23 kasım tool
milliyet logosu
toker.gif

Atatürk, İnönü ve
"Türkiye'nin çağdaşlaşması"

Metin Toker


ÖLÜMÜNÜN 23. yıldönümünde, bu hafta, İsmet İnönü anıldı.
10 Kasım'da da Atatürk anılmıştı. Ölümünün 54. yıldönümüydü.
Her ikisinde de "alışılmışın üzerinde" bir ilgi, heyecan ve coşku gözlendi. 10 Kasımda Anıt Kabiri 1.5 milyon insan ziyaret etti. 25 Aralıkta İsmet İnönü'nün aynı yerdeki lahidi başında törenler yapıldı, çiçekler konuldu, halk doluştu. TRT televizyonları uzun uzun onu anlattılar. Düzenlenen toplantılar büyük kalabalıkları çekti. Bunlardan birini Türk Eğitim Derneği tertipledi. 1928'de kurulan ve meşhur Ankara Kolejini Türk eğitimine veren derneğin ilk genel başkanı devrin Başbakanı İsmet Paşaydı. Şimdiye kadar 24 Aralıkta toplantı Pembe Köşkte yapılırdı ve onu tanımış olanlar ondan hatıralarla süsleyerek Cumhuriyet tarihindeki yerini, daha doğrusu, silinmez izini belirtirlerdi. Süleyman Demirel, Vehbi Koç konuşmacılar arasında yer almışlardır. Bu sene TED'in düzenlediği o geleneksel toplantıydı ve ilk defadır ki Pembe Köşkün dışında yapılıyordu. Toplantıdaki panelin konusu "Türkiye'nin çağdaşlaşması" idi.
Türkiye'nin çağdaşlaşması.
Sanırım bu sene Atatürk'ün ve İnönü'nün ölüm yıldönümlerinin "alışılmışın çok üstünde" bir coşku doğurması Türkiye'nin çağdaşlaşması sürecinin sekteye uğrayıp uğramayacağı gibi bir endişenin yüreklere düşmesi sonucudur. Bir bilinç aynı zamanda doğmuştur: Eğer sürecin kesilmesini istemiyorsak çağdaş Türkiye'yi tüm gücümüzle, hepimiz seferber olarak savunmak mecburiyetindeyiz. Hiç birimizin "Bana ne!" demek hakkı yoktur.
Türkiye'nin çağdaşlaşmasının başlıca iki mimarı Atatürk ile İnönü'dür. Böyle bir iradenin açığa vurulması için onların ölüm yıldönümlerinden daha iyi bir fırsat olabilir miydi?

CUMHURİYETİN 3 DÖNEMİ

Olay bilinir: 1920'lerin ilk günlerinde "asri" kelimesi pek modadır. Buna çeşitli anlamlar verilir. Cumhuriyetten önceki Mecliste "aydınlanma"nın ilk tohumları atılmaya başlanmıştır. Buna o zamanlar "aydınlanma" değil, daha ziyade "asrileşme" denilmektedir ve bu, kötüleme amaçıyla da kullanılmaktadır. Bir müzakerede milletvekillerinden bir Hoca Efendi, biraz da küçümseyerek, kürsüden sorar:
"- Asrileşme de ne demektir?"
Mustafa Kemal'in kızdığı sezilmektedir:
"- Adam olmak demektir Hoca Efendi, adam olmak!"
Eğer kızmamış bulunsaydı belki de "Çağdaşlaşma demektir Hoca Efendi, çağdaşlaşma!" derdi ve daha doğru olurdu. Çağdaşlaşma konusunda Cumhuriyetin üç dönemden geçtiğini ve üç yönetici tipinin ipleri eline aldığını bugün daha iyi görüyoruz.
- Kahramanlık dönemi. Türk toplumu çağın gerisinde bırakılmış bir toplumdur. Onun, çağın düzeyine getirilmesi başlıca zarurettir. Atatürk, İnönü toplumun düzeyine inmek yerine onu kendi düzeylerine çıkarmak için kolları sıvamış "kahramanlık dönemi yöneticileri"dir. Bu hem son derece güç, aynı zamanda çok nankör bir iştir. Çünkü toplumun zaaflarını okşamak onları yok etmeye çalışmaktan daha fazla prim yapar. Sarfedilen gayretlerin devasalığını şuradan anlayınız ki Cumhuriyetin 10. yılında Aatatürk çağdaş düzeni aşmayı Türk toplumuna hedef diye gösterebiliyordu ve İnönü 1945'te Türkiye'ye demokrasiyi getiriyordu.
- Demokrasi dönemi. Demokrasiyle birlikte, ne yazık, toplumu kendi düzeylerine çekme idealindeki yöneticiler bitiyor, onların yerini "toplumla bütünleşen politikacılar" alıyordu. Sanki bunlar birbirlerini bulmuş, birbirlerine tekrar kavuşmuşlardı. Ne var ki toplum artık 1920'lerin toplumu değildi. Onun için de "kahramanlık dönemi"nin eseri sağlam, kuvvetli, imanlı bir çağdaş kesit oluşmuştu ve onu kaale almaksızın ülkeyi yönetmeye kalkışmak başa bela açardı. Bu kesit aydınlardan, gençlerden ve Kurtuluş Savaşını yapmış ordudan oluşuyordu. Politikacının akıllısı bir denge kurmayı başarmış, bunu yapamayan okkanın altına gitmiştir.
- Tornistan dönemi. Hep mevcut olmuş bir cereyan, devrim karşıtı cereyan, aldığı yüzde 20'ler oyla, hasbelkader - veya hasbelkadın - ülkenin yönetimine el koymuştur. İlk defa olarak.. Şimdi, bu fırsattan yararlanarak saatin ibrelerini tersine çevirmenin, toplumu tekrar çağın gerisine götürmenin peşindedir. Açıkça. Ona, açıkça karşı çıkmanın gereği anlaşıldığından dolayıdır ki bu yıl 10 Kasım ve 25 Aralık "alışılmışın ötesinde bir kütle"yi harekete geçirmiştir. Artık kimse "Bana ne!" dememektedir.
Bu çağdaş kütle, kendi içinden de olsa bir müesseseye değil, sadece kendinin tümüne dayanarak başarıya ulaşmanın bir çağdaşlık icabı bulunduğunun bilinçine de varmış görünüyor.
Asıl demokrasi, İnönü'nün yolunu açtığı demokrasi, işte bu.

[Ana Sayfa] [Siyaset] [Ekonomi] [Dünya] [Magazin] [Sanat] [Yaşam]
[Entellektüel] [Spor] [Köşe Yazarları] [Dizi Yazı] [Eğitim]