23 kasım tool
milliyet logosu
sirmen.gif

Vatansever Apo

Ali Sirmen


BİRBİR dökülüyor pislikler ortaya, olaylara bulaşanlar hala vatanseverlik kalkanı arkasına sığınmaya çalışıyorlar.
Bütün bu olaylarda görülen ortak nokta, gizli örgütler için çalışan bu suçlu kişiler, her türlü suçlamadan kurtuluyorlar, kendilerine, normal vatandaşa sağlanmayan her türlü olanak sağlanıyor, önlerinde bütün kapılar açılıyor ve tam başları sıkıştığında birileri birilerinin kulağına bir şeyler fısıldıyorlar ve kahramanımız işin içinden tereyağından kıl çeker gibi sıyrılıveriyor.
Şimdi olayın bu özelliğini aklımızda, tutarak, Uğur Mumcu'nun yarım kalmış olan son kitabı "Kürt Dosyası"na dönelim.
Uğur yarım kalmış çalışmasında, 12 Mart'ın ilk ve en fırtınalı günlerinden birinde, 31 Mart 1971 tarihinde SBF'de, yapılan bir gösteriyi ve dağıtılan Şafak Bildirisi'ni anlatır. Gösteriye katılanlar arasında, o sıralarda SBF öğrencisi olan Abdullah Öcalan da vardır. Bu husus daha sonra, kendisini, toplantı sırasında, yumruğunu kaldırmış slogan atarken gördüklerini söyleyen şahit ifadeleriyle de sabit olacaktır.
Abdullah Öcalan, gözaltına alınır, tutuklanır ve Sıkıyönetim Mahkemesine çıkarılır. İddianamede, Öcalan'ın Şafak Bildirisi'ni dağıtmak suçundan TCK 142. ve 159., ayrıca 311. ve 312. maddelerinden cezalandırılması istenmektedir.
Davanın savcısı, o dönemler aralarında yazdığı Anayasa'ya Giriş adlı ders kitabından yargılanmış olan Prof. Mümtaz Soysal'ın da bulunduğu birçok aydını mahkum ettiren dönemin simgelerinden biri haline gelmiş olan Baki Tuğ'dur.
Ama hayret! Ne olursa olur, bütün davalarda herkesi mahkum ettirmek için cansiperane bir gayret gösteren Baki Tuğ, birden fikir değiştirir ve esas hakkında mütalaasında, bildiri dağıtanların Metin Yalçın ve Ramazan Özcan olduğunu "Abdullah Öcalan'ın bildiri dağıttığı yolunda herhangi bir delil olmadığını" ileri sürer ve Apo'nun bu fiilden aklanıp, sadece 1402 sayılı Sıkıyönetim Yasası'nın 16/1 maddesi gereğince boykota katılmaktan üç ay hapis cezasına çarptırılmasını ister, mahkeme de bu isteğe uyar.
Ve Abdullah Öcalan'a, bu suçtan üç ay yattıktan sonra, daha önce yaptığı müracaata uygun olarak, 1 Aralık 1971 günü burs da bağlanır. Bu arada Öcalan'ın öğrencisi olduğu SBF Yönetim Kurulu tarafından, hakkında grubun elebaşısı olduğu ve boykotta büyük çabası görüldüğü yolunda bir tutanak olduğu halde, Apo'ya sadece ihtar cezası verilmiş, öbür öğrenciler 15 gün okuldan uzaklaştırılmıştı. Eğer Apo da okuldan uzaklaştırma cezası alsaydı, ne bursu bağlanabilir, ne de askerliği ertelenebilirdi.
Uğur Mumcu gibi bir araştırmacının bu olaylara mim koymaması beklenemezdi. Nitekim o da hemen olaya eğildi, 12 Mart'ın şedit savcısı Baki Tuğ'u buldu, neden Öcalan hakkında fikir değiştirip, bu kadar hafif ceza istediğini sordu. Uğur'un Tuğ'dan aldığı yanıt tüyler ürperticiydi. Birileri Baki Tuğ'un kulağına, Öcalan'ın kendi adamları olduğunu fısıldamıştı. Baki Tuğ, Uğur'a bu konuda belge bulursa kendisine vereceğini söylemişti. Ama, Uğur bunu bizlere anlattıktan kısa bir süre sonra Tuğ ile bir daha görüşemeden öldürüldü.
Uğur'un ölümünden sonra, bu konuyu yazdığımda Baki Tuğ'dan bir tekzip gelmediği gibi, kendisine bu konuda sorulan bir soruya da Uğur ile aralarında geçen konuşmayı teyid eder bir açıklama yaptı.
Şimdi soruyoruz: Abdullah Öcalan'da adı son olaylara karışanlar gibi bir vatansever miydi? Ve Uğur Mumcu'nun ölümüyle bu olaylar arasında herhangi bir bağlantı yok mudur?

[Ana Sayfa] [Siyaset] [Ekonomi] [Dünya] [Magazin] [Sanat] [Yaşam]
[Entellektüel] [Spor] [Köşe Yazarları] [Dizi Yazı] [Eğitim]