|
Boynunuzda Fikret Mualla, dolabınızda Sabri BerkelMeral TamerArtık Newyork'taki ünlü modern sanat müzesi MOMA'da satılan Henry Matisse imzalı eşarp ve kravatlara imrenmemiz gerekmiyor. Çünkü Vitali Hakko da benzerlerini yarattı. Hatta Salih Acar'ın tablosunu, şu günlerde kravat olarak boynunda taşıyor.Cumartesi akşamı kızımla Akmerkez'deki Vakko'ya uğramıştık. Tam çıkacakken Vitali Hakko "sizi buralarda görmek ne şeref" diyerek omuzuma dokundu. Hemen ardından da heyecanla boynundaki kravatın ucunu tersine çevirip "oku bak" dedi. Bende okuyacak göz olmadığı için, kendi okumak zorunda kaldı:"Bak, kravatımda Salih Acar'ın imzası var. Altında da 17 yazıyor." Küçük bir çocuk heyecanıyla anlatmaya devam etti. "Biliyor musunuz, bunu bizim mağazadan aldım. Daha doğrusu almadım, aşırdım. Çünkü resmi yoldan gitsem bilgisayara girecekler de, fişini çıkaracaklar da çok uzun sürüyor. Oysa benim zamanım yok..." Bay Vitali'yi hayranlıkla dinlememek elde mi? Geçen yaz New York'un ünlü Modern Sanat Müzesi MOMA'dan Henry Matisse imzalı bir eşarp ve bir de kravat satın almış ve pek imrenmiştim. Hemen ertesi yıl ülkemizde de Türk ressamlarının tablolarından eşarp ve kravat yapılacağını ise doğrusu hayal bile edemezdim. Ama Bay Vitali gibi heyacan dolu yaratıcı yürekler olduğunu es geçmişim besbelli. Evet, gazetelerde haberleri de çıktı. Vakko'da şu anda 19 Türk ressamının ünlü tabloları eşarp ve kravat olarak satılıyor. Hepsinden 130'ar tane üretilmiş. Zaten o nedenle üzerinde imzanın yanı sıra numaralar da yazılı. Sabri Berkel'den Fikret Mualla'ya, Adnan Çoker'den Nejad Devrim'e, Burhan Doğançay'dan Fahr El Nissa Zeyd'e, Aliye Berger'den Mustafa Pilevneli'ye kimler yok ki bu eşarp ve kravatlarda... Bay Vitali, Cem Hakko'nun Vakko'daki odasına girip çıktıkça, odada asılı duran Burhan Doğançay tablosundan gözlerini ayıramaz, "bundan mutlaka bir şeyler yapmalıyım" diye düşünürmüş. Katoloğun sayfalarını çevirip Doğançay'ın tablosunu bana gösterirken yine aynı heyecanı taşıyordu. Sayfaları çevirmeye devam etti ve Mehmet Gün'ün resmi gelince durdu. "Biliyorsun Mehmet Gün, Aydın Gün'ün oğludur. Sinagog katliamı sonrasında oturup bu resmi yaptığında çok etkilenmiştim. Resmi de çok beğenmiştim. Doğrusu Doğançay kadar bu resim de etkili oldu bu projede. Çünkü o günden beri bu resimle de bir şeyler yapmamız gerektiğini düşünüyordum.... Hepsinin izinlerini aldık, Teliflerini ödedik..." Sağolsun Bay Vitali! Bu yaratıcılık ve heyecanıyla, bizlere dünyanın öbür ucunda gördüklerimize "bizde neden yok" diye imrenme fırsatı bırakmıyor. Döviz tahvili ateşten gömlekTekstilbank'tan, yaptığı repoların vergisi olarak 2 yıl öncesinin parasıyla 500 milyar lira istendi. O dönemde Genel Müdür olan İsmet Alver bayrak açtı. Her türlü yolu denedi. Tabii diğer bankaları da arkasına aldı. Ve sonuçta sözlü centilmenlik anlaşmasından vazgeçilmedi. Repodan vergi alınmadı. Şimdi de aynı durum döviz tahvilleri için söz konusu. Önce döviz tahvillerinde stopaj var gibiydi. Baktılar ki özel bankalar bu tahvillerden satın almıyor. Hazine'den sorumlu devlet bakanımız Ufuk Söylemez açıklama yaptı ve döviz tahvillerinden vergi alınmayacağını, stopajın sadece faizlerden alınacağını bildirdi. Ama uzmanlara göre tıpkı Tekstilbank örneğinde olduğu gibi, döviz tahvillerinde de bugünkü mevzuat, Maliye'ye pekala dilediği anda bu tahvillerden satın almış olan bankalardan vergiyi tahsil etme yetkisi veriyor. Gelir Vergisi Kanunu'nun menkul sermaye iradını tanımlayan 75. maddesine göre döviz tahvillerinden sağlanan gelirler, menkul sermaye iradı sayılıyor. 75. maddenin 5. bendinde yer alan parantez içi hüküm ise "lehte oluşan kur farklarını" da aynen faizler gibi sermaye iradı sayıyor. Menkul kıymet gelirlerine uygulanacak stopaj oranlarıysa, aynı yasanın 94. maddesince tarif ediliyor. Lafı uzatmayalım. İşi yakından izleyenlere göre bu durumda lehte oluşan kur farkının bile, döviz tahvili satın alan bankadan vergi olarak geri alınması söz konusu. Zaten bu haliyle olay stopajdan çıkıp servet vergisine dönüşüyormuş. Yani bu tahvillerden satın alan banka stopaj ödemezse yasayı ihlal etmiş oluyor. Öderse anaparadan bile zarara uğrayabiliyor. Bu durumda döviz tahvillerinden satın alacak babayiğit bankanın, herhalde