23 kasım tool
milliyet logosu
pulur.gif

Bari kadınların gözü açılsa...

Hasan Pulur

ÇOK kişi sordu, hala da soranlar var:
"O genç kadını, televizyonda dinledikten sonra, hala, o görüşünde ısrarlı mısın?"
Evet, ısrarlıyız...
* * *
FADİME Şahin adındaki genç kadının anlattıkları bizim görüşümüzü değiştirmez.
Fadime Şahin'in iddiasına göre, Aczmendi Şeyhi genç kadını kandırmış, "sana nikah kıyacağım" deyip, ikinci karısının adına uydurma bir nikah kıymış, zaten Fadime Şahin de daha önce bir başka dergaha düşüp, onun "şeyhi (!)" ile de nikahlanmış, sonra boş düşmüş...
Kadının dedikleri tümüyle doğru olsa bile, ne hayat tarzları, ne kılıkları, ne kıyafetleri bakımından aramızda kıl kadar yakınlık olmayan Müslüm Gündüz'ün öyle don, gömlek teşhir edilmesine bizi ikna edemez.
Dini duygular vasıtası ile insanları istismar ederek, masumları, insanları kandırmanın cezası mutlaka vardır, olmalıdır ama, herhalde yaka, paça, don, gömlek teşhir etmek değildir.
Eğer "Hayır böyledir, böyle olmalıdır!" diyorsanız, o zaman Osmanlı'nın ev baskınlarına da razı olacaksınız. Çünkü Cumhuriyet'ten önce ev baskınları düzenlenir, mahallenin imamı, muhtarı, ihtiyar heyeti, bekçisi, evi basar, zamparayla, maşukasını, yaka - paça götürürlermiş...
* * *
BİZİM bu görüşümüz hayli tepki aldı, en yakınlarımız bile, 40 yıldır, aynı yastığa başkoyduğumuz eşimiz bile karşı çıktı... Onlara göre, böyle adamlar teşhir edilmeli, toplum onların ne olduğunu görmeliydi...
* * *
TEPKİ gösterenlerden biri de Hıncal Uluç'tu. Geçen cumartesi günü, bizim "Nerelerdesiniz?" diye biten yazımızdan alıntı yaptıktan sonra soruyordu:
"Peki, Atik Berberoğlu, mesela teşhir edilirken, Laleli'de ucuz otellere, yapılan baskınlarda bir yığın isimsiz insan teşhir edilirken, Hasan Ağabey neredeydi?"
* * *
HINCAL Uluç'a "Kofti Efe" fıkrasını anlatmakta yarar var...
Fıkra uzun ama kısaca özetleyelim.
Palavracı "Kofti Efe" önce üzerine saldıran dört kişiyi nasıl perişan ettiğini anlatmakla başlamış, meyhanedekiler, "Ver efeme bir tek daha!" dedikçe, artıra artıra elli kişiye kadar çıkmış...
"Kofti Efe" bir çakıyor, elli kişinin feleğini sarsıyor.
Sonunda meyhaneci de çırağına "Len, ver efeme bir tek daha!" diye bağırınca, efe kızmış:
"Ülen bütün memleketi bana mı kırdıracan?"
Herhalde, ne demek istediğimizi Hıncal Uluç'a ve onun gibi düşünenlere anlatabildik!
* * *
BU olayın bizce en yararlı tarafı, bazı kadınların gözlerinin açılması olur inşallah!
Bu adamların kendilerine nasıl baktıklarını gördüler, Müslüm Gündüz efendi "Hapisten çıkayım, ful yapacağım, dörtlüyeceğim!" diyor, müridi ise Hulki Cevizoğlu'nun "Ceviz Kabuğu" programında "Önce iki tane alacağım, sonra iki tane daha alıp tamamlayacağım!" diye iftiharla anlatıyor...
Nedir bu alınan, nedir bu dörtlenen?
Kadın, yani insan!
Sanki, hayvan pazarından, mal satın alınıyor.
* * *
BU "Aczmendi olayı" için sütunlar dolusu yazılar yazıldı, saatlerce televizyonlarda gösterildi, ama hiçbir yazı, bizce Abdurrahman Dilipak'ın geçen pazartesi günü "Akit"teki yazısı kadar önemli değildi...
Dilipak şöyle yazıyordu:
"Aman ne olur, yüzümüzü kara çıkartmayın. Bu işlerin savunulacak yanı yok. Mirası, nafakası belli olmayan işlere girmeyin. Anne - babadan habersiz nikahlarla bir yere varamazsınız. Düşünün, kardeşler birbirini tanımayacak. Yarın miras için birbirine girecekler. Nüfus kayıtlarında aile içi ilişkilerde ne rezillikler yaşanacak.
Bu işler doğru da değil, hoş da değil. Bir sünneti (!) ihya etme bahanesi ile 40 sünneti ihlal ediyor olabilirsiniz.
Üniversiteli kızlar, yeni başını örtmüş ve din adına bir yerlere bağlanmış kişiler, iyi kişileri kendilerine dost seçmemişlerse kullanılıyorlar.
Kırsal kesimde yaşananlar belli. Sosyetedeki rezillikler de, ama İslam adına bunlar olmamalı.
Neyse, Allah bizi affetsin."
* * *
EVET, bu satırların sahibi ne bir laik, ne bir Kemalist, ne de bir liberal...
Her yazısını "selam ve dua" ile bitiren "Abdurrahman Dilipak"ın imanından da, Müslümanlığından da şüphe etmezsiniz herhalde...
* * *
VE pazartesi gecesi televizyonlardaki tarikat tartışmalarını izlerken ve de Ali Rıza Demircan ile İsmail Nacar'ın bazıları için "sahtekarlar, peştamallı şeytanlar" dediklerini duyunca, Atatürk'ün "Ey millet iyi biliniz ki, Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler, mensuplar memleketi olamaz. En doğru, en hakiki tarikat, medeniyet tarikatıdır" sözünün bazılarının suratında şamar gibi patladığını düşünmez misiniz?

[Ana Sayfa] [Siyaset] [Ekonomi] [Dünya] [Magazin] [Sanat] [Yaşam]
[Entellektüel] [Spor] [Köşe Yazarları] [Dizi Yazı] [Eğitim]