|
![]() DP'yi kayaya basın özgürlüğü toslattıMetin TokerHACI - Bacı koalisyonunun Mecliste açtırttığı genel görüşme ters tepti: Basın, itibarından kaybedeceği yerde, kazandı. Halbuki ona karşı söylenecek de çok şey vardı. - Nitekim dizinin sonunda bu, yapılacak -.Ancak genel görüşmede söz alan muhalefet konuşmacıları biraz "fasit daire" içinde kaldıklarından Hacı'ya ve özellikle Bacı'ya kapılacak milletvekillerine bazı gerçekleri hatırlatamadılar. Onlara, gerekli nasihatı vermediler. Teklif Gruplarında önlerine gelmeden bunları bilmelerinde "sayılamayacak kadar çok fayda" vardır. Basın özgürlüğüne dokunmak bir son değil, bir başlangıçtır. Zaten tek başına da bir işe yaramaz. Onu destekleyecek milletvekilleri kendilerini de, partilerini de bir takım mükellefiyetlerin, mecburiyetlerin altına soktuklarının bilinçinde bulunmalıdırlar. DP iktidarı o parke taşlarıyla dayalı yoldan Yassıada'ya düşmüştür. Önce, ona göre yargıç bulacaksınız. Öylesine ağır hükümleri namuslu ve vicdanlı bir hukuk adamı uygular mı? Bakınız, örneği kendimden vereyim. Zamanın basından sorumlu Devlet Bakanı Dr. Sarol'un muvazaa yaptığını AKİS'te yazmıştık. - Yapmıştı! - Ankara'daki Toplu Basın Mahkemesi bizi önce mahkum etti. Yargıtayın basın suçlarına bakan Ceza Dairesi bunu bozdu. Toplu Basın Mahkemesinden bir belgenin Beşiktaş Noterliğinden getirttirilmesini istedik. Belge geldi. Bu, Dr. Sarol'un sahibi olduğu gazeteyi bir başka şahsa muvazaa ile sattığını, daha doğrusu satar gibi yaptığını, aslında sahipliğini sürdürdüğünü ispatlıyordu. Toplu Basın Mahkemesi beraat kararı verdi. Karşı taraf temyiz etti. Ne oldu, bilir misiniz? Hükümet, o zamanlar elinde bulundurduğu "görülen lüzum üzerine" kanununa dayanarak Yargıtayın ilgili Ceza Dairesinin başkanını ve çoğunluğu oluşturan üyelerini emekliye ayırdı, yerlerine kendi adamlarını getirdi. Yeni heyet, beraat kararını bozdu. Dosya üçüncü defa Ankara Toplu Basın Mahkemesinin önüne geldi. İlk celsede ne gördük? Mahkemenin bütün yargıçları, gene "görülen lüzum üzerine" görevlerinden alınmışlardı, başkaları bulunmuştu. O heyet bizi tekrar mahkum etti. Yargıtayın yeni heyeti bunu onayladı. "Ankara Hilton"un - Ankara Cezaevinin o tarihlerdeki adı - kapıları bana açıldı. Basın özgürlüğünü kısacaksın. Arkadan "kendi yargıcı"nı bulacaksın. Tansuhanımın yazar Çölaşan hakkında açtığı davada küçük mahkemenin verdiği mahkumiyet kararını çok ilginç ve örnek oluşturacak bir gerekçeyle bozmuş Yargıtayın bugünkü 4. Hukuk Dairesi Türkiye'de yargıçların olduğunu ve hep olacağını ispatlamaktadır. Demek ki "kendi yargıcı"nı bulmak da o kadar kolay olmayacaktır. Diyelim: Buldun! Yetecek mi? DP'ye yetti mi? Sayısız hapis ve kapatma kararından sansür uygulamasına kadar gitti. Yetmedi. Sonunda "Demokrasiye Paydos!" demek için meşhur Tahkikat Komisyonunu kurdu... ve belasını buldu. Onun için Hacıcı ve Bacıcı milletvekilleri bilmelidirler ki önlerine getirilecek olan teklif veya tasarı bir son değil, ancak bir başlangıçtır. O USULLER DE DENENDİHalbuki oralarda "müttefikler" bulmuşlardı da.. Turgut Özal da "Türkiye'yi ve dünyayı beraber yönetiyoruz" diye ağızlarına bal çaldığı köşecileri kullanmaz mıydı? Nitekim Hacı - Bacı da bulmaktadır. Ama "çalışanlar"ı değil, "çalıştıranlar"ı değil, "Anadolu Basını"nı da değil. Ne de sendikaları.. Basında kendilerine "aile boyu yağdanlık", "liboş", "komisyoncu", "iş takipçisi", "basının yüz karası" denilmezse ve bu, "özel hayatın gizliliği" adı altında yasaklanırsa herkes tarafından böyle bilinmeyeceklerini sanan "her devrin adamları"nı.. Yarın: Basın artık ekonomik bir devdir |