'Vatandaşın müşteri olduğu devlet'
TÜSİAD'ın 'Demokrasi Paketi' iş dünyasının Kürt Sorunu'nundan gözaltı süresine kadar Türkiye'nin anti demokratik yasalarını eleştirel gözle inceleyen bir çalışma. Gerçi sol kesim bunları yıllardır söylüyordu ama sermaye kesiminin de bu noktaya gelmesi güzel. İşadamlarının içinde özellikle demokrasiyle ilgili en cesur söylemi Cem Boyner dile getirdi. Boyner bu paketi de desteklediğini söylüyor ve TÜSİAD için bir dönüm noktası olarak niteliyor. Bu arada geçmişte kalan siyasi kimliği ve yeniden kavuştuğu işadamı kimliğiyle 'müşteri vatandaş' kavramını da yeni bir tartışma konusu olarak gündeme sokuyor. TÜSİAD 'Demokrasi Paketi' hazırlıyor. Pakette Kürt vatandaşların dillerini konuşabilme özgürlüğünden gözaltı süresinin kısaltılmasına kadar işadamlarının bugüne kadar pek dile getirmedikleri konular yer alıyor. Neden patronlar birden bu konulara önem vermeye başladılar? TÜSİAD içinde siyasi bilinci gelişmiş Türkiye'nin demokratikleşmesi konusunda, insan hakları konusunda batı ülkeleri burjuvazisine yakın temsilciler var. Bunlar bugüne kadar bu konulardaki devrim sayılabilecek önerilerini yaptıkları zaman bunu çoğunluğa kabul ettirememişlerdi. Ama artık o daha tutucu olan çoğunlukta gerek dış dünyanın bastırması gerek çağa ayak uydurmak için bunların yapılması gerektiğine inanmış durumda. O açından TÜSİAD'ın bu ilerici ve modern kesimi tutucuları da ikna etmiş gibi gözüküyor. Ben açıkça bu Demakrosi Paketi'nin sansür edilmemiş haliyle çıkarılacağını biliyorum. Bunu TÜSİAD'ın rüştünü ispat etmesi gibi görüyorum. TÜSİAD bu paketi Türkiye'deki malum güçlerin tehditleri karşısında geri adım atmadan aynen çıkarabilecek kadar cesur davranarak, Türkiye'de yeri doldurulamayacak bir kurum olduğunu ispatlamış olacak. Bu paketi destekliyorum. Yeniden 'çizmeciler' ortaya çıkarsa ve 'çizmeyi aşıyorsunuz' uyarısı gelirse. Onlar hep olacaktır. Söyleceklerini söylecekler, tehditlerini savuracaklar. O noktada TÜSİAD TÜSİAD'lığını göstermek durumda. Sanırım bu ilerici kesim hergün daha fazla kabul ettiriyor kendini TÜSİAD içinde. Bu güç bence demokrasi ve insan hakları lehine şeffalaşma, lehine kullanılmalı. TÜSİAD içindeki tutucu kesimden bahsettiniz. TÜSİAD'ın tamamı Demokrasi Paketi içindeki bugünkü konjoktüre göre marjinal sayılabilecek bazı görüşlerin arkasında durabilecek mi? Bir kurumun önderi, lideri kurumunun arkasından gidemez. TÜSİAD Türkiye için önder kuruluştur. TÜSİAD Türkiye'nin arkasından gelemez. Önünü açmak zorunda. TÜSİAD'ın başkanı ve yönetim kurulu TÜSİAD'ın kendi kamuoyunun onayını beklemek zorunda değildir. O da TÜSİAD'ın üyelerinin ardından gelemez. TÜSİAD'ın üyelerine rağmen risk almak durumundadır. Liderlikte bunu gerektirir. Türkiye'de gündem çok sık değişiyor. Susurluk tartışılırken birden Özdemir Sabancı'nın katili yakalanıyor derken ceset hırsızları bulunuyor. Sık değişen gündemle beraber Doğu Sorunu, insan