izledi. Baydur'un söylediklerine katılamıyorum, bahane yaratılıyor. Bu ülkenin bugüne kadar sanayide, hatta sosyal ve siyasi yaşamdaki birçok yol ve yönteminin belirlenmesinde kendileri çok etkili oldular. Baydur, 1982 Anayasası'nın hazırlanması sırasında işveren örgütlerinin büyük katkı verdiğini söyledi. Askeri yönetim üzerinde bile bu kadar etkili olan bir sosyal kesimin bu kadar acze düşmesini anlamak mümkün değil. Siyasi hayatı bitmiş bir Çiller ile hayalci bir başbakanın olumsuz projeleri önünde teslim olmak, çalışanları terketmek, onları işsizliğe itmek yerine dayanmak, diretmek, onlarla süreci paylaşmak ve iş yerlerini açık tutmak doğrudur.

[Ana Sayfa] [Siyaset] [Ekonomi] [Dünya] [Magazin] [Sanat] [Yaşam]
[Entellektüel] [Spor] [Köşe Yazarları] [Dizi Yazı] [Eğitim]