hükümetle ilişkilerine çoook güvenmesi gerek. İyi de bu tahviller, yoksa satılmak için değil de, dostlar alışverişte görsün diye mi ihraç ediliyor? Bu tahvillerin çoğu, kamu bankalarına emirle satıldığına göre yoksa hükümet, kendin pişir, kendin ye misali özel bankaları bu piyasaya sokmak istemiyor mu?Fiat'a verilmeyen taviz, Ford'a verildi Koç, ilk cesur adımı Otosan'la attıKoç Holding'in Nakkaştepe'deki merkezinde son aylarda galiba önemli bir değişim rüzgarı esiyor. Dendiğine göre herkes, fikirlerini özgürce söylemeye başlamış durumda. Koç Grubu'nun 2000'li yıllara ilişkin stratejileri, Refahyol hükümeti ve Türk ekonomisinin genel hatları dikkate alınarak yeniden gözden geçiriliyor. Bu arada global rekabete uzanan yolda ilk cesur adımın, Otosan aracılığıyla atıldığı atıldığı dikkati çekiyor. Koç Grubu'nun bugüne kadarki özelliği, üretim ve pazarlama şirketlerinin birbirlerinden ayrı olmasıdır. Hatta bu durum, diğer büyük grupları tarafından çoğu kez eleştiri konusu yapılır. Bu eleştirilerin odak noktasını, Koç topluluğu cirosunun, konsolide edilmeden şişirilmiş olarak açıklandığı ve böylelikle Koç'ların kendilerini, aslında varolduklarından daha büyük gösterildikleri oluşturur. Ayrıca ürünü üretmek için ayrı, satmak için ayrı bir şirket kurmakla Koç'ların bir koyundan 2 post çıkarttıkları, kendilerine 2 ayrı kar kapısı açtıkları da eleştiri konusu yapılır. Arçelik'te de bu böyledir. Tofaş'ta da... Arçelik üretir, Atılım Pazarlama satar. Tofaş üretir, Tofaş Oto satar. Otosan da öyleydi. Otosan üretir, Otosan Pazarlama satardı. Ancak anlaşılan Koç, Amerikan Ford Motor Company ile yeni ufuklara doğru birlikte yelken açmaya kararlı. Bu kararlılığını da Tofaş'ta İtalyan Fiat'a vermediği tavizi, Otosan'da Amerikan Ford'a vererek gösteriyor. Otosan'da Ford'la Koç'un bir balayı yaşadıkları söylenebilir. Koç, Otosan'da yüzde 54'le çoğunluk hissesine sahipti. Bu hisselerden yüzde 12'sini Ford'a devretti. Böylelikle Ford da yüzde 30'luk azınlık hissesini yüzde 42'ye çıkartmış oldu. Ortakların ikisi de artık yüzde 42'şer hisseye sahip. Otosan Pazarlama ise yılbaşında lağvediliyor. Bu durumda satışlar, Otosan içinde bir departman tarafından yürütülecek. Koç Grubu yetkilileri, bu gelişmeyi "Otosan'ın daha hızlı, daha randımanlı çalışmasını sağlamak ve global rekabete ayak uydurmak" olarak açıklıyorlar. "artık üreticinin, müşterisine en kısa yoldan ulaşmasını sağlamalıyız" diyorlar ki çok haklılar. Gercekten de modern işletmelerde artık kademeler ne kadar azsa, süreç ne kadar hızlı işliyorsa, randımamınız o kadar artıyor. Üretilen arabanın satış şirketine intikalinden 2 şirketin kendi aralarındaki satış işlemlerine kadar pek çok gereksiz uygulama, böylelikle ortadan kalkmış olacak. Darısı Tofaş'ın başına diyelim. Çünkü Tofaş'ta İtalyan Fiat'la yaşanan asıl sorun, sanırız Tofaş Oto'nun tasfiyesinde düğümlenmiş durumda. Tabii bir de yönetimde kimin ağırlığı olacak meselesi de var. Ama Koç Holding Yürütme Kurulu Başkanı İnan Kıraç, geçenlerde yapılan bayi toplantısında bu konuda son sözü söylemiş: "Biz Koç'uz. Başkalarına benzemeyiz, (herhalde burada Sabancı'ları kastediyor). Yönetimi yabancı ortağımıza bırakmayız." Kıraç'ın bu taviz vermez tutumu, aslında Koç Topluluğu'ndaki Şahinler tarafından da hararetle destekleniyormuş. Laf aramızda Koç Grubu içindeki Şahinler de, Güvercinlere karşı ezici çoğunluğa sahipmişler. Motorola Telsim'in ağını genişletecekDün imzalanan anlaşma sırasında konuşan Motorola Avrupa Hücresel Haberleşme Bölümü Başkan Yardımcısı Paul Strzelecki Telsim için kurulacak mikrohücresel sistemin dünyadaki ilk uygulamalardan biri olacağını ifade etti. Bu yeni teknolojiyi daha önce Hong Kong gibi zor kentlerde de uyguladıklarını söyleyerek İstanbul'da da başarıyla uygulayacaklarına inandıklarını belirtti. Telsim Yönetim Kurulu Üyesi Nur Sakarya ise Türk Telekom ile ortaya çıkan anlaşmazlıklar nedeniyle Telsim şebekesinin zarara uğradığını söyleyerek bu tip büyük yatırımlarla pazar paylarını arttırmayı hedeflediklerini anlattı. Sakarya anlaşmanın 90 milyon dolarlık bölümüyle 500 yeni istasyon kuracaklarını bildirdi. Hedeflerinin pazar paylarını şimdi bulunduğu yüzde 25 konumundan yüzde 50 konumuna çıkartmak olduğunu söyledi. |