23 kasım tool
milliyet logosu
elekdag.gif

Türkiye NATO kartını oynayabilir mi?

Şükrü Elekdağ

BAZI köşe yazarlarımız, Türk diplomasisinin, NATO'daki veto hakkını, Türkiye'ye Avrupa Birliği'ne (AB) tam üyelik yolunu açmak için kullanmasını isabetli bir yaklaşım olarak görüyorlar.
Bu yazarlarımız, AB Türkiye'ye tam üyelik için yeşil ışık yakmazsa Ankara'nın da NATO'nun genişleme sürecini veto edeceğinin NATO çerçevesinde açıkça ortaya konmasından ülkemizin kazançlı çıkacağını belirtiyorlar. Böylece, AB'ye tam üyelik kapısının Türkiye'ye açılacağı kanısındalar.
Biz ise, bu görüşlerin sakat olduğu kanısındayız. Bugünün koşullarında AB'ye tam üyelik amacıyla Türkiye'nin NATO kartını oynamasının hiçbir yarar sağlamayacağını düşünüyoruz.
Bunun da ötesinde, böyle bir hareketin, hem Türkiye'nin NATO içindeki itibarını yitirmesine, hem de ilerde yararlı şekilde kullanılması mümkün olabilecek bir kozun bugünkü olumsuz ortamda heba edilmesine yol açacağı görüşündeyiz.
Bunun başta gelen bir nedeni, tüm gelişmelerin, AB'nin halen Torino'da devam eden Hükümetlerarası Konferansı'nın (HAK) 1997'nin ikinci yarısında tamamlayacağı çalışmalar sonucunda isimlerini açıklayacağı
tam üyeliğe aday ülkeler arasına Türkiye'nin kesinlikle dahil edilmeyeceğini çarpıcı biçimde ortaya koymasıdır.
Türkiye'nin şu aşamada AB'ye tam üyelik şansı koskoca bir sıfır...
Bu noktayı ele almadan önce, Türkiye'nin AB'ye karşı NATO kartından yararlanması görüşünün nasıl geliştiği üzerinde kısaca duralım.

"TÜRKİYE HAYIR DEMESİNİ BİLİR" Mİ?

Bu yaklaşımın ilk defa resmen ele alınması 11 Ekim'de 7. Antalya Uluslararası Güvenlik ve İşbirliği Konferansı'nda oldu.
TBMM Başkanı Sayın Mustafa Kalemli konferansta yaptığı konuşmada açıkça "Türkiye, AB'ye alınmazsa, biz de NATO'nun genişlemesini veto ederiz" mesajını şu şekilde vermişti:
"Bir yandan AB'ye üye olması öngörülen bazı merkezi ve Doğu Avrupa ülkelerinin NATO'nun genişlemesinden de istifade ederek Avrupa'nın gelecekteki üç boyutlu mimarisinde yer almaları düşünülürken, NATO'nun ve Avrupa'nın güvenlik mimarisinin uzun zamandır aktif üyelerinden biri olan Türkiye'nin, Avrupa'nın siyasi ve ekonomik birleşmesinin dışında bırakılmasının makul olmayacağını takdir edersiniz. NATO'nun genişlemesi düşünülürken, aynı şekilde müttefiklerimizin, Türkiye'nin Batı Avrupa Birliği (BAB) ve AB'ye tam üyeliği hususundaki olumlu katkılarını da beklemekteyiz.
........Yani Türkiye hep Avrupa'nın uslu çocuğu mu olacak? Veya Avrupa'nın koridorlarında sıra bekleyen bir ülke mi olacak?
Sonradan gelenler Avrupa'nın muhtelif kuruluşlarına o koridorlarda hep bizim önümüzden geçip en ön sırada mı yer alacak?..... Unutmayın Türkiye hayır demesini bilir. Türkiye hayır diyebilecek bir ülkedir. Türkiye'nin bu gücü vardır. Türkiye'yi kimse bu noktaya itmesin. Ben dostlarımıza bunu tavsiye ediyorum."
Esasında TBMM'nin bu konuda duyarlı olması ve bunu Sayın Kalemli aracılığıyla dile getirmesi, Dışişleri tarafından son derece olumlu karşılanan bir husustu.
Bu şekilde, Türkiye'nin elinde veto silahının bulunduğu ve gereğinde bu silahın kullanılabileceği AB'ye ustalıklı şekilde hissettirilmiş oluyordu.

