23 kasım tool
milliyet logosu

`Susurluk sınavı başarısız'

"Çürümeye son" kampanyamız kapsamında kurulan Milliyet İzleme Kurulu yayınladığı bildirgeyle, hükümetin şimdiye kadarki tutumuyla Susurluk olayında başarılı bir sınav veremediğini duyurdu

ANKARA - MİLLİYET

MİLLİYET'in başlattığı "Çürümeye Son" Kampanyası çerçevesinde Yargıtay emekli üyesi Çetin Aşçıoğlu, Ankara Cumhuriyet eski Başsavcısı Nazmi Şarvan, İstanbul Barosu eski Başkanı Turgut Kazan ve Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Korkmaz Alemdar'dan oluşan Temiz Toplum İzleme Komitesi, son gelişmeleri değerlendirdi.
Toplantı sonrası yapılan açıklamada şu görüşlere yer verildi:
"Susurluk olayı, hukuk dışı, karanlık, yolsuz iş ve eylemlerin önündeki sis perdesinin kaldırılması yolunda etkinliğini ve güncelliğini korumaktadır. Üzerinden bir ay geçmesine karşın gelişmelerin olumlu ve olumsuz yanlarının objektif olarak değerlendirilmesinde yarar görülmüştür:
* Yargının, içinde bulunduğu tüm olumsuz koşullara karşın görev yapma çabası içinde olduğu izlenmektedir. Yargı, yerleşmiş alışkanlıklarını terk ederek kamuoyuna `kahraman savcı' beklentisi yerine `akılcı ve güvenilir savcı' inancını yerleştirmelidir.
Bakanlık görevinden kendi isteği dışında ayrılmak zorunda kalan; Susurluk olayı içinde ve dışında hukuk dışı karanlık işlere şu ya da bu kapsamda karıştığı yolunda güçlü duyumların öznesi olan Sayın Mehmet Ağar'ın dokunulmazlığının kaldırılmasının, kamuoyunun beklentilerini doyuma ulaştıracağı söylenebilir.
İleride TBMM'nin ve daha sonra yargının sağlıklı kararlara ulaşabilmesi için kanıtların özenle ve yeterince toplanmış olması gerekir. Özellikle savcılık dışındaki kişi ve kurumlarca toplanan kanıtların özenle gözden geçirilmesi benimsenmelidir. Bu bağlamda, belgeler üzerinde yapılacak incelemelerde, bilirkişi raporu nereden alınmış olursa olsun denetleme yapılıp doğruluğu kesin olarak kabul edilerek kuşkular giderilmelidir. Savcıların egemen olmadığı bir soruşturmada `Bilirkişi raporu öyle diyor' diye istemlerde bulunulması geride şu ya da bu biçimde olumsuz tortular bırakabilir.
Sayın Cumhurbaşkanımızın, sorunu hükümetin gündeme getirmesi gerektiğini ve izleyeceğini kamuoyuna açıklaması da sevindiricidir. Devletin korunmasında duygusal ve manevi yaklaşımları da gözardı edemeyiz, ancak hukukun üstünlüğünü sağlamayan, bireylerin beklentileri ve gereksinimlerini karşılamayan toplumlarda, yalnız soyut yaklaşımlarla sonuca ulaşılamayacağı da bilinmelidir. Unutmayalım, toplum ve devlet düzeninde yalnız yazılı kuralların buyrukları geçerli değildir; koşulları gerçekleştiğinde, isteyelim ya da istemeyelim yazılı olmayan sosyal yasalarda buyruklarını somutlaştırır.
Ülkemiz zor dönemden geçmektedir: Bir türlü önlenemeyen enflasyon, işsizlik, adam kayırma, İSKİ olaylarına benzer yolsuzluk söylentileri ya da belirtileri ve son olarak Susurluk olayıyla güncelleşen devlet içinde çete savları bireysel ve toplumsal duyarlılığı artırmaktadır. Böyle bir ortamda, sorunlar çözülmeden `Devleti yıpratmayalım' sözleri olsa olsa iyi niyetli bir yaklaşım olarak görülebilir.
Olumsuz koşullar var olduğu sürece `Devleti yıpratmak korkusu' ya da duyarlılığı kaçınılmaz sonucu önlemeye yetmez. Ülkemiz ve Cumhurbaşkanımız sosyal ve siyasal patlamaların; hukuk ve rejim dışı girişimlerin deneyimlerine sahiptir. Cumhurbaşkanımızın, partiler üstü etkinliğini artırması kaçınılmaz duruma gelmiştir. Yetkilerin sınırları öne sürülerek, yalnız duyurma ve izleme ile yetinmek yeterli değildir. Devletin başı olarak ne yapılabileceğini ise kendileri değerlendirmek durumundadırlar.
Siyasal gücü elinde bulunduran ortaklık hükümeti şimdiye kadarki tutumuyla başarılı bir sınav verememiştir. Hükümet ortağı DYP Susurluk olayını bir ülke sorunu olarak benimsememiştir, oysa her gün güncelleşen olaylar tersini kanıtlamaktadır. Güçlü ve büyük ortak RP, dün suçladığı ortağını Meclis komisyonlarında aklayarak çelişkili davranmaktadır.
Bu nedenle Sayın Başbakan'ın sorunun hükümetçe incelemeye alındığı ve araştırmaların yapıldığı yolundaki belleklerde yerleşen açıklamaları kuşkuları silmeye yetmemektedir. İdari araştırma ve soruşturmaların yansızlığı, güvenilirliği çoğu kez tartışılır durumda olmuştur. Çağdaş, demokratik toplumlarda gerektiği anda kullanılmaktan çekinilmeyen siyasal nitelikte etik değerlerin ve kuralların çalıştırılmaması bağışlanmaz bir tutumdur.
* Bazılarına abartılı görünse de basının, yüksek özen ve duyarlılık içinde sorunun üzerine giderek görevini yapması olumlu bir davranıştır. Üst düzey Emniyet yetkilisinin de açıkladığı gibi `basın bu konu üzerine gitmeseydi, olayın yalın bir trafik kazası olayı olarak kapatılması' kaçınılmazdı. Bu bağlamda; basının kamuoyunu bilgilendirme görevinin siyasal amaçlarla kısıtlanma (sansür) girişimlerinin sakıncaları Susurluk örneğiyle iyi değerlendirilmelidir.
Basını `yalan haber' gibi her türlü yoruma açık, karmaşık, tanımlanması zor kavramlarla sürekli ceza korkusuyla karşı karşıya bırakmanın ne akılla ve ne de demokratik inançlarla bağdaşır yanı bulunmaktadır. Bu yoldaki girişim ve uygulamaların eninde sonunda geri teperek siyasal güce zarar vermesi geçmişin deneyleriyle kanıtlanmıştır.
Yineleyerek söylüyoruz: Ülkemiz zor bir dönemden geçmektedir. Devletin tüm organ ve kurumlarının demokratik kurallardan ayrılmadan doğruluk - dürüstlük, hukukun üstünlüğü gibi evrensel kavramlar üzerinde yeniden yapılanması zorunludur; akıl, bilim ve tarih böyle söylüyor...
Kamuoyuna saygıyla sunulur."

[Ana Sayfa] [Siyaset] [Ekonomi] [Dünya] [Magazin] [Sanat] [Yaşam]
[Entellektüel] [Spor] [Köşe Yazarları] [Dizi Yazı] [Eğitim]