tarih tool

milliyet logosu
oral.gif

Çeteler savaşı

Zeynep oral

BUGÜNE dek Kara Afrika ülkelerine (Kenya, Uganda, Tanzanya, Burundi, Rwanda, Etiyopya'ya) hep "iş" için gittim. Bir kongrenin, bir olayın, bir sorunun peşine takılıp bunları gazetemde ve "Kara Sevda" (Milliyet Yayınları) kitabımda sizlerle paylaştım. O yıllar, Güney Afrika Cumhuriyeti'ne girebilmem olanaksızdı. Çünkü gazeteciydim, çünkü öteki Afrika ülkelerinde çok dolaşmıştım, çünkü ANC - Afrika Ulusal Kongresi'nin toplantılarına katılmıştım ve ülkede Apartheid rejimi egemendi. Irk ayrımına dayalı rejimin çökmesiyle, soluğu burada almıştım. Siyahların ilk kez oy kullanacağı seçim öncesiydi... Ve ülkenin en güneyindeki Cape Town'da, görkemli bir salonda, "özür dileriz" ve "bağışladık" mesajlarını veren De Klerk'le Mandela, gözlerimin önünde birbirlerine sarılıyorlardı. Tarihi bir andı... 1993'ün son günleriydi.
Bu kez başka... Bu kez, yalnız ve yalnız tatile gidiyorum.
Türk Hava Yolları, yeni bir uçuş hattı, İstanbul - Johannesburg hattını açınca ve promosyon niyetine uçuş fiyatını bir süre çok düşük tutunca, ilk işim bir uçak bileti satın almak ve tatile çıkmak oldu. Sonunda (on yıla yayılan sayısız Afrika yolculuklarımın sonunda) şu "Safari" denen şeyi yaşayacaktım...
Gelgelelim serde gazetecilik var. Ve doğrusu filler, aslanlar, leoparlar, gergedanlar tamam da, iktidar siyahlara geçtiğinden bu yana ülkede nelerin değişip nelerin değişmediği, insanların neleri düşündüğü, neleri tartıştığı, geleceğe bakışları daha çok ilgimi çekiyordu. Nabız tutmak için en uygun iki yer Soweto ve Cape Town'dı. On yıldır ertelediğim safari tatili, birkaç gün daha bekleyebilirdi...

"SOWETO AŞKIM"

Johannesburg'un 20 kilometre güneybatısında, 3 buçuk milyon nüfuslu bir kent Soweto. Dünyanın hiçbir yerindeki kentlere benzememesinin nedeni, temelinin dev bir yatakhane olarak atılmış olması. Beyazların sanayi devriminde, Johannesburg ve çevresinde çalışacak siyah işçilerin yatakhanesi... Zaman içinde büyümüş... On yıl öncesine dek "geçiş karnesi" olmayan hiçbir siyah Soweto'dan dışarı çıkamazdı. Kentin adı bile beyazların "pratik kafalarının" ürünü: İngilizce "South West Township", (Güney Batı Yerleşim Bölgesi)'nin kısaltılmışı...
Bugün, bu kentte üç tip yapı yer alıyor: Varlıklı siyahların, bahçeler ve duvarlar içindeki lüks villaları (en görkemlisi Winnie Mandela'nınki)... "Kibrit Kutusu" denilen, "çalışma izni" olanlar için yaptırılmış, askeri nizam içinde yanyana sıralanmış iki odalı evler (ki her birinde en az on beş kişi barınıyor) ve evi olmayanların, sazlık, bataklık ve çöplükler içinde kendi oluşturdukları elektriği, suyu olmayan teneke "kondu"lar... Bu sonuncular arasında mavi plastik kuleler dikkati çekiyor. Bunlar ortak tuvaletler... Varsıllığın ve yoksulluğun iki ucu arasında korkunç bir uçurum...
Soweto, aynı zamanda yıllar süren siyah direnişin kalesi. "Soweto hapşırırsa, Güney Afrika Cumhuriyeti sarsılır" deyişi bu direnişten kalma, ağızlardan düşmeyen bir söz. Ama Soweto aynı zamanda sistematik ırkçılığın acımasız laboratuvarı. Öyle çok ölüm, öyle çok işkence, öyle çok cinayet yaşandı ki bu kentte... Ellerinde ders kitapları ve "Biz öğrenciyiz, sakın bize ateş etmeyin" pankartından başka hiçbir şeyleri olmayan 600 öğrencinin soğukkanlılıkla öldürülmesinden, Orlando Stadyumu'nun önündeki kan gölünde 600 tomurcuğun çiçek açmasından sonra (1976'daydı) hiçbir siyah "Soweto Aşkım", "Soweto Sevdiğim" demeden, söz edemeze oldu bu kentten.
Bugün, Orlando Stadyumu'nun önü, gerçek bir çiçek bahçesine dönüştürülmüş. Üç yıl önce gördüğüm Soweto'yla bugünkü Soweto arasındaki başlıca fark, her köşede bir direniş abidesinin yükselmesi, olayların geçtiği yerlerin, ağaçlar, çiçekler, yontular ya da duvar resimleriyle, bellekleri terketmeyecek biçimde vurgulanması... Bir başka fark: Kenti Johannesburg'a bağlayan otoyolların ve ulaşım şebekelerinin üç yıl içinde şaşılacak biçimde geliştirilmiş olması. Artık trenlerden ve otobüslerden üzüm salkımları gibi sarkan insanlar yok. Bir de, Apertheid rejiminin sona ermesinden sonra kentte 20 ilkokulun daha açılması, üniversitenin genişletilmesi.

DEMOKRASİNİN BEDELİ

Ama belki de en önemli değişiklik yalnız Soweto'da değil, Johannesburg, Pretoria, Durban, Port Elizabeth ve hatta Cape Town gibi kentlerde en büyük değişiklik, hırsızlık, yankesicilik ve şiddet olaylarının artması.
Eski rejime, kin, öfke ve intikam duygularına dayalı bir şiddet tırmanışı değil söz konusu olan.
"Demokrasinin bedeli" diye açıklıyor çoğunluk bunu. Ve ekliyorlar: "Eskiden siyahların dünyasıyla beyazların dünyası birbirinden kalın duvarlarla ayrılmıştı. Ekonomik sınıfsal uçurumlar böylesine göze çarpmazdı"... "Adalet sistemimizdeki boşluklar... Hapishanelerdeki yoğunluğu gidermek için cezalar hafifletildi, sonuç bu oldu"... Bu yüzeysel gerekçelere rağbet etmeyenler daha derine parmak basıyor ve "yüzde 30'u aşan işsizliği" vurguluyor. Bir de siyahların bugüne dek eğitimden yoksun bırakılışlarına. (Üç yıl öncesine kadar, ilkokullar dahil olmak üzere tüm eğitim paralıydı. Şimdi devlet harıl harıl okul açma çabasında.)
Cape Town'da bir öğretim üyesi (beyaz) şöyle diyor: "Buradaki şiddetin, New York, Paris ya da Moskova'dakinden daha çok olduğunu sanmıyorum. Ancak dış dünyaya açıldığımızdan beri, turizm öyle bir sıçrayış gösterdi ki, turiste yönelik bir şiddet olayı olmasın diye neredeyse paranoyak bir tutuma girdik."
Bu açıklama ne denli doyurucu doğrusu bilemiyorum. Hele her sabah uyanıp yerel basında "çete savaşları"nın bilançolarını okuduğunuzda...
- "Çete" ve "çete savaşları" sözcükleri dillerden düşmüyor. Uyuşturucu ve silah kaçakçılığı, devletin ve polis teşkilatının içindeki mihraklar, bunların çetelerle işbirliği, siyasilerin her gün açıkladıkları yeni bir belge... İşte ülke gündeminin baş köşesine yerleşen konular... (Ne o, size bir şey mi anımsattı?)
Ben daha Türkiye'deki çete olaylarının içinden çıkamamışken, elbet bir hafta içinde onların çete savaşlarının sırlarını çözemedim. Ama çeteler içinde bir çete var ki, benimsediği vahşi yöntemlerle tüm dikkatleri çekiyor.
Çetenin adı PAGAD... Şu sözlerin baş harflerinden oluşuyor: "People Against Gangterism and Drug" yani "Gangsterliğe ve Uyuşturucuya Karşı İnsanlar".
Bu çeteyi, öteki çetelerden ve ülkedeki öteki siyahlardan ayıran özellik, Müslüman olmaları... İslam dininin özüne ve topluluğun adına bakarak, niyetlerinin iyi olduğunu sanabilirsiniz. Ancak yöntemleri dehşet verici. İçlerinde başka çeteleri barındıran ya da uyuşturucu kullanıldığına inandıkları evleri, mahalleleri yakıyorlar.
Cape Town'da ikinci günümdü: Bir gece önce kentin göbeğinde, iki sokak arasında uyuşturucu kullanan (satan değil, kullanan) 5 gencin üzerlerine benzin döküp yakmışlardı. Sabah, polis, kömürleşmiş cesetleri ve PAGAD imzasını buldu. Çocuklar 14 - 19 yaşlarında, biri beyaz, dördü siyahtı.
PAGAD, özellikle Cape Town ve çevresinde herkesin korkulu rüyası. Basında, bu çetenin "HAMAS" ve "Hizbullah" gibi şeriatçı örgütlerle ilişkisi olduğu vurgulanıyor.

YARIN:
"İTİRAF ET VE CEZADAN KURTUL"

[Ana Sayfa] [Siyaset] [Ekonomi] [Dünya] [Magazin] [Sanat] [Yaşam]
[Entellektüel] [Spor] [Köşe Yazarları] [Dizi Yazı] [Eğitim]