CLINTON NATO GENİŞLEMESİNİ DESTEKLİYOR

ABD Başkanı Clinton seçim kampanyası sırasında Detroit'te yaptığı bir konuşmada, "NATO'nun 50. kuruluş yıldönümü ve Berlin duvarının yıkılmasının 10. yılını kutlayacağımız 1999'da NATO'ya katılmaya davet ettiğimiz ilk grup ülkelerini ittifaka tam üyelikleri tescil edilecektir" demişti.
Sözkonusu ilk grup ülkelerin Polonya, Macaristan, Çek Cumhuriyeti ve Slovakya olması ve NATO'nun 1997 yılı başında yapacağı yüksek düzeyli bir toplantıda bu ülkeleri ittifaka tam üyelik için müzakerelere başlamaya davet etmesi kuvvetli bir olasılık.
Başkan Clinton'un NATO'ya üyeliklerini bizzat desteklediği bu ülkelerin Türkiye tarafından veto edilmesinin, Amerika'yı açıkça karşımıza almak gibi bir durum yaratacağı aşikar. Almanya, Fransa ve İngiltere'yi de karşımızda bulmamız kaçınılmaz.
Buna rağmen Ankara'nın, NATO'nun genişlemesini bloke ettiğini ve genişlemeyi Türkiye'nin AB'ye tam üyeliği koşuluna bağladığını bir an için varsayalım... Ankara bu tutumunda uzunca bir süre direnebilir mi? Türkiye'nin AB'ye üyeliği öyle altı ay bir sene içinde gerçekleşebilecek bir hedef değil. Böyle olunca da, Türkiye'nin vetosunu NATO içinde dört beş yıllık bir süre devam ettirebileceğini düşünmek hiç de gerçekçi gözükmüyor.
Türkiye'nin ağır baskılar sonucunda vetosunu geri çekmesi de, prestijinden ciddi kayıplara uğramasına yol açacağı gibi, bu kozun ilerde daha uygun koşullarda kullanılmasına da imkan vermeyecektir.

AKILCI BİR STRATEJİ

Tansu Çiller'in, donma noktasındaki Türk - AB ilişkilerini canlandırmak ve Yunan vetosu nedeniyle yaklaşık bir yıldır toplanamayan Türkiye ile AB arasında yegane karar organı olan Ortaklık Konseyi'nin 6 Aralık'ta toplanmasını sağlamak amacıyla yaptığı girişimler sonuçsuz kaldı.
Bu durum, Yunanistan'ın şiddetli itirazları kadar, diğer AB üyelerinin Türkiye'de insan hakları konusunda belirgin bir ilerleme kaydedilmediğini ileri sürmelerinden de kaynaklandı.
Dönem Başkanı İrlanda tarafından hazırlanan raporda ise, Türk - AB ilişkilerinde ilerleme kaydedilmesi Türk - Yunan sorunlarının çözümüne bağlanırken, Türkiye'deki insan hakları ve demokrasi alanındaki eksiklikler yanında ülkenin ekonomik ve siyasal durumunun da tam üyelikten kaynaklanacak uyum sorunlarını gidermeye elverişli olmadığı kaydedilerek, Türkiye'ye tam üyelik kapıları orta vadede kapatıldı.
Belirttiklerimiz, bugünün koşullarında Türkiye'nin NATO kartını oynamasından hiçbir sonuç alınamayacağını açıkça ortaya koyuyor.
Bu koşullarda Türkiye'nin benimseyeceği akılcı hareket tarzı, elindeki kozları heba etmeden AB'ye tam üyelik için yeşil ışık yakılan ikinci grup ülkelerin en başında yer almayı hedeflemektedir.
(İlk gruptaki Polonya, Macaristan, Çek Cumhuriyeti, Slovakya ve Kıbrıs'ı izleyecek olan ikinci grup, Slovenya, Bulgaristan, Romanya, Estonya, Litvanya ve Letonya'dan oluşmaktadır).
Bu amaçla Ankara'nın, insan hakları ve demokrasi karnesini düzeltmek ve ekonomisini sağlıklı bir zemine oturtmak için ciddi bir çaba içine girmesi gerekecektir.
Ayrıca, Türkiye'nin temel çıkarlarını gözeterek, AB'nin 15 Temmuz açıklaması ışığında, Yunanistan'a karşı bir barış stratejisi oluşturması da önemlidir. Mesut Yılmaz'ın başbakanken 24 Mart'ta Atina'ya önerdiği kapsamlı barış paketi, AB'nin sözkonusu açıklamasıyla karşılaştırılırsa birbirlerine büyük ölçüde yaklaştıkları görülür.
Türkiye'nin AB trenini yakalama şansı hala mevcut... Yeter ki, yukarda işaret ettiğimiz noktalar ciddiyetle ele alınıp uygulansın.

[Ana Sayfa] [Siyaset] [Ekonomi] [Dünya] [Magazin] [Sanat] [Yaşam]
[Entellektüel] [Spor] [Köşe Yazarları] [Dizi Yazı] [Eğitim]