23 kasım tool
milliyet logosu

Irak'ı bölmek mi, İran'la konuşmak mı?

Yasemin Çongar

ABD'de ikinci Clinton yönetiminin, en çetrefilli dış politika kararlarından birini, yeni Körfez stratejisinin belirlenmesi oluşturacak.
Aslında bağımsız analistler de, Clinton'ın kurmayları da, dört yıllık muhasebenin sonucunda anlaşıyor: ABD, gelinen noktada, hem Tahran, hem Bağdat karşısında "kazanımlı değil, kayıplı".
Bu trendi tersine çevirmenin yolu ise tartışmalı. "Kıskaç" diye anılan ve İran ile Irak'ın iktisadi - askeri etkinliğinin sınırlandırılmasını öngören "dual containment" politikası, Demokrat stratejistler tarafından artık ciddi biçimde sorgulanıyor.
Her iki ülkeye karşı yumuşama yanlıları bir uçta, kıskacı daha da daraltma yanlıları diğer uçta. Aradakiler ise, İran ya da Irak'la yakınlaşma tercihine göre ayrılıyor.
Tartışma gündemindeki iki öneri, Türkiye'yi çok yakından ilgilendiriyor. Bunlardan biri, İran'la açılıma, diğeri Irak'ın bölünmesine yönelik.
* * *
KISKAÇ politikası, her ne kadar İran ve Irak karşısında ikili bir sınırlama öngörse de, aslında başından beri akut bazı ayrımlar içeriyor. Özetle, ABD'nin Irak'a karşı tutumu, Saddam Hüseyin liderliğinin muhatap alınmaması, bu ülkede iktidar ve rejim değişikliğinin açıkça savunulmasına dayanıyor. İran'a karşı politika ise, rejim, liderlik ve iktidar değişimi çağrısı yapmıyor. İslam Devrimi, ideolojisi benimsenmese ve dış politika tercihleri Amerikan çıkarlarına uymasa bile meşru sayılıyor. ABD yönetimi Tahran'la diyaloğa prensipte karşı olmadığını, ancak bunun koşullarının doğru belirlenmesi gerektiğini belirtiyor.
İran ile ABD arasında düzenli temasların Clinton yönetiminde başlayamamasında, Dışişleri Bakanı Warren Christopher'ın buna karşı kişisel tutumu ve rehine krizinin anılarının canlılığı etken oldu. Ancak son dönemde, iki Türkiye ziyareti arasında Körfez ülkelerini gezerken "İran'la diyaloğa açığız" beyanı veren Dışişleri Bakan Yardımcısı Robert Pelletreau, şimdi adı olası yeni bakanlar arasında geçen Richard Holbrooke gibi yetkililer, İran'la "yapıcı angajman" politikasından yana.
Washington - Tahran ilişkilerinde açılımı, İran yönetimi de istiyor. Clinton'un 5 Ağustos'ta onayladığı, İran ile Libya'da enerji yatırımı yapan üçüncü ülke ve şirketlerin cezalandırılmasını öngören yeni yasa, her ne kadar iki ülke arasında "belalı belagat" rutinini yeniden ön plana çıkarsa da, içten içe diyalog arayışı sürüyor.
Arayışın en somut göstergesi, İran'ın Birleşmiş Milletler daimi temsilcisi Kemal Kharrazzi'nin 4 Kasım'da Washington Post gazetesinde yayınlanan yazısıydı. Kharazzi, Afganistan sorununa birlikte çözüm bulunması çağrısı yapan yazısında, ülkesinin bağımsız ve istikrarlı olduğunu vurgularken, Amerikan politikasının inandırıcılığını, kredibilitesini hatta etik geçerliliğini yitirdiğini savundu. İşin ilginci, Kharazzi'nin bu tezlerinin bazı Beyaz Saray yetkilileri tarafından bile kabul görmesi.
Clinton'un kurmayları bu aşamada, İran'la ilişkilerin yeniden gözden geçirilmesini koşullara bağlıyorlar. İran'ın bölgesel güvenlik, kitlesel imha silahları, İslam devrimi ihracı, terörizme destek ve Ortadoğu Barış Süreci'ne muhalefet politikasında değişim ışığı olmadıkça, Washington'un tümüyle yeni bir yaklaşım geliştirmesi güç. Ancak bu konuda en katı tutumu izleyen Yahudi lobisi bile, Tahran'dan gelecek her olumlu sinyalin mutlaka karşılık görmesi gerektiği düşüncesine giderek yaklaşıyor.
* * *
İRAN'la diyalogdan "daha radikal" görünen öneri Irak'ın, Kürt, Sünni ve Şii bölgeleri olarak üçe parçalanmasını destekleyenlerin tezi. Bu çevre, ABD yönetiminin fiilen Irak'ın toprak bütünlüğünü tanımazken, resmen bunu tanıdığı yönündeki ısrarını sürdürmesini anlamsız buluyor.
Massachussetts Teknoloji Enstitüsü öğretim üyelerinden Daniel Byman'a göre, üçe bölünme, Irak'ın petrol üreticisi diğer Körfez ülkelerini tehdidinin önüne geçecek, Baas partisinin nükleer silahlanma hevesini sona erdirecek, Şiiler'i ve Kürtler'i baskıdan kurtaracak, Bağdat'ı da "terörist" kara listesinden çıkaracak. Byman, "Gerçekte, büyük Kürt nüfusa sahip Türkiye dahil hiçbir Amerikan müttefiki, Irak'ın parçalanmasından zarar görmez" tezinde.
Byman'a karşı çıkan Cornell Üniversitesi Yakın Doğu Kürsüsü Direktörü Shibley Telhami'ye göre ise, Irak'ın bölünmesi, yeni bir Afganistan yaratılması demek. Böyle bir parçalanma, bölgede kanın durmaması ve Arap ülkeleri ile Türkiye'ye yönelik ciddi bir istikrarsızlık tehdidi anlamına gelecek.
Şimdi bu iki tezi de değerlendiriyor Clinton'un kurmayları. Görünen o ki, Kuzey Irak'ta önemli mevzi yitiren Amerikan politikası, daha uzun süre "Saddam'a karşı, Irak'ın toprak bütünlüğünden yana" çizgisini terketmeyecek. Ancak yönetim, günde 15 milyon varil petrol taşınan Hürmüz Boğazı'nın tek denetleyicisi İran'a, Irak'a olduğundan çok daha "komplekssiz" bakıyor. Kıskacın Bağdat ayağı değil ama, Tahran ayağı gevşeyebilir.
* * *
TÜRKİYE, olası İran - ABD yumuşamasının Hazar petrollerini bu ülke üzerinden nakletme sonucunu verebileceği kaygısını kafasının bir köşesinde tutuyor. Ancak büyük resimde, Tahran - Washington diyaloğu hem bölge istikrarı, hem Ankara'nın çıkarları açısından tercihe şayan. Üstelik, ustalıklı diplomasiyle, Türkiye'nin böyle bir açılımda etkin ve yönlendirici olma şansı hala var.



[Ana Sayfa] [Siyaset] [Ekonomi] [Dünya] [Magazin] [Sanat] [Yaşam]
[Entellektüel] [Spor] [Köşe Yazarları] [Dizi Yazı] [Eğitim]