|
Türkiye bastırıyor Avrupa kaçıyorAhmet SeverTürkiye - AB ilişkileri kısır döngüde. Ankara, ısrarla tam üyelik mesajı istiyor. AB, bu mesajı vermekten kaçıyor. Tam üyelik kapısı kapalı, sadece GB ile sınırlı bir ilişki, Ankara'yı köşeye sıkıştırıyor. Çünkü, GB de fiyaskoya doğru gidiyor.ARTIK gerçeği görmek gerekiyor. Avrupa Birliği şu aşamada Türkiye'yi tam üyeliğe aday ülkeler arasına kesinlikle almak istemiyor. Bu konuda, AB içinoe Türkiye'ye yönelik hiçbir siyasi irade yok. Türk diplomasisi, AB'den, tam üyelik mesajı almak için çırpınıp duruyor. Son olarak, Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Onur Öymen geçen cuma günü, AB Dönem Başkanı İrlanda'nın Devlet Bakanı Gay Mitchell ile yaptığı görüşmede, "Türkiye'nin, Doğu Avrupa ülkeleriyle birlikte aynı gruba alınmasını ve Dublin zirvesinden sonra yayınlanacak nihai bildiride, genişleme paragrafına Türkiye'nin de sokulmasını" istedi. Ama, nafile. AB, Türkiye'ye bu mesajı vermekte kararlı. Maalesef zorla güzellik olmuyor. Türkiye'nin iç sorunlarını çözmeden, AB'ye bunaltıcı baskı yapması fazla bir anlam ifade etmiyor. Bu iş, Gümrük Birliği'ne benzemiyor. Ne yazık kı, AB'nin elinde Türkiye'ye "hayır" demek için yeterli neden var. Bir kere, Türkiye ekonomik ve sosyal açıdan tam üyeliğe hazır değil. Yüzde 80'lere varan enflasyon, işsizler ordusu ve hızlı nüfus artışı AB'nin gözünü korkutmaya yetiyor. Ayrıca, Doğu Avrupa siyasi engeller var. En başta Kıbrıs sorunu ve Yunanistan yer alıyor. Ardından insah hakları ve demokratikleşme alanındaki eksiklikler geliyor. Türkiye'nin iç politikasındaki belirsizlikler ve Refah olgusu bir başka kaygıyı oluşturuyor. Ancak, Ankara kendi açısından köşeye sıkışmış durumda. Çünkü, Gümrük Birliği'ni tam üyeliğe doğru bir "araç" olarak görüp, kabul etti. Tam üyelik kapısı kapalı, sadece GB ile sınırlı bir ilişki Ankara'nın beklentilerine tamamiyle ters düşüyor. Üstelik GB, sürekli Türkiye'nin aleyhine işliyor. AB'den mali yardım, yabancı sermaye ve destek gelmiyor. Bu gidişle, GB, Türkiye'nin dış ticaretine ipotek koyacak ve ithalat - ihracat açığı 20 milyar dolara tırmanacak. Üst düzey bir yetkilinin dediği gibi, böyle giderse, GB'nin fiyasko ile sonuçlanması kaçınılmaz olacak. 'Ankara'da iki hükümet var'Daveti yapan AB Dönem Başkanı İrlandalı yetkililer, Brüksel'de hemen her gün gazetecilerin soru yağmuruna tutuldular. Ama, "Türk Başbakanı'nın Dublin'e gelmeyeceğini biz de basından öğrendik. Bize, resmi bir yanıt gelmedi" demekten öteye gidemediler. Türkiye - AB ilişkilerinde bir ciddi tıkanma olduğu ve Ankara'nın AB'ye, hem de en üst düzeyde tavır koyması gerektiği sırada, Dublin fırsatının kaçırılması talihsizlik oldu. Erbakan'ın, Dublin'e giderek vereceği mesaj, gitmeyerek vereceği mesajdan çok daha etkili olacaktı. Ayrıca, Dublin olayı, AB'ye, Ankara'da iki hükümet bulunduğu görüşünü verdi ve Dışişleri Bakanlığı'nı zor durumda bıraktı. Çünkü, Türk diplomasisi, Türk Başkananı'nın AB zirvesine çağrılması için sayısız ve ısrarlı girişimlerde bulunmuştu. Bu isteği yerine getiren AB, Türk Başbakanı'ndan ret yanıtını alınca, "demek ki, Türk hariciyesi, girişimlerini hükümetin Refah kanadı adına değil, sadece diğer kanadı için yapıyor" diye düşünmüştür mutlaka. Şimdi, Dublin'e