23 kasım tool
milliyet logosu
pulur.gif

Eşkıya...

Hasan Pulur

CUMARTESİ gecesi bir arkadaş telefon etti:
"Neredesin yahu?"
"Eşkıya'ya gittik?"
"Hangisine?"
Arkadaş haklı, memlekette o kadar çok eşkıya var ki, "Hangisine?" diye sormakta haklı...
Oysa bizim gidip gördüğümüz eşkıya Yavuz Turgul'un "Eşkıya"sı, başrollerde Şener Şen ile Uğur Yücel'in oynadığı film..
* * *
35 yıl hapis yattıktan sonra, Viranşehir cezaevinden çıkan, Cudi Dağı'nın eşkıyası Baran, "Şener Şen", onu ihbar edip hapse attıran, sevgilisini kaçıran ve şimdi muteber işadamlarından olan hasmını bulmak için, İstanbul'a gelir... 10 milyonluk şehirde hasmını "tek tek" arayacaktır. Koca şehirde ilk tanıdığı "Tarlabaşı bitirimi" Uğur Yücel'dir. O, dağı taşı titreten eşkıya, İstanbul'da aciz, sefil kalır, çünkü eşkıyanın İstanbul'da sadece kılığı değil, konumu da değişmiştir, Cudi Dağı'nın eşkıyası Tarlabaşı'na uymaz.
"Eşkıya"nın Tarlabaşı'nın arka sokaklarında kaldığı otelde kimler yoktur ki, kendisini sinemaya kurban etmiş büyükelçi oğlu (Kayhan Yıldızoğlu), aynı otelde kalan, komünist rejimden kaçan Beyaz Rus (Necdet Mahfi Ayral), işsiz, güçsüz bitirimler, mafya babaları ve bozuntuları, orospular, puştlar, pezevenkler...
* * *
BİRKAÇ kere de yazdık, bizim sinemayla ilgimiz, bir seyirci olmaktan öteye geçmez, ne sinema öğrenimi yaptık, ne de sinema eleştirmeniyiz... Ama zaman zaman gördüğümüz bir filmi, özellikle Türk filmleri üzerinde birkaç satır yazarız.
"Özellikle Türk filmleri" dedik, çünkü Türk filmlerine haksızlık edildiği kanısındayız.
Tabii, bu haksızlığa destek olanlar da vardır; pespaye film çevirenler, ya da insanı bunaltan, içini karartan, hafakan bastıran sanat (!) filmleri.
Müjdat Gezen pazar günü şöyle yazıyordu:
"Türk sinemasına en büyük kötülüğü sıkıcı filmler çeken yönetmenler yaptı. İnsan sinemaya, ne kadar az sıkılırım acaba, diye gider mi? Seyirciyi sinemadan kaçırdılar. Kötü yerli film yapan diğer ucuzcular gibi. Bir film izledim ve bu karara vardım. Çok kötüydü, o nedenle adını veremiyorum." (Cumhuriyet- 1.12.1996)
* * *
"EŞKIYA"
bize göre bunların dışında bir film, bir bakıyorsunuz gerçeğin tam ortasında, bir bakıyorsunuz "Eşkıya" destanlaşıyor... Hele bir son sahne var ki...
"Eşkıya"ya, "Muhsin Bey"i göreceğiz, ya da "Züğürt Ağa"daki Şener Şen'i seyredeceğiz, diye gidenler, umduklarını bulamazlar...
Çünkü bu film "Eşkıya"dır, ne "Muhsin Bey"dir, ne de "Züğürt Ağa"...
* * *
BİLİRSİNİZ, filmlerin sonunda "isim listesi" vardır, başoyuncudan figürana, yönetmenden kurgucuya, ışıkçıya, hatta ulaştırmada çalışanlara kadar herkesin adını yazar. Bu liste hem seyirci, hem de filme emeği geçenler açısından çok önemlidir. Seyirci, "Şu rolü oynayan acaba kim?" diye merak eder, öğrenir, emeği geçenler adını okur, sevinir.
"Eşkıya"nın sonunda da bu liste vardı, ama, okuyabilene aşkolsun, öyle hızlı geçiyordu ki!
Mesela biz "Mafya babası"nı oynayan oyuncuyu tanımıyorduk, merak etmiştik, listeyi, öyle hızlı geçtiler ki, yakalayamadık...
Elbette film "Yavuz Turgul" filmidir, başoyuncular Şener Şen ile Uğur Yücel'dir, ama diğerlerinin de emeği, emek değil midir? Deveye hendeği atlatan bir tutam ot'tur, onu da esirgeriz.
* * *
"EŞKIYA"dan çıktık, kimbilir hangi eşkıyalarla karşılaşacağız diye...
Hayret, "Emek" sinemasının girişinde bir levha:
"Emeklilere, 65 yaşını geçenlere ve özürlülere bilet, 50 bin lira."
Sinema Müdürü Hikmet Dikmen, "Onlara özel ilgi gösteriyoruz, hatta özürlülerin yanındakilere, refakatçılara da aynı tarifeyi uyguluyoruz, 50 bin lira alıyoruz" diyor.
Neyse, demek, hala eşkıyaya tümüyle teslim olmamışız, direnenlerimiz de var.

[Ana Sayfa] [Siyaset] [Ekonomi] [Dünya] [Magazin] [Sanat] [Yaşam]
[Entellektüel] [Spor] [Köşe Yazarları] [Dizi Yazı] [Eğitim]