23 kasım tool
milliyet logosu
livaneli.gif

Anadolu müzik patlaması

Zülfü Lİvaneli

TÜRK aydınının, kendi toprağına yabancılaşması beni hep şaşırtmıştır.
(Aydın sözcüğünü, `gerçek entellektüel' anlamında değil, okur - yazar çevreler olarak kullanıyorum.)
Bizim seçkin çevrelerimiz, beğenilerini hep dış merkezlere göre ayarlamış ve kendi halkının değerlerini yok saymıştır.
Bir zamanlar Osmanlı gibi Doğu'ya, daha sonra Cumhuriyet dönemi gibi Batı'ya özenme yanlışlığına düşmüştür.
Özenti varoldukça, bunun hangi merkeze bağlı olduğunu tartışmak yersizdir.
Çünkü özenti özentidir. İster Paris'e özenin, ister Kahire'ye... Nitelik açısından bir şey farketmez.
kendi içinde büyük bir kültür yaratan Osmanlı sarayı, ne yazık ki, yüzyıllar boyunca Anadolu'nun Türkçe yazan şairlerine yer vermemiş ve Anadolu'nun simgesi olan bağlama, mey, sipsi gibi çalgıları, müziğine katmamıştır.

ARABESK - EUROBESK

Toplumun bilinçaltını dolaysız olarak dışa vuran müzikte de bu yüzden kamplaşmalar yaşandı.
Müzikte, deyim yerindeyse arabesk ve eurobesk olarak ikiye ayrıldı Türkiye.
Arabeskin 30 yıllık egemenliğine karşı çıkan çevreler, son yıllarda pop müzik adı altında yapılanları çok önemseyip arabeskin tahtının yıkıldığını savundular, ama bugün görülüyor ki müzik piyasası yine arabeskçilerin elinde.
"Pop patlaması" denilen şey, arabeski yok etmeye yetmemiş.

BİR DE ANADOLU'YU DİNLESEK

Arabesk - eurobesk çelişkisinin dışında, bu iki kategoriye de girmeyen ve Anadolu'nun öz müziğini yaşatmaya çalışan yeni çalışmalar umut veriyor doğrusu.
Son zamanlarda yapılan halk müziği icralarında, bağlama çalma teknikleri, düzenleme anlayışları çok gelişti.
Elimde birkaç disk var: Yaptığıyla yetinmeyen ve hep yeni arayışlar içinde olan İhsan Güvercin'in "Dam Geceleri",
Bağlamada virtüozluk derecesine ulaşan Erdal Erzincan'ın "Garip"i,
Musa Eroğlu dostumuzun "Halil İbrahim"i,
Özlem Özdil adlı genç sanatçımızın "Uzakların Türküsü" çalışması,
Her çalışmasında bir düzey tutturan Fatih Kısaparmak'ın "Dicle'nin Oğlu" diski,
Ve bir de Sabahat Akkiraz'dan "Yiğit İnsanların Türküleri".

DERİN ANADOLU'NUN SESİ

Sabahat Akkiraz, insanın tüylerini diken diken eden bir sese ve tekniğe sahip.
Diyebilirim ki Anadolu deyişlerini yorumlayan en iyi ses.
Eğer Amerika, Akkiraz çapında bir "gospel" şarkıcısı bulsaydı başının üstünde taşırdı ve bütün dünya (bu arada Türk aydınları da) bu sese duyduğu hayranlığı belirtirdi.
Gospel, daha çok zenci kökenli olan ve kiliselerde söylenen bir dini musiki türü ve Amerikan toplumunda çok önemli bir yeri var.
İşte bizde bu işi Sabahat Akkiraz yapıyor.
Son plağında, Yemen türküsünün yeni bir varyantına yer vermiş: Yüreğinizi titretiyor ve ağlamamak için kendinizi zorlamanız gerekmekte.
Ben Sabahat Akkiraz'ı hiç tanımadım.
Medyada da yer verilmiyor.
Ama Anadolu halkı şaşmaz bir ölçüyle, bu müthiş sesi bağrına basmış. Kasetleri 400 bin dolayında satıyor.

POPÇU OLSAYDI

Eğer Sabahat Akkiraz pop müzik söylese ya da arabesk yapsaydı, bazı çevreler onu göklere çıkaracaktı kuşkusuz.
Ne var ki o bu toprağın gerçek türkülerini seslendiriyor, yüzyılların kültürünü taşıyor ve sansasyondan uzak bir biçimde işini yapıyor.
Akkiraz'ı dinlemek sevincini tattığım için çok mutluyum.

[Ana Sayfa] [Siyaset] [Ekonomi] [Dünya] [Magazin] [Sanat] [Yaşam]
[Entellektüel] [Spor] [Köşe Yazarları] [Dizi Yazı] [Eğitim]