hakları, devlet içindeki çeteler gibi esas konular hep ikinci plana itiliyor. Ne zaman Türkiye bunların tartışsa yeni bir gündem beliriyor. Bu kadar tesadüf sizce fazla değil mi? İlk defa biz şirket olarak koşulsuz müşteri mutluluğu kavramını ortaya attığımızda Türkiye'de tüketici hakları bilinci yerleşmemişti. Uzun sürdü. Bugün Tüketici Kanunu zoruyla da olsa tüketici bilinci gelişti. Müşterinin velinimet olduğu anlaşıldı. Vatandaşında kendi verdiği vergiyle, parası ödenip cebine silahını taktığı güvenlik görevlilerinin de kendisini başkalarından korumakla memur olduğuna dair bilinç gelişiyor. Devlet memurlarının, vatandaşın müşteri olduğu bilinciyle hareket etmeleri konusunda bilinçlenme başlıyor. Şu günlerde gerçekten doğal olduğuna inanılması zor senaryoların içinde yaşıyoruz. Ortalığı pislik götürüyor ve gerçekten çok gündem dışı tartışmalarla Türkiye'nin kafası karışıyor. Bunlara baktığımızda asap bozacak çok nokta var doğru. Ama isteyerek veya istemeyerek bir cerahat akmaya bayladı. İlk defa Meclis Araştırma Komisyonu bu derece yüksek görevlerde bulunan devlet memurlarını sorgulamaya başladı. İstediğimiz gibi mi, hayır. Hala Amerika'daki gibi Silahlı Kuvvetlerin temsilcilerine sorular soracak noktaya gelemedik. Amerika'da İrangate'deki Albay Oliver North örneğinde olduğu gibi tüm devletin kadrolarıda sorgulanabilmeli. Ama şunu galiba Türkiye tartışıyor: Devletin temsilcilerine karşı kayıtsız şartsız güven yok. Devlet güçlerinin suçluları bulma kabiliyetleri fazladır. Fakat isterlerse bulurlar. Onları istetmekte vatandayın görevi. Her ne kadar ortalığı pislik götürüyorsa da pislik pislikle boğulacak ve arkasından temiz bir Türkiye ortaya çıkacak. Siz bugün yaşananları Türkiye'nin geleceği açısından yararlı buluyorsunuz yani. Bugün yaşadığımz pislikler bundan sonraki mutlu geleceğin doğum sancısı. Amerika yüzyılın başında hırsız baronları yaşamış, Avrupa derebeyleri yaşamış, vahşi kapitalizmi yaşamış. İtalya siyaseti temiz ellerle temizlemiş, Japonya'nın siyasi kültürü politikacısını harakiriye kadar götürmüş. Bunları yaşamadan ileri bir ülke olabilme şansımız yok. Susurluk'la beraber Türkiye'de yeniden sistem tartışılıyor. Akıl olacağı görür göz olanı görür. Bizler gözlerimizle karar veren bir ulusuz. Bunlar söylendiği zaman anlamamayı tercih ettik. Tolstoy'un bir sözü var: 'Bir ulus kendisinden utanmaya başladığı zaman devrim geliyor demektir.' Tolstoy'un bahsettiği devrimden bizim yaşadığımız darbeleri anlamıyoruz. Toplumsal bir kararlılığı bir değişimi bir dinanmizmi anlamak lazım. TÜrkile gerçekten kendisiyle çok açık bir şekilde yüzleşmey başmadı. Tarikatçisiyli yüzleşiyor genç kızlarıylal poyitikaçcısıyla askeriyle yüzlekiyor. Bu üyzelşemiyilk defa çok hoyratça açıkça yayoruz. Çünkü bunu isteyerek yapmadık. ugün kadar nep kafamızı kuma gömdük. İşte şimdi hoyratça önümeze çıkar tablo karısında kendimizle yüzleşiorzu. Türkile bunu