|
Ölümsüzlüğün peşindeDilek GİRGİN CANIşıl Kasapoğlu ile "Gılgamış" ve tiyatro üzerine konuşuyoruz. Neden Gılgamış? "İnsanlığın ortak kullanımlarına açık tiyatro metinleri var. Bunların çoğunu `klasikler' olarak adlandırıyoruz. Bu söz konusu klasikler dünyanın neresinde olursa olsun insanları birleştiriyor, aynı konular üstünde tartışmalarını sağlıyor... İnsanlığa mal olmuş bu tür metinlerle çalışmak istiyorum her zaman. Nasıl ki bir Macar Tiyatrosu'nun `Kral Übü'sünü Macarca Fransa'da izleyebiliyorsam, kendi ülkemde yazılmış tiyatro metinlerini de hangi dilde olursa olsun başka ülkelerde izlemek istiyorum. İzlenebileceğine inanıyorum. Yeter ki söz konusu metinler `evrensel'e ulaşmış olsunlar. İnsanlığın `ortak' değerlerinden söz edebilsinler. `Gılgamış' da bu tür metinlerden bir tanesi. Çeşitli yabancı dillere çevrilmiş olan Gılgamış Destanı, Gılgamış Tabletleri... insanlığın ortak ürünlerinden. Oyundaki arkadaşlık, ölüm, ölümsüzlük temalarının sizdeki yansımaları neler? "Başlıca iki konu var Gılgamış'da irdelenen: Arkadaşlık ve Ölümsüzlük. Çağlar boyu çeşitli yapıtlarda işlenmiş bu konular. Milattan önce yaratılan birçok destanda ölümsüzlüğü arayan kahramanlar hep kendileri için savaşmışlar, amaçlarına erişmişler ya da erişememişler... Bu bir çok bilim - kurgu filminin de başlıca konularından. Demek ki hep arayacağız ölümsüzlüğü. Destanın diğerlerinden önemli bir farkı var; Gılgamış ölümsüzlüğü arkadaşı Enkidu'ya ulaşabilmek için arıyor. Nuh'tan ölümsüzlük otunu alarak tekrar doğmak, büyümek, gençleşmek ve Enkidu ile tekrar karşılaşmak ve arkadaş olmak istiyor. Burada da arkadaşlık teması giriyor işin içine. Çok farklı yerlerde ve mekanlarda, üstelik kısa zaman aralıklarıyla oyun sahnelemenin güç yanları var mı? "Tiyatronun artık sınırları kalmadı. Bir tiyatro yazarının bir oyun metnini sahnelerken şu ya da bu kentte ya da ülkede olduğumu düşünmüyorum. Düşünmek istemiyorum. Her sanatçı, içinde yaşadığı toplum ve genel olarak dünyadan etkilenmeleriyle birlikte var. Yansıttığı, ayna tuttuğu, seyirciye ulaştırdığı da o içinde bulunduğu durumdan farklı değil... Yıllardır Türk Tiyatrosu'nun dışarıya açılamaması tartışılıp duruyor. "Klasik" olabilecek tiyatro metinlerinin çoğalmasına bağlı bu. Henüz işlenmemiş bir çok konuya gebe ülkemiz. Jön Türkler, Alamut, Osmanlı, vs. gibi. Öte yandan genel anlamda klasikler de (Brecht, Shakespeare, Moliere...) tiyatromuzun yurt dışına çıkabilmesi için önemli. Çünkü bir Fransız ya da Alman seyircisini düşünürsek küçük yaştan beri bu söz konusu klasikleri en az dört - beş defa görmüşlerdir. Artık onlar için önemli olan şu ya da bu aktörün oynadığı Hamlet'tir, ya da şu ya da bu yönetmenin yönettiği Kral Lear... Aynı şey değişik ülkeler için de geçerlidir. `Türk aktörleri Hamlet'i nasıl yorumluyorlar?' sorusuna aranan yanıt bir çok tiyatro kumpanyamızı yurt dışına çıkarabilir. Yani sonuçta önemli olan söylemek istediklerimizdir. Söylemek istediğimiz şeylerin olup olmadığıdır ve söyleneceklerin tüm insanlığı ilgilendirecek şeyler olup olmadığıdır. Adana Devlet Tiyatrosu'nda neler yapıyorsunuz? "Ankara'daki Gılgamış'tan hemen iki hafta sonra Adana Devlet Tiyatrosu'nda Çehov'un Kısa Oyunları'ndan derlenmiş bir yeni metinle karşı karşıyayım. Çehov'un `Şakalar' adını verdiği bu kısa oyunları 1896 yıllarında yazılmış olmalarına rağmen tazeliklerinden hiçbir şey yitirmemişler. İçinde yaşadığımız dünyanın küçük insanlarını işliyor söz konusu oyunlar. `Fars Değil Trajedi' alt başlığıyla yayınlanan `Ayı ve Daha Bir Sürü' adlı oyun 24 Aralık'ta seyirci karşısına çıkacak". |