tarih tool

milliyet logosu

Mikrofon teslim

Edip Emil Öymen

İletişim öğrencilerine, hakkaniyete ve insafa saygılı, "objektif" haberciliğin kuralları okutulur. Ama öğrenciler, okullarında öğrendiklerinin, nasıl uygulandığını göremezler. Çünkü çoğu özel televizyonumuzun akşam haberleri, iletişim kurallarının tersidir.
Türkçe doğru dürüst cümle kuramayan, adeta sokaktan toplanmış çoluk çocuğun, önlerinde yazılı bir metin olmazsa nasıl kem - küm zırvaladıkları bir yana... Önünde yazılı metin olup, sözüm ona kontrol odasından direktif alanların da sığlığı, bönlüğü, genel kültürsüzlüğü, cehaleti bir yana... Ekrana çıkartılan haberlerin arasına, sinema filmlerinden sahneler ekleyerek, saçma sapan bilgisayar oyunlarıyla, garip ses tonlarıyla, yüz ifadeleriyle habere "heyecan" katmak bir yana... Bütün bunlar ve daha başkaları, iletişim öğrencilerinin şizofreni olması için ideal. Çünkü okuduğu Mersin ise, gördüğü Tersin. Büyüyüp de "onların" arasına katıldığında, kendisinden ne istenileceğini şimdiden gören öğrenci, şizofren olmasın da ne olsun?..
Bazı özel televizyonlarda Aczmendi ve benzerlerine, birbirine hakareti "diyalog" sanan tiplere ekranı teslim edip "İstediğin gibi konuş aslanım," diyerek haberciliği istismar edenler şimdi günah çıkartıyor. "Birileri" kulaklarını mı çekti? "Galiba ileri gittik" diyerek, bu kez de sorumsuzluklarını kınayanlara mikrofonu teslim edip "denge sağladıklarını" sanıyorlar. Ama yarın öbür gün, ekranı yine marjinallere bırakacakları kesin. Çünkü, önemli olan: Heyecan olsun.
Örnek aldıkları ciddi Batı - Anglosakson televizyon haberciliğinde ulusal haber bültenlerinde mikrofon, ekran, kimseye teslim edilmez. Ekrana, mikrofona çıkartılan kişinin, bunu uluorta bir propaganda fırsatı olarak kullanmasına izin verilmez. Çoğu özel televizyonumuzda hiç uygulanmayan bu ve bunun gibi kuralları Batı'da iletişim kitapları yazar. Bunlar bizde de okutulur. Ve okutulduğuyla kalır.

Stresli inekler

Türkiye'ye ithal edilen inekler Türkiye koşullarına uyum sağlayamamış. Bunu, Ziraat Mühendisleri Odası Gaziantep Şubesi Başkanı Recep Kaşmer söylüyor. Süt verimleri düşmüş. Çok sık düşük yapmışlar. Sık sık hastalanmışlar. Uyum sorunları yaşamışlar. Çünkü bu inekler çok hassasmış. Mekanları ve beslenme biçimleri farklılaşınca performansları eksiye geçmiş. Hasta değillermiş. Sadece yem yemiyor ve süt vermiyorlarmış. Streste oldukları belliymiş.
Sayın besiciye naçizane önerimiz: Bunlara bazı özel TV kanallarını izletin. Gülmekten yere yatacaklar. Stres hormonları yerine zevk hormonları işlemeye başlayınca süt bolluğundan kova sıkıntısı geçersiniz.

Eski hukuk

İngiltere'de tarla ve otlakları birbirinden ayıran çitler, yasa ile korunur. Yasanın tarihi 1765. Hayır, baskı hatası falan yok. Bundan 232 yıl önce kabul edilen bir yasa, hala geçerli. Çitlerle belirlenen arazinin kime ait olduğu da yine kadastroya kayıtlı. Bu arazilerin nasıl bölüneceği, nasıl genişletileceği de yasada yazılı. Bazen sadece sarmaşıklarla, bazen ağaçlarla, duvarla çekilen çitlerin sınırlarını gelişigüzel değiştirmeye kalkmak suç.
Flamborough kasabasının belediye meclisi, herkes yararlansın diye kasabanın kenarındaki çitleri devirip spor sahası yapmaya kalktı. 80 yaşında bir vatandaş itiraz etti. Belediye ile mahkemelik oldular. Vatandaş davayı kazandı. Yargıç, belediyenin usulsüz davrandığına karar verirken şöyle dedi: "İngiltere'de bir yasa eski ve az kullanılmaktadır diye yürürlükten kalkmaz. Bir yasayı, eğer parlamento isterse yürürlükten kaldırır."
Bitmedi... Mahkeme ayrıca, yasa gereğince koruma altında olan tam 60 bin kilometre uzunluğundaki çitlerin bakım ve onarımından belediyelerin sorumlu olduğunu hatırlattı.
Hukuk devleti mi guguk devleti mi diye hukukla dalga geçenlere ithaf olunur.

