23 kasım tool
milliyet logosu
sirmen.gif

Sorular.. Sorular..

Ali Sirmen

ÖNCE Lizbon'dan başlayalım.
Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel'in Lizbon'da bir araya gelen AGİT devlet ve hükümet başkanları içinde, 1975 Helsinki Nihai Senedi altında imzası bulunan tek kişi olarak, "Duayenliğe" erişmesi, 21 yıl önce bu senedi imzalamışların arasındaki en başarılı politikacı olmasından, Türkiye'nin öbür imzacı ülkelerde, örneği görülmemiş bir istikrarın temsilcisi durumuna gelmesinden mi kaynaklanıyor, yoksa ülkemizin kısır siyasal çekişmeleri ve bunların aktörlerini bir türlü aşamayan, fikri, sosyal ve ekonomik üretim düzeyinde kalmasından mı?
Sayın Demirel'in siyasal başarısını görmezden gelmeksizin, bu soruya hepimiz kendimizce bir yanıt verdikten sonra yurtiçine ANAP mitingine dönelim.
Temiz toplum istediğini sürekli yinelediğimiz Türkiye'nin dev megapolü 11 milyonluk İstanbul'un orta yerinde, yapılan bu temiz toplum mitingine katılanların sayısı, 30 Kasım cumartesi gecesi, Beyoğlu meyhanelerini dolduranların sayısını geçmiyorsa, bu durumu nasıl açıklayacağız?
Acaba Mesut Yılmaz'ın, kirlenmiş bir toplumun, akçalı işlerle kirlenmemiş siyasi lideri olmasına karşın, bugünkü iktidarı, siyasal dar görüşlülüğü kişisel saplantılarıyla işbaşına getirmiş olmasının kendisine karşı doğurduğu güvensizlik miydi, Sultanahmet Meydanı'nı böylesine boş bırakan?
Ülkücü tosuncuklarla başı dertte olan Mesut Yılmaz'ın, kendi kadrosundaki eski ülkücülere bakan kamuoyu, siyaseten onun da bu konuda eli temiz olmadığını düşünerek mi, acaba çağrısına karşı böylesine duyarsız davrandı?
Bugün karşı çıktığı iktidarın, baş destekçileri olan, bir ayağı ülkücülerde, öbür ayağı Refah cenahında olan, Yazıcı'nın Büyük Birlik Partisi'ni, seçim hesaplarıyla, kendi listesinden parlamentoya taşımış olan Mesut Yılmaz'ın bir de Refah'ın Truva atlarını partisi içine sokmuş olması mı onu, çağrısı toplumda yankı bulmayan bir lider haline soktu?
Temiz toplum ilkesini bayrak edinmesi gereken sosyal demokratların ya da "demokratik solcular"ın bu konudaki hareketsizliği, hala kendi bünyelerine çekidüzen verememiş olmanın ataletinin ürünü değilse nedir?
Yoksa, Bülent Bey ile Deniz Baykal, siyasi deneyimlerine dayanarak, genelde Türkiye insanının gerçekte temiz toplumla falan hiç ilgilenmediği kanısına vararak mı, hareketsizliği yeğliyorlar?
Eğer böyle düşünüyorlarsa, onları kınamak mümkün mü?
Biz kamuoyunun temiz toplum istediğini nereden çıkarıyoruz?
Acaba, temiz toplumdan muradı insanlarımızın, "ben yapayım, ama başkası yapmasın" mı?
Söyler misiniz bana, Türkiye'de insanların yüzde kaçı, kurallara uyarak yaşıyor?
Toplumda vergisini veren bütün malı mülkü, kuralına uygun olan kaç kişi var?
Kim sokakları kirletirken, başkalarının hakkına, özgürlüğüne tecavüz ettiğini düşünmekte?
Geçenlerde, ülkemiz üzerine bir araştırma yapan Japon uyruklu bir bilim kadınının "Türkiye'de neden demokrasi oturamıyor?" sorusuna yanıt olarak tek yön olan sokağımızı çalışma odasının penceresinden gösterip, arabaların hemen hemen yarısının park etmiş durumlarından da anlaşılacağı gibi, ters yönden girdiklerini vurgulayarak "bu durumda nasıl demokrasi olsun istiyorsunuz ki?" diye yanıtlarken, yanılıyor ya da topluma haksız bir suçlamada mı bulunuyordum?
Son zamanlarda, toplumla ilgili yanıtlar bulamıyorum. Oysa kafamdaki sorular her gün biraz daha artıyor.
Acaba bana ne oluyor dersiniz?

[Ana Sayfa] [Siyaset] [Ekonomi] [Dünya] [Magazin] [Sanat] [Yaşam]
[Entellektüel] [Spor] [Köşe Yazarları] [Dizi Yazı] [Eğitim]