23 kasım tool
milliyet logosu
civaoglu.gif

Tek kurşun

Güneri Cıvaoğlu

MİLLİYET ve Hürriyet'in bir gün önceki manşetlerinin birinci derecede iki ilgilisi var; biri Kemal Yazıcıoğlu, diğeri Mehmet Ağar...
Acaba gerçekten Mehmet Ağar, İçişleri Bakanı olarak Özel Tim Daire Başkan Vekili İbrahim Şahin'e İstanbul Emniyetinde - kumarhaneci Topal'ı öldürmek savıyla - sorgulanan üç özel tim polisini alıp Ankara'ya getirtme emri vermiş miydi?
Ağar'ın ve Yazıcıoğlu'nun sözlerini yansıtayım:
Önce Ağar...
"Doğrudur. Emri ben verdim ama nasıl?
İstanbul - İkitelli'de bir açılış vardı. Sayın Çiller'le birlikte gelmiştik.
Dönüşte Şeref Salonunda Kemal Yazıcıoğlu yanıma geldi.
- Özel timden üç polisin Topal'ı öldürdükleri yolunda bir ihbar aldıklarını... İstanbul Emniyeti'nde sorgulama yaptıklarını... Bir de Ankara'da sorgulanmalarında fayda gördüğünü - söyledi.
Ben de uygun buldum.
Ankara'ya dönünce Emniyet Genel Müdürünü bulamadım. Yardımıcısına - bu üç polisi Ankara'ya getirtip sorgulanması - emrini verdim.
Genel Müdür Yardımcısı Halil Tuğ, Özel Harekat Daire Başkan Vekili İbrahim Şahin'e emir vermiş. Beni o da aradı. Emri O'na da tekrarladım."


YENİ BİR DURUM

BURADA yeni bir durum beliriyor.
Ağar'ın anlatımına göre üç özel timci polisin sorgulanmak üzere Ankara'ya getirtilmesini isteyen İstanbul Emniyet Müdürü Kemal Yazıcıoğlu.
Gazeteciliğin kuralı böyle durumlarda ikili doğrulatmadır.
Evet... Yazıcıoğu, Ağar'ın bu sözleriyle yarattığı yeni durum için ne diyor?
Kumarhaneci Topal'ı öldürdükleri ihbarıyla sorgulanmış olan özel timci üç polisin Ankara'ya gönderilmesi nasıl Yazıcıoğlu'nun isteğiyle oluyor?
Hani medyaya yansıyan iddialar?
Bu üç polisin Topal'ı öldürdükten sonra aralarında yaptıkları ve cinayeti kanıtlar nitelikte olduğu iddia edilen konuşmalar... Yazıcıoğlu'nun bu üç polisi Ankara'ya vermemek için direndiği yolundaki dışa yansımalar... Bunlar siliniyor mu?
Konuştuğum Yazıcıoğlu kısa bir yanıt verdi. Nazik ve sıkıntılıydı. Şöyle bir mesaj algıladım sözlerinden:
"Tahkikat için ifademizi alacaklar. O zaman hepsini anlatacağım. Takdir edersiniz ki Sayın Ağar'ın söyledikleri için benim ayrıca konuşmam doğru olmaz."
İbrahim Şahin
ve Halil Tuğ'a ise şu satırlar yazılana kadar ulaşamamıştım.
Ancak, başka bir kaynak ise Yazıcıoğlu'nun Ağar'a bu polisler sizin adınızdan da bahsediyorlar. Bilmenizde fayda var uyarısında bulunduğunu... Şeref Salonu'ndaki konuşmanın bu uyarıyla birlikte yorumlanmasını gündeme getiriyor.

ÜÇ ÖZEL ADAM

BU üç özel timci polis şu anda serbestler.
Emniyet'ten yapılan açıklamalara göre özel timci üç polis Topal cinayeti sırasında başka yerlerde olduklarını kanıtlamışlar.
Bu durumda yukarıdaki bütün tartışmalar boş gibi görünüyor, ama...
Şöyle kuşkular olmasa:
Çatlı öldü. Topal'ı vuran katil silahlardan birinin şarjörüne Çatlı'nın parmak izi uyarlanarak her türlü yük Çatlı'ya yıkılacak. Çatlı'nın arkasındakiler kurtarılacak...
Bu kuşkular bir polisiye film senaryosu gibi paranoya ürünü görünebilir.
Fakat bir gerçeği de ortaya koymakta; "Soruşturmaların hakkıyla yapıldığı ve sorumluları ortaya çıkaracağı konusunda kamuoyu kuşkulu... Yeterince inançlı değil."
Adları bunca geçiyor...
Fakat yüzlerini göremiyor, seslerini duyamıyoruz.
Kimlerdir bu ihbar üzerine sorgulanan ve bunca gürüntüye neden olarak, bir bakanı istifa ettiren, bir Emniyet Müdürünü, bir Özel Tim Daire Başkan Vekilini, bir Emniyet Müdür Yardımcısını açığa aldırtan üç polis?..
Nasıl adamlardır?
Önceki
Pazartesi gecesi ATV de Savaş Ay'ın telefon konuğu olan bir özel tim mensubundan dinlediklerimiz ilginçti.
Şöyle diyordu:
"Özel timciler böyle acemice, amatörce iş yapmazlar. Kalaşnikoflarla bir adamı çapraz ateşe alıp tarayacaklar. Sonra şarjöründe parmak izi olan silahlarını olay yerine atıp kaçacaklar.
Olmaz böyle şey.
Özel timci suikast silahıyla 500 metreden tek kurşunla işini bitirir. İkinci kurşuna da ihtiyacı yoktur.
Dün bu yazıyı hazırlarken konuştuğum güvenlikçiler de aynı şeyi söylediler.
Özel timci suikast silahı Canas ile 500 metreden tek kurşunla işini bitirir.
Hele bu üç polis... Özel timin en iyilerindendir. Bugüne kadar 30 - 40 çatışmaya girmişlerdir. O çatışmalar nedeniyle haklarında 10 dolaylarında infaz davası sürmektedir. Amatörlük yapmazlar.
Gazeteci yargıç değildir.
Elbertte hüküm vermek gibi bir tavrım olamaz.
Ama bizler biraz da şeytanın avukatıyız.
Bu üç kişiyi suçlamak gibi alınmamak üzere genelde bir soru:
"Özel tim ya da benzeri profesyonellerden kuşku duyulmaması için o profesyonellere kendi teknikleri ve yöntemlerine aykırı teknik ve yöntemle operasyon yaptırmak bir profesyonel yaklaşım olamaz mı?"
Tekrar ediyorum... Suçu kanıtlanıncaya kadar herkes masumdur. Bu üç polis de devletin memurlarıdır. Bu millet için önemli görevleri yapmış olabilirler. Ayrıca koca ve babadırlar. Ailelerinin, dostlarının yüzlerine bakmak durumundadırlar.
Toplumsal infaz için şu satırlarımın malzeme olmasını kesinlikle istemem.
Ama... Bütün kuşkulu noktalara ışık tutularak aklanmak onlar ve herkes için daha iyi değil mi?
Ayrıntılarda gizli olan kötülerin parmak izleri de ancak böyle ince ayarlı bir taramada çıkabilir.
Bu iş klasik soruşturma yöntemlerini aşan önemde.

[Ana Sayfa] [Siyaset] [Ekonomi] [Dünya] [Magazin] [Sanat] [Yaşam]
[Entellektüel] [Spor] [Köşe Yazarları] [Dizi Yazı] [Eğitim]