23 kasım tool
milliyet logosu
livaneli.gif

Kitap denilen tehlikeli nesne

Zülfü Livaneli

Aramızdan ayrılışının 1. yıldönümünde Sevgili Metin Göktepe'nin anısına...
DOSTUM Ülkü Tamer, yıllar önce halk şiiri biçiminde dörtlükler yazmıştı.
Bunlardan birisi hiç aklımdan çıkmaz:

Ağasının adı Rüştü
Aman bu ne şekil işti
Tuttu bir kitap okudu
Geçen ay merkeze düştü
* * *
KENDİMİ bildim bileli, bu ülkedeki kitap düşmanlığı, okur - yazar nefreti dinmedi.
Yazarlar, yayıncılar, gazeteciler mahkeme koridorlarına taşındılar, hücrelerde çile doldurdular.
Susurluk dosyasında olduğu gibi hiç kimse korumadı onları. Kimse suç delillerini yok etmeye çalışmadı. Hiçbir görevli sahte rapor düzenlemedi.
Sıkıyönetim dönemlerinde birçok aydın, evindeki kitapları yakmak zorunda kaldı.
Süleyman Ege'nin kitapları imha edildi.
Acısı içimizden çıkmayan İlhan Erdost gibi yayıncılar, gözaltında dövülerek öldürüldü.
Ve hırsızın, uğursuzun, mafyanın, rüşvetçinin, tetikçinin cirit attığı ve "şerefli" sayıldığı bir ülkede, kitapla uğraşanlar ölümlerden ölüm beğenmek zorunda kaldılar.

ÜNSAL ÖZTÜRK ÖRNEĞİ

Ne yazık ki Türkiye bu utanç çizgisini sürdürmekte kararlı.
Son örneklerden birisi; yayıncı Ünsal Öztürk.
Öztürk, Yurt Yayınları
sahibi olarak sosyolog İsmail Beşikçi'nin kitaplarını basmış.
Beşikçi'yle birlikte yargılanıp mahkum olmuş.
Hapis cezasını yatıp çıkmış, şimdi bir de para cezası var.
1 milyar 100 milyon tutarındaki cezayı ödemesine imkan olmadığı için, hapiste yatmaya devam ediyor.
İnfaz yasasına göre, ödeyemediği para için ayrıca hapis yatacak.
Hem de ne kadar biliyor musunuz?
Gün başına 10 bin liradan hesap edilecek süre kadar.
Bir yayıncının, kitap yayınlamaktan başka suçu olmayan bir aydının zindanda geçen her bir günü, 10 bin lira sayılıyor.
Yani ekmek almaya yetmeyecek bir para.
* * *
GARİP bir çelişki içindeyiz: Bir yandan kitap fuarları dolup taşıyor, insanlar kitap okuyor, çeviriler yapılıyor ve Türk yazarları yeni ürünler veriyor.
Bir yandan da devlet, kitap yazanlar ve okuyanlar üzerine olanca hışmıyla geliyor.
İkisi de aynı ülkede.
Kitaba saygı gösteren de bu ülkenin yurttaşı, kitaba düşmanlık eden de!
Nedense kitap dostları yönetime gelemiyor ve bu alanı hep kitap düşmanlarına bırakıyorlar.
Bu örnekte de görüldüğü gibi, en önemli sorun; Türkiye'de okur - yazarların devlet yönetiminden dışlanıyor oluşu.
* * *
CAN Yayınları, François Mitterrand ile Eli Wiesel'in karşılıklı konuşmalarını yayınladı.
"İki Sesten Anılar" başlığını taşıyan kitap bir yazar ile bir entellektüel politikacının, yaşam, din, politika, etik gibi temel kavramlar üzerine düşüncelerini içeriyor.
İki düşünürün ulaştıkları düzey karşısında etkilenmemek olanağı yok.
Bizde, ülkeyi yönetmek iddiasıyla ortaya çıkanların çoğunun, bırakın böyle bir kitap yazmayı, okuyacak düzeye bile gelemediklerini bilmek insanın içini burkuyor.
Bu düşünceyi bir yabancıya açsanız; "İyi ama orası Fransa, burası da Türkiye!" diyecek. Doğal karşılayacak.
Bizim bir türlü kabul edemediğimiz ve içimizi isyan duygusuyla dolduran da bu. Türkiye neden itilip kakılan, insan hakları ihlalleriyle sabıka kaydına geçen, kitap ve okur - yazar düşmanlığıyla ünlenen, uyuşturucu çetelerini ve sadistleri baştacı eden üçüncü sınıf bir ülke olsun?
Bir imparatorluk mirasından gelen ve 20'li yıllarda dünyayı hayran bırakacak devrimleri başaran bu ülke, şimdi neden çürümüş bir diktatörlüğe dönüşsün?
Yunus Emre'nin, Karacaoğlan'ın, Pir Sultan'ın, Baki'nin, Nedim'in, Nazım Hikmet'in ülkesi, neden ortaçağ skolastiğine gömülsün?

Not: Dün, telefonla yazılım hatası yüzünden, adı Yunus olarak geçen peygamber Yusuf olacaktır. Düzeltir özür dileriz.

[Ana Sayfa] [Siyaset] [Ekonomi] [Dünya] [Magazin] [Sanat] [Yaşam]
[Entellektüel] [Spor] [Köşe Yazarları] [Dizi Yazı] [Eğitim]