boyuna yaşamıyor. Bayka türlü çökemior nasihala zömedki mubiletle çösüyor. Kolay kolay kapanacağını düşünmüyorum. Bütün bu yaşadıklarımıs sistemi sorğulam anoktasına getirdi insanları. Bu sistem ÜTürkilee taşyımıyor antık. Dışarıbıyal rekabet edebildiığilis sürece varzçı. İtayla temisiyor jahoynal belçima temisyiyor. Bizim demokrasimizin kurumları bu mekarnizlamrı bize sağlayorm .Yargını bağımsızlığını olmaması sağlamıyor. kuvvetlmedr ayrığılınğn olmaması sağlamyoır konuyma ifad eözgürlüğü sagmlamıyon memuruin muhakete kanun salğlamğyor. sistemin kitleyen ve vanadşın hesahp sormasın engelleyen pek çok mekanizma vadrb Öatandayın istemisyle olacak yaşndığı süre için son derece tatsız. Son dönemde Refah ordu sürtüşmesi büyüyor. Önce Sultanbeyli'deki büst gerginliği ardından ordunun Cumhuriyet tarihinde ilk kez bir bakanı mahkemeye vermesi. Nasıl yorumluyorsunuz bu resmi? Bir kere Silahlı Kuvvetlerle Refah arasındaki itişmeyi azalmış buluyorum. Azalmanın en önemli ölçüsü Refah'ın takiyeci bir parti oluşu. Refah demokrasi konusunda, kuvvetler ayrılığı konusunda hassas tavır sergilemiyor. Bu sürtüşmeyi azaltıyor. Refah Türkiye'nin bir gerçeği. Silahlı Kuvvetler kendi içişlerini kendi çalışma raconlarını tehdit etmediği sürece sürtüşmeye girmiyor. Türkiye'de Refah Doğru Yol hükümeti bugünkü anayasayla, siyasi iradenin hükümet olabileceğini ama iktidar olamayacağını bir kere daha kanıtladı bize. Refahyol iktidarda olmadığı için yeteri kadar sürtüşme yok. Refahyol hükümettir. Ama Türkiye'de hükümet olmakla iktidar olmak ayrı şeylerdir. Siyasete dönüş gündemde var mı? Şu anda dönüş gündemimde yok. Yaptım ve istenmedi. Türkiye'yi bu hale getirenleri tercih etti toplum, ona saygı göstermek lazım.
Kutu:
'Benetton Doğu yatırımını askıya aldı'
Luciano Benetton GAP'a geldi. Yatırım yapmayı düşünüyordu. Ne oldu? Böyle bir proje vardı. Türkiye'nin siyasetindeki istikrar bu pojelerin gerçekleşmesi için çok önemli. Biz kendi yatırımlarımıza sonuna kadar devam ediyoruz. Burası Türkiye biz bu toprakların çocuklarıyız. Bizler rekabet gücümüzü korumak için gerek yurtiçinde gerek yurtdışında faaliyetlerimizi rekabet gücümüzü sürdürmek zorundayız. Ama yabançıc yatırımcılar için aynı şey söz konusu değil.
Benetton vaz geçti yani.
Vazgeçtiğini söylemek doğru olmayabilir ama daha çekingen davrandığını ve daha tereddütlü davrandığı, bir süre askıya aldığını söyleyebiliriz.
Bunda gerek ekonomik gerek siyasi trend etkili oldu herhalde.
Ekonomik trend diyemeyeceğim. Çünkü Türkiye ekonomisi kendi dinamizmiyle çok sıhhatli gelişebiliyor ve içindeki faktörler birbirini dengeleyebiliyor. Türkiye'de Ankara piyasa ekonomisinin mantığı dışında bir müdahele yapmadığı sürece bir kriz beklemiyorum. Dış alemde beklemiyor. Her ne kadar yok saymak istesenizde kötü siyasetin ekonominin üzerindeki etkisi çok büyük. Yabancı yatırımcıların gözü ekonomik istikarardan çok siyasi istikrarın peşinde.
|