Çiller gidiyor. Türk diplomatları bu kez de Çiller'in yemeğine sayı ve düzey bakımından yüksek katılım sağlamaya çalışıyor. Dışişleri, Çiller'in eşit yetkili başbakan yardımcısı olduğunu, rotasyon usulüyle bir süre sonra Başbakanlık koltuğuna oturacağını belirterek, Avrupalı liderleri yemeğe katılmaya iknaya çabalıyor. "Havuç, sopa politikası'Lalumiere, Belçika'nın Le Soir gazetesinin sorularını yanıtlarken, Türkiye'yi "ümitsiz vaka" olarak niteledi. Türkiye için, "AB'ye büyük sorun çıkaran ülke" ifadesini kullandı. Hızını alamadı, "Ankara'ya sopa uygulamasına taraftarım" dedi. Lalumiere'in sopadan kastettiği, Türkiye'ye verilecek yardımların dondurulması, askıya alınması. Lalumiere, "Havuç, sopa politikası"na ilişkin görüşlerini şöyle açtı: "Ben, hep, Türkiye ile ilişkilerin geliştirilmesinden yana tavır aldım. Türkiye'ye kalkması için her açıdan yardım edilmesi gerektiğini savundum. Ancak, Ankara, Kıbrıs, Kürt sorunu, polis eylemleri konularında hiçbir ilerleme göstermiyor. Yardımların askıya alınmasının hasara yol açacağını biliyorum. Ama, Türkiye'de durum giderek kötüleşirken, hiçbir şey olmamış gibi davranamayız. İki sakıncalı seçenekten birini seçmek zorundayız. Ben sopa kullanılmasından yanayım." Retçilerden acı sözlerİkisine göre de, "bunun böyle olacağı belliydi". Schulz, "AB içinde hiç kimse, GB'yi tam üyelik için bir araç olarak görmedi. Kimse GB'yi böyle gördüğünü söylemedi. Siz öyle algıladınız. Ya da böyle pazarlandı Türk kamuoyuna. Ayrıca, GB'nin Türkiye'nin aleyhine olacağını da o zaman söyledik. Ama, dinlemediniz" dedi. Roth, ise, iki nedenle GB'nin onaylanmasına karşı çıktığını belirterek, şöyle konuştu: "Birincisi, insan hakları alanında ilerleme olmasını istiyorduk. İkincisi, GB'nin, Türk ekonomisi ve işçisi için ağır darbe olacağını hep söyledik." Gelişmeler, Gümrük Birliği'ne karşı oy kullananları haklı çıkarıyor Adeta. Çünkü, bir yıl önce GB'ye evet oyu kullananlar, bugün Türkiye'nin tam üyeliğini agızlarına dahi almıyorlar. Ret oyu kullananlar ise, "GB sizin aleyhinize. Tam üyelik peşinde koşun. Ama, bunun için demokrasinizi ve insan haklarını Avrupa standartlarına yükseltin" demişlerdi. Üstelik, bu yüzden Türkiye düşmanı olarak görülmüşlerdi. Batı basınının Çiller dönüşüBugün, Çiller için yazılan haber ve yorumlar hiç hoş değil. Gazetelerde nezaket sınırlarını da zorlayan olumsuz ifadelerden geçilmiyor. Batı basını, adeta bir "düşkırıklığı"nı dışa vuruyor. Oysa, Çiller, bu yılın başına kadar Avrupa basınının yıldızı gibiydi. Türkiye'deki en Avrupa yanlısı lider, demokratikleşmenin şampiyonu olarak görülüyor ve kendisine büyük ümit bağlanıyordu. Batılı gazeteler, şimdi "aldatılmışlığın hayal kırıklığını" yaşıyor bir bakıma. Benzer bir durum, Avrupa Parlamentosu'nda da mevcut. Nedeni, Çiller'in, hem Refah Partisi hem de insan hakları konusunda söyledikleriyle, yaptıklarının uyuşmaması. Çiller'e duyulan güvensizlik öyle bir noktaya geldi ki, gazetelerin okuyucu köşelerine bile yansımaya başladı. Fransız L'Evenment Du Jeudi dergisinin son sayısında, Pinkel Müller isimli bir bayan okuylucunun Çiller hakkında bir mektubu yayınlandı. Dergide, Çiller'in fotoğraflarıyla birlikte kullanılan yazının başlığı o kadar ağırdı ki sayfaya alıp kullanamadık bile. |