Şimdi de Pacino

Shakespeare, eserlerini sahnelensin diye yazmış. Hollywood da alıp alıp film yapıyor. Bu yıl, beyaz perdede Shakespeare bol. Romeo ve Jüliet geliyor. Hamlet geliyor. Ve Üçüncü Richard geliyor. Hem de iki tane birden. Biri İngiliz sanatçılarla yüklü. Diğeri Hollywoodcularla. Bunu belki bizim film dağıtıcıları daha sever. İçinde Al Pacino var diye. Ama, alıştıkları Al Pacino'dan farklı biri çıkacak karşılarına. Bizden uyarması...
Üçüncü Richard, Fatih ve Beyazıt II ile çağdaş ünlü cani İngiliz kralı. Profesör Mina Urgan, onun için şunları yazıyor: "Kambur, topal, çolak, gövdesinin her bir yanı eğri büğrü, aklın alamayacağı kadar ahlaksız bir canavardır. Tek istediği İngiltere tacını eline geçirmektir. Gerçi Altıncı Henry'i öldürmüştür ama kendisinden önce tahta oturmaya hakkı olan daha birçok kişi vardır ailesinde. Richard en yakınlarını birer birer ortadan kaldırarak aklına koyduğunu kolayca yapar. Çünkü Richard, kendini överek anlattığı gibi, bir insanın canına kıyarken gülümsemesini, sahte gözyaşları dökmesini bilir. Zekasının üstünlüğü sayesinde, yeryüzünde aldatamayacağı hiç kimse yoktur. Kocasını öldürdükten sonra, öldürdüğü adamın eşini cenaze töreninde kandırmanın ve onunla evlenmenin bile yolunu bulur." (İngiliz Edebiyatı Tarihi, 1986).
Yeni filmin senaryosu, yönetimi ve prodüksiyonu Al Pacino'nun. Alec Baldwin, Aidan Quinn, Winona Ryder ve Kevin Spacey diğer rolleri paylaşıyor. Su katılmamış bir Shakespeare izleyeceğini sananlar aldanacak. Film, eserin satır satır perdeye aktarımı değil. Böyle bir eserin perdeye aktarımında çekilen sıkıntıları da yansıtan orijinal bir sinema - tiyatro karışımı. Neden bunu tercih ettiği sorulduğunda Al'in yanıtı: "Benden önceki ulu sanatçılar Shakespeare'i yorumladı. Ben, daha farklı bir şey yapayım dedim. Filme, oyundan sadece bölümler koyduk. Ve çekimin belgeselini yaptık."
Gerçekten de filmde Al Pacino, New York sokaklarında dolaşıp, önüne gelene Shakespeare hakkındaki görüşlerini soruyor. Eserlerini sahnede yorumlamış ünlü sanatçılarla konuşuyor. Ve "Amerikalılar, Shakespeare oynamalı mı?" diye de soruyor... Al Pacino'nun, iki kez sahnede Üçüncü Richard rolüne çıktığını da ekleyelim...

Satılık gaz

ABD, 100 milyon metreküp helyum gazını özelleştirecek! Halen Texas'ta Amarillo'da hava kuvvetleri deposunda saklanan helyum gazı, 1925'te zeplinlerde kullanılmak üzere üretilmiş. Ama uçağın, zeplinin yerini almasıyla elde kalmış. Şimdi hükümet, gaz satarak Hazine'ye 1.4 milyar dolar gelir umuyor... Milleti gaza getirme konusunda gitgide güçlük çeken politikacılarımız bu fırsattan yararlanmak isterse, şartnameyi Amerikan Büyükelçiliği'nden edinebilirler.
Amerikan hükümeti ünlü bir gayrımenkulünü de elden çıkartacak: New York limanı girişindeki Governor's Island. Burası, Kıyı Koruma Komutanlığı'nın karargahı. Özgürlük Anıtı'nın bulunduğu Özgürlük Adası'na komşu. Tam karşısında Manhattan. Sağı solu gemi geçiş yolu. Çarşıya pazara biraz uzak ama adada helikopter pisti var. Manhattan'ın ucundan da şehir hatları. Satış fiyatı henüz belli değil. Bu bilgiyi de, ömrünün geri kalan kısmını deniz havalı bu güzel New York adasında geçirmek isteyen politikacılarımız varsa diye veriyoruz...

[Ana Sayfa] [Siyaset] [Ekonomi] [Dünya] [Magazin] [Sanat] [Yaşam]
[Entellektüel] [Spor] [Köşe Yazarları] [Dizi Yazı] [